Tekil Mesaj gösterimi
Eski 13.07.13, 17:04   #13
SerseriGezgin
Cehennem Yolcusu

SerseriGezgin - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: Oct 2011
Yaş: 33
Konular: 1428
Mesajlar: 7,295
Ettiği Teşekkür: 29582
Aldığı Teşekkür: 32374
Rep Derecesi : SerseriGezgin şöhret ötesinde bir itibarı vardırSerseriGezgin şöhret ötesinde bir itibarı vardırSerseriGezgin şöhret ötesinde bir itibarı vardırSerseriGezgin şöhret ötesinde bir itibarı vardırSerseriGezgin şöhret ötesinde bir itibarı vardırSerseriGezgin şöhret ötesinde bir itibarı vardırSerseriGezgin şöhret ötesinde bir itibarı vardırSerseriGezgin şöhret ötesinde bir itibarı vardırSerseriGezgin şöhret ötesinde bir itibarı vardırSerseriGezgin şöhret ötesinde bir itibarı vardırSerseriGezgin şöhret ötesinde bir itibarı vardır
Ruh Halim: Ruhsuz
Standart Cevap: Günde İki Litre Şarap İçiyorum - Tezek(Blog Yazısı)

Chapter; katlanılması gerekenler.

Oysa ne hayallerle gelmiştim. Bende feleğin çemberini kıracaktım. Bende başaracaktım. Ama bulaşığa geri dönmek zorunda idim. Türk patron kötü sıkmıştı, mahkemeye gitsem anasını şikerdim ama avukatın parasını kim ödeyecekti. Kayıt dışı çalıştığımı öğrenirlerse bende nanayı yiyecektim o yüzden içime aldığımı sindirmem gerektiğini biliyordum. Başka bir iş bakıyordum. Okulun iş bulma klübü ne yine gittim. Durumun ne denli boktan olduğunu anlattım. Ve elimde ingilizcemin idare eder seviye de olduğu bir belge vardı. Okul bitmiş olmasına rağmen yine de yardım ettiler.

Bir stadyumda iş buldular yine bulaşıkçı olacaktım. Elime adresi verdiler, yarım saat öncesinden kapıdaydım. Amina koduğumun koca stadyumunda mutfağı bulamıyordum. Zaman daralıyordu, kan ter içinde koşuyordum. Sonunda biri yardım etti mutfağa girdim. Hayvan gibi büyük bir mutfak, herkes bir yerlere koşturuyor. Beni kel hafif göbekli, yüzü gülen bir eleman karşıladı. Ben nefes nefeseyken bana sorular soruyordu. Hangi ülkedenim felan, ben nerde neyi yıkacağım ona bakıyordum. Sen beni dinlemiyorsun dedi, hangi ülkedensin dedi. Tr dedim. Bir kahkaha patlattı aha dedi seninle iyi anlaşacağız. Bir an için türk sandım elemanı. Sen nerden dedim. İtalya dedi. Adamın tavırları çok insanı idi. Hayatımda hiç görmediğim kadar büyük bir bulaşık makinasını kullanmayı öğretiyordu bana. Tabakları direk makinaya koyarken, tepsileri yıkamak lazımdı. Çünkü yapışan etler patatesler makina da temizlenmiyordu. Saat sabah 10 du. Hep önce tepsiler tabakları sıktır et diyordu.

Ölümüne kazıyordum etleri tepsiden, bir yandan sıcak şu püskürtüp bir yandan bulaşık teli ile kazıyordum. Başarısız olmak gibi bir lüksüm yoktu. O an bir adam geldi uzun 2 metre var yapılı bir şey, elini uzattı benim adım john bu mutfağın patronuyum dedi. Bende kendimi tanıttım. Elini omzuma koydu, burda çalışmaya geldin kendini öldürmeye gelmedin dedi. 2 saat sonra başka bir eleman gelecek. Saat 5 te 4 eleman daha gelecek ve gece 12 ye kadar burda kalacaksın dedi. Ne demek istiyorsun gibi baktım adama. Bu şekilde devam edersen gece 12 ye kadar çalışamazsın dedi. Sonra bizim kel italyanı çağırdı. Hızlı bir şekilde konuşuyorlardı herşeyi anlayamıyordum. Kel italyan (tony) yanıma geldi. Turkish dostum, ben burda 7 yıldır çalışıyorum bu eleman ilk kez biri için yavaşlasın diyor dedi. Kendini öldürme, normal hızda devam et dedi.

Aradan 7 saat geçmişti, bacaklarımı hissetmiyordum. Soluduğum şu buharı nedeniyle, burnum sürekli akıyordu. Yıkadığım yağların buharını soluduğum için. Burnumdan sanki yağ akıyordu. Diğer elemanlar da gelmişti. Benim gibi 3. Dünya ülkesinden elemanlardı. John geldi tony e bişiler söyledi. Tony önlüğünü çıkar gel dedi. Takip ettim elemanı stadyumun localarından birindeydik. Önümde bir tabak yemek vardı. Uzun süredir oturmamıştım. Bacaklarımda ki her hücreyi hissediyordum sanki. Yorgunluktan aç olduğumu unutmuştum. Stadyuma baktım 40 bin kişi rugby izliyordu. Bağıranlar coşanlar. O manzaraya baktım bir süre. Tam bir şeyler yemek için tabağa yöneldim. 120 dolar dedi. Korkarak baktım yüzüne. Ye sen sana bedava dedi. Ama bunun için 120 dolar ödüyor müşteriler dedi. Tabağa baktım. Tr de asgari ücretle çalışan biri anca 2 yada 3 tabak alabilirdi bir ay çalışarak.

Bulaşıkçıydım ama zengin kesimin yediğini yiyordum. Ulan bunun neyine 120 dolar veriyorlar diyordum içimden. Meğer verdikleri o 120 dolar, yemeğe değil kendilerini değerli hissetmek için, önemsiz bir şeyi gerektiğinden fazla bir fiyata almanın huzuruymuş.

Mola bitmişti yine iş başında idim. Bu sefer bulaşık yıkamak yerine, yıkananları yerine taşıyordum. Saat 23:00 ölmüştü, bütün aşçılar stadyumdaki bütün seyirciler gitmişti. Bir çöpçüler kalmıştı bir de bizler. Garsonlarda ufaktan gidiyordu. Daha fazla bulaşık gelmiyordu ama ben bedenen bitmiştim. Tony bana bir baktı sonra kayboldu iki dakka sonra elinde enerji içeceği ile geldi. Bacaklarım titriyordu artık. Ellerim bembeyazdı şu içinde kalmaktan. Bana döndü sen dedi sorumlususun buranın ben diğer mutfakları kontrole gideceğim. Yapacağımız şeylerinde listesini verdi. 1 saate burda olacağım hepsi bitmiş olsun dedi. 3000 kişinin bulaşığı bitmiş. Etrafı toparlamaya başlamıştık. Ben yerleri süpürüyordum. Tony geldi baktı mutfağa aferin dedi. Bana döndü sen gel dedi. Diğerleri devam ediyordu. Yemek yediğimiz loca ya gittik. Usulca cebini karıştırdı, bir kağıt çıkardı. Benim gözlerim iyi görmüyor şuraya adını ve telini yaz dedi. Seni iş olunca arayacağım. Ok dedim yazdım. Biz seni ararız muhabbetini bildiğimden dolayı, arayacağını düşünmüyordum.

Gece 1 di herkes birbirine teşekkür etti. Eve gidiyordum. Sanki o mutfakta 1 yıl geçirmiştim. Daha 20 dakika bisiklet sürmek zorunda idim. Yağmur yağıyordu. Ne hissettiğimi hissedemeyecek kadar yorgundum. Bisikletin tekeri şu birikintilerini yararken, gözlerimi yağmurda kısarak pedal çeviriyordum. Doğmadan önce seçim şansı verselerdi bunu istermiydim acaba?

Yağmurun verdiği en büyük özgürlük ise ağlarken kimsenin bunu anlamaması idi. Evde ne bir taş sıcak çorba ne de sıcak bir sarılış bekliyordu beni.

Eve vardığımda yorgunluktan uyuyamıyordum. Ertesi gün çok daha ağrılı olacaktı biliyordum. Sabah uyandığımda, soluduğum tüm yağlar, burnumdan yastığa akmıştı. Ve heryerim ağrıyordu. Kalktım düş almaya. İşte o su bedenimden dökülürken, aslında çoğunuzun yanından bile geçemeyeceği bir huzur içindeydim. Yaşam ne güzel şeydi, 5 dakikalığına hissetsem bile ne güzeldi.

Aradan 2 gün geçmişti tony arıyordu. Yine o neşeli sesi ile hey turkish kardeşim nasılsın, yarın iş var gelirmisin diyordu. Gelme ne kelime demek geçti içimden. Ama bir yandan da kendimi hazırlıyordum. Hala vücudumda ağrılar vardı. Bu sefer kimseler yoktu stadyumda. Ne yapacağız tony dedim. Patates kızartılan makinaların yağlarını değiştireceğiz dedi. Normal de tek başıma yapıyorum ama john seni çağırmamı istedi dedi. Evet iş tek kişilikti benim yaptığım hiç bir iş yoktu sadece tony ı izliyordum. Ama tehlikeli bir işti. Çünkü yağları süzmeden önce 200 dereceye kadar ısıtıyorduk. O zaman gördüğüm manzaradan anladığım kadarıyla mcdonalds lar da yediğimiz patatesler aslında boktan daha berbat tı. Akşama kadar hemen hemen hiç bir şey yapmamıştım. Ama aynı parayı alacaktım. Bende şaşırıyordum bu arada tony ı dinliyordum konuşmayı çok severdi.

An aklıma 17 yaşımdayken, izmirde bir kargo şirketinde ise girişim geldi. İlk gün 1 ton yük taşıdıktan sonra, kaçmıştım. Avukatları ile karakola gelen dayım. Neden kaçtın yarın belki 100 kilo taşıyacaksın demişti. O zamanlar anlamamıştım ama. Bu sefer kaçmamıştım. Tony hep sen türksun akıllısın, burası böyle akıllı olursan iyi iş alırsın diyordu.
__________________











Geçen zamanın cevapları, bugünün sorularına ışık vermiyor, geleceği de belirsiz kılıyor.

SerseriGezgin isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
3 Üyemiz SerseriGezgin'in Mesajına Teşekkür Etti.