Tekil Mesaj gösterimi
Eski 13.07.13, 16:53   #9
SerseriGezgin
Cehennem Yolcusu

SerseriGezgin - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: Oct 2011
Yaş: 33
Konular: 1428
Mesajlar: 7,266
Ettiği Teşekkür: 29582
Aldığı Teşekkür: 32296
Rep Derecesi : SerseriGezgin şöhret ötesinde bir itibarı vardırSerseriGezgin şöhret ötesinde bir itibarı vardırSerseriGezgin şöhret ötesinde bir itibarı vardırSerseriGezgin şöhret ötesinde bir itibarı vardırSerseriGezgin şöhret ötesinde bir itibarı vardırSerseriGezgin şöhret ötesinde bir itibarı vardırSerseriGezgin şöhret ötesinde bir itibarı vardırSerseriGezgin şöhret ötesinde bir itibarı vardırSerseriGezgin şöhret ötesinde bir itibarı vardırSerseriGezgin şöhret ötesinde bir itibarı vardırSerseriGezgin şöhret ötesinde bir itibarı vardır
Ruh Halim: Ruhsuz
Standart Cevap: Günde İki Litre Şarap İçiyorum - Tezek(Blog Yazısı)

Beyaz

En temizimizdir. Çünkü en ispiyoncumuzdur. Çünkü en bencilimizdir. İçine girmeye çalışanı deşifre eder. İnsanın beyaza imrenmesinin altında, kendi bencilliği yatar. Kendisi dışındakini benimsememek beyaza özleme dönüşür. Çünkü bunu doğada en iyi beyaz becerir. Beyaza imrenen ispiyonculuğumuz ve bencilliğimizdir. İyi olmaya çalışırken beyaza meyil eden. Kötüyü seçerken siyah der. Çünkü siyah iyi saklar. Geceler de siyahtır. Herşeyi örten siyah, beyaz olmaya çalışan bizlerin pisliklerini örtmek için var.

Gündüzümüz ve gecemiz bu yüzden farklıdır. Gündüz rutinin hizmetindeki insan gece kurtadam olabilir. Gündüz beyazı oynayan, gece siyahın koruyuculuğuna teslim olur.


Oysa aborjin kardeşim, şehirler arası terminallerde karşılaştığımız gibi, bir daha görüşme olasılığımın olmayacağı, park sandığımız yerin aslında otobüs terminalinden farklı olmadığını anlamayacak kadar sığ olduğumuzun. Aslında yanından geçen her insanın bile sana ilk ve son görüntüyü sunduğunu eş geçeceğin nankör yaşamın birer kölesiydi. Atom bombası yapsan yüreğini patlatsan, aslında doldurman gereken boşluğunun ötesinde bir anlam ifade edemeyeceğin bir yaşam sana kollarını açmakta…

Neyse ayna karşısında ki tezege geri dönelim. Uyumak dışında çözümü olmayan, uyandığında ise yok lan şu an rüyadayım diyen kardeşe geri dönelim. Aynaya bakarken, kendimi görmek katlanılması en zor şeylerden biriydi. Oysa filmlerdeki gibi olmalıydı. Becermiştim kaçmıştım. Ulan niye aynada hala ben vardım. İki yol vardı önümde, ya beni kabullenmek. Yada öldürmek. Öldürme lüksüm, benim dışındakilerinden dolayı elimden alındığı için. Elimde var olanı kabullenmek öğrenmem gereken seydi. İşte asıl hikaye burda başlıyordu…

Chapter türk türkü gurbette ...

Bu sözü hepiniz bilirsiniz ama çok azınız tatmıştır. Benim için yeni bir dönem başlamıştı, ve hesaba hiç bir şeyi katmamıştım. Katsam da evdeki çarşıdakine uymuyordu zaten. Cepte ki parayı bitirmeden iş bulmak lazımdı. İş bulmak zor iştir bilirsiniz. Ama dilini bilmediğiniz bir ülkede iş bulmaya çalışmak, zor denilen şeylerin sınırlarını zorlamaktan geçiyordu. Abi her işi yaparım diyebilecek kadar bir lüksünüz olmaz. Bütün bu koşullar sizi türklerin kucağına iter.

Türklerin kucağında oturmanız gereken ve içine almanız gereken koca bir *** bekler sizi. Ağlarını ören örümcekler gibi sizi beklerler, çünkü o s...n gönüllü g...verenleri olarak, onlara kanınızı emmelerine izin verirsiniz. En s..r boktan ise saatine en az 20 dolar verilen bir ülkede saati 8 dolara köpek muamelesi yapılarak çalışmaya ok demek zorundasınızdır. Abi neden 8 dolar deyince, işine gelmiyorsa çalışma kardeş lafını işitmeniz kaçınılmazdır. Zaten öyle bir got kimsede olmadığı için herkes tamam abi der.

1. Dünya ülkesinde 3. Dünya ülkesinin kuralları hala geçerlidir. Tezek kardeşiniz okula başlamıştır. Her dünya dan insan var. Herkes hafta sonu hangi eğlenceye gitsek, avustralyanın neresini keşfetsek derken, haftasonu kaç para kazanırım hesabı içinde boğulup durursun.

Aradan 3 ay geçmesine rağmen saati 8 dolara çalışabileceğim bir iş bile bulabilmiş değilim. Para suyunu çekmekte. Alkol büyük bir lüks, öğle yemeğinde en ucuz şey olan patates kızartması mayonezle mideye inmekte ( 4 dolar). Diğer türk öğrencilerle tanışmış durumdayım. Çoğu zengin piçi, bu gece hangi club a gitsek diye hesap yapan tipler.

Okulda job club (iş bulma klübü) var ama ingilizcemden dolayı, tuvalet temizlemek bile imkansız. Para bitmek üzere, eve yürüyerek gidiyorum. İntihar düşüncesi baya ağır basmakta. Yılbaşı zamanı herkes tatilde. Bir restoranın önüne geliyorum. Bulaşıkçı aranıyor yazıyor. İçeri giriyorum, ilan için geldiğimi söylüyorum. Cv istiyorlar. Heryere cv vermekten elde cv kalmamış. Sinirleniyorum biraz, ulan bulaşık yıkamak için ne cv si demeye çalışıyorum. Restoranın sahibi olan kadın geliyor. Ne oluyor burda gibisinden bize bakıyor. İşe ihtiyacım var diyorum. Tamam diyor gel ofise geçelim. Deneyimin var mı diyor. Neden cv in yok vs. Bitti diyorum. Tamam pazartesi gel başla diyor.

Pazartesi akşam 4 te iş başı yapıyorum. Bi tane asyalı eleman var, 1 hafta sonra ayrılacak. Bana yapmam gerekenleri öğretiyor. En önemli şey hızlı olmalısın diyor. Olabildiğince hızlı. Tabaklar nereye konulacak, kaşıklar nerde duracak, mutfak nasıl temizlenecek anlatıyor. Mutfak acayip telaşlı siparişler hava da uçuşuyor. Aşçılar tava lazım, kepçe lazım diye bağırıyor. Nefes almadan bulaşık yıkıyoruz. Yıka yerine köy onlar kullansınlar sen yine yıka yine yerine köy. Camdan bakıyorum içerde mutlu bir kalabalık ellerinde kadehler, güzel kıyafetler. Ben onların mutluluğunun bir parçası olarak, pisliklerini temizliyorum.

Artık çok hızlıyım. Aşçılar bile şaşıyor hızıma. Ayakta dikilmiş bulaşık bekliyorum. Patron olan kadın içeri giriyor. Ben burda kimsenin bir şey yapmadan ayakta durmasını istemiyorum diyor. Aşçı duvarları ve kapıları sil lan diyor bana . Hızlı ve dürüst olmanın bedelini yine ödüyorum. Oysa ağırdan alsana sık kafalı. Amaç iş yapıyor görünmek değil mi? O zaman anlıyorum, çok fazla dürüst olmaya gerek yok. Zaten aşçı gelip kusura bakma, sen işini iyi yapıyorsun ama bu o.sp. böyle diyor.

Günde 4 saatte üstümden tren geçse de, haftada 350 dolar kazanıyorum. 200 u kiraya gidiyor. 150 sini bozdur bozdur harca. Eve gelir gelmez düş alıp zibarıp, ertesi gün okula kalkıyorum. O sıralar tr ye dönmekte olan bir arkadaş restoranda benim yerime geç 450 yaparsın diyor. Cazip bir teklif. Beni patronla tanıştırıyor. Anlaşıyoruz. Bulaşıkçılığı bırakıyorum. Başka bir bulaşılıkçılığa başlıyorum. Mekan farklı sıkış aynı sıkış. O sırada okulun job club dan haber geliyor, bir otelde iş bulmuşlar bana. Sabah 5 te iş başı yapacağım sabah 9 a kadar 4 saat çalışacağım. Zorlu bir süreç başlamakta. Sabah 4 te kalk, 5 ten 9 a kadar çalış. 9;30 da ders başı yap. Akşam 15:45 ders bitsin, bisiklete atla şehre git saat 16;00 da ise başla 23;00 a kadar çalış. Tam 4 ay dayanabildim buna

Bütün bunları yaparken, yaşamak bu mu lan diyor insan. Yani sırf kalbim atsın diye, bunlara neden katlanıyorum diye sormaya başlıyorum kendime. Maaşımı hep yarım ödeyen türk restoran sahibinin bir gece pilini pırtısını toplayıp, bana 4000 dolar takip kayıplara karışacağından haberim yok henüz. Yarı fiyatına çalıştığım yer, yarısını bile ödemeden ortadan kaybolacaktı.

İşte o sıralar da bir şeyler karaladım. Alın okuyun ve bu günlük yeter uyumam lazım.
__________________











Geçen zamanın cevapları, bugünün sorularına ışık vermiyor, geleceği de belirsiz kılıyor.

SerseriGezgin Şu Anda Forumda.   Alıntı ile Cevapla
2 Üyemiz SerseriGezgin'in Mesajına Teşekkür Etti.