Tekil Mesaj gösterimi
Eski 13.07.13, 17:08   #14
SerseriGezgin
Cehennem Yolcusu

SerseriGezgin - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: Oct 2011
Yaş: 33
Konular: 1426
Mesajlar: 7,248
Ettiği Teşekkür: 29577
Aldığı Teşekkür: 32264
Rep Derecesi : SerseriGezgin şöhret ötesinde bir itibarı vardırSerseriGezgin şöhret ötesinde bir itibarı vardırSerseriGezgin şöhret ötesinde bir itibarı vardırSerseriGezgin şöhret ötesinde bir itibarı vardırSerseriGezgin şöhret ötesinde bir itibarı vardırSerseriGezgin şöhret ötesinde bir itibarı vardırSerseriGezgin şöhret ötesinde bir itibarı vardırSerseriGezgin şöhret ötesinde bir itibarı vardırSerseriGezgin şöhret ötesinde bir itibarı vardırSerseriGezgin şöhret ötesinde bir itibarı vardırSerseriGezgin şöhret ötesinde bir itibarı vardır
Ruh Halim: Ruhsuz
Standart Cevap: Günde İki Litre Şarap İçiyorum - Tezek(Blog Yazısı)

Chapter; tony

İtalyadan askerlikten dolayı kaçmıştı kaderlerimiz uyuşuyordu. Yaşam hikayesini anlatmayı seviyordu. Benim aksime paranın dibine vurmuştu peki neden mutfakta çalışıyordu, bu hikayesinde gizliydi.

Babası ikinci dünya savaşı sırasında kaçmıştı avustralyaya, kendisi de kaçmak durumunda kalmıştı. İlk 5 sene her gün ağladığını söylüyordu. Sonra kardeşi ile bulunduğum şehir de ilk nightçlub i açmıştı. Bana dediği şey, nightçlub in kapısını açtığım da zengindim. Altımda ferrarı vardı diyordu ama bana pek inandırıcı gelmiyordu. Sonradan resimlerde görünce gerçek olduğunu anladım. Night club da çok para yapmaya başlayınca başı mafya ile derde girmişti. Nede olsa eleman italyan kökenli, baya direnmişti, ta ki bomba koyup 6 kişi öldürülene kadar. Avustralya dan kaçmak zorunda kalmıştı, 2 yıl çevre ülkelerde yaşamıştı.

Sonra gelip restoran açıp devam etmişti hayatına. Ardından 15 tane coffee shop açıp paranın yine a..a koymuştu. Tabi bu süre içinde 3 tane kalp krizi geçirmişti. Her sabah ilaç içiyordu kanını sulandırması için. Zamanla baba ile oğul gibi olmuştuk. Benim paraya ihtiyacım yok, benim shiftlerim senin diyordu. Ailesi ile tanışmıştım. Adım turkish baştard olmuştu. Bütün mutfakların sorumluluğunu bana bırakıyordu. Hayatta kimseden öğrenmediğim piçlikleri ondan öğreniyordum, zaten bunlara değineceğiz merak etmeyin.

Yılbaşı geliyordu, tornuna ufak bir motosiklet almıştı. Torunu dinazorları çok seviyordu. Bana bir kaç çıkartma yap motosikletin üzerine yapıştıralım diyordu. Yahu 8 yasında ki elemana böle bişi almışsın çıkartmaya neden takıldın diyordum sen anlamazsın diyordu. Motosiklet dediysem çocuklar için lan, uzaktan kumandası bile var hızlı giderse hızı kesiyorsunuz. Tony ı baya salladım. Neyse sonunda yaptım. Aldı eline baktı, son of a bitch çok beklettin beni dedi. Elinde çıkartmalar hesap yapıyordu. Bu olaylar dan 1 hafta önce, ulan tony olmazsa ne sıkımı yerim bu dünya da diyerek düşünüyordum. Araba almaya karar vermiştim. Sürebileceğimden değil, birine rica ederim beni bir yere götürür diye. Tony e araba alicam beni cukkalamasınlar yardımcı ol dedim. Ne kadar para vericen dedi 1000 dolar dedim güldü. Ok dedi ben bi araştırayım. Bir araba bulmuştum. Özelliklerini söyledim. Sen dedi araba konusunu unut. Ben sana zamanı gelince söyleyeceğim dedi. Cuma günüydü beraber çalışıyorduk. Dedi arabayı buldum. Dedim ne kadar 6000 dedi. Bu sefer ben güldüm. Satıcıya ne vericem tony dedim. Ben alicam dedi yılbaşı hediyesi olsun sana. Birşeyler yanlış gidiyordu. Güle oynaya ayrıldık. Omzuma iki kere dokundu ayrılmadan.

Cumartesi sabahı uyandım. 19 december 2009 du. Tel de 3 tane cevapsız çağrı vardı. İş yerinden bir kız aramıştı. Saat 14 te ise başlayacaktım. Kızı aradım. Tony dedi. Eee dedim. Kalp krizi geçirmiş dedi. Hiç aklıma gelmedi bunu da yener diye düşündüm. Ne oldu dedim. Kız ağlıyordu. Lan daha dün sakalaşıyorduk. Lan daha bana dün söz vermişti araba alacaktı. Tornuna çıkarmalar yapmıştım. Lan niye lan. Ölüm yutmak zorunda olduğumuz en büyük gerçekti. John aradı, asker disiplini olan hayatta hiç gülmeyen adam ağlıyordu telde. Senin baban benim kardeşim oldu dedi. Bu gün çalışabilecekmişin dedi. Deneyeceğim dedim. Mutfağa gittim ölüm sessizliği hakimdi. O 2 metrelik adam 10 yıllık güleç dostunu kaybedişinin ardından, bana sarılıp ağlıyordu. Hepsi biliyordu bizim aramız çok iyiydi. Millet benden birşeyler beklerken ben bulaşıklara döndüm. Aynen tony nin öğrettiği gibi yıkamaya devam ettim.

Ulan hayat, katmadın bağrıma onurlu gururlu diye bilinenden olanı. Şimdi ben bunun mantıksal açılımını yapmaya kalkıyorum bünyelere. Yeniyi yaratmanın bu, bağrı törpüleyen yollarında harcayacaksın beni galiba.

Vajina için yaratmaktayım bu dünyaları, allah belanı versin neden saçları jölelemek yetmiyor bana.

Ve gözlerini dikerek üzerimize, bu yaşanılası gecenin mükemmeliğini anlatırcasına “mutlulukta neymiş” dedi.

Kanı donduran bir soğuk gibi bağlı olduğumuz benliğine hayran bakışlar besledik. Ve üretilmesi gereken ne kadar yüce şey var ise ona aitti. Sınırlarımızı biliyor olmamızın çaresizliği içinde heybetinin gölgesinde ona methiyeler düzdük.

Bir an döndü ve sanki “var oluşun adaletsizliğinin önündeki tek engel tanrıdır” dermişçesine bize baktı. Anladık ki adaletsizliğe karşı tek avuntumuz olan tanrımızı istiyor bizden. Yıkıl ve eri…

İçimize içimize düşerken böyle kurumuş yapraklarımız, etrafımıza kin kusacağız bu rüzgar sizden diye. Benliğinin derdine düşmüşsün aslında,

Sana bir avuç anlamsızlık getirdim. Yitip gitmiş alkollü bir benliğin duyumsadığı. Ve yağmurun zeminle buluşma sesi, sonsuz bir abide oluyor benliğimde. Bir müzik dinliyorum yağmurdan. Nefes alışlarım anlamsızlıklarım hayatta kalsın diye.

Ellerimle yüzümü yokluyorum, ellerimle arıyorum yitip gitmişliğini. Bağrıma saplanan varoluşun, çürük tahta evimden sizıcak içime.
Yağmur yağıyor, damlalar içimize içimize, düşüyor.

Tony de gitmişti, 1 hafta sonra cenaze töreni yapılacaktı. Çalıştığımız her yerde anılarımız vardı. Hatta bana bir gün bir şey anlatıyor du. Bak diyordu, bu avustralyalılar hep kendini düşünür, senin bunu öğrenmen lazım. Kendi gotleri rahatsa sana fuck off derler diyordu. Bunu çok iyi öğrenmelisin kimseye esseklik etme kendi kıçını kolla.

Bu konuşmanın üzerinden bir kaç gün geçmişti.Maç Günüydü, akşam 10 gibi benim mutfağı aradı, dedi tezek zor durumdayım burda, bana acil iki eleman yolla. Tony dedim walla ben rahatım. Pls fuck off. Önce bir afalladı, sonra bastı kahkayı, çabuk öğreniyorsun dedi. He dedim sıkımde değil walla eleman falan yollayamam sana. Ulan benim öğrettiğimi bana mı uyguluyosun dedi. Tabi içim elvermedi yolladım 2 eleman.


Cenaze töreni günü gelmişti. Ama ben çalışıyordum. Manager s.ksen de seni yollayamam dedi. Gerçekten çok yoğun bir gündü. Sonra patronun kızı geldi. Hadi gidiyoruz dedi, dedim manager izin vermiyor. Bana baktı patron kim dedi? Managere de fırçayı kaydı aldı beni arabaya cenazeye gidiyorduk. Hala inanamıyordum öldüğüne. Hayatım da ilk kez klişeye gidicektim. Üstüm başım pislik içindeydi. Herkes güzelce giyinmişti. Ben aralarında sırıtıyordum. Bizdeki gibi olmuyor cenaze törenleri, daha bir sakin, daha bir durgun. Kiliseye girince elimize bir kitapçık tutuşturdular. Tony nin hayatı resimleri dualar vs. Kitapçık bile çok şey anlatıyordu onun hakkında, karısı ve kızları ağlayarak konuşma yaptılar. Sevdiği şarkıları dinledik. Peder konuştu dua vs etti. Kardeşi gelmişti italyadan, tam bir mayfa babası görüntüsü vardı. Zaten öyleydi. O an bir şey fark ettim. Onca kalabalık içinde, bendim en yakın olan ona. Her gün yaşadığımız gibi cenazesinin huzurundaydım. Sırayla cenazeye bakmaya gidiyordu insanlar. Tereddüt ettim gitsem mi diye. Çünkü onu hep güleç yüzü ile hatırlamak istiyordum. Bir cesaretle sıraya girdim. Yüzüne bakınca lan niye lan şimdi sıraşımıydı bunun diye bağırmak geçti içimden. Öylece uyuyordu orda. Ağlayamıyordum yine. Ta ki tabut alınıp cenaze arabasına gidene kadar. O anladım ki gidiş o gidişti.

Geri çalışmaya dönmüştüm. Kitapçık yanımda idi. Herkes sen süpervisor olacaksın diyordu. Umrum da değildi. Aradan 3 hafta geçti. Beni toplantıya çağırdılar. 18 mutfağın sorumluluğunu sen alacaksın, elemanları sen kontrol edeceksin. Kim ise girecek kim çıkacak sen kontrol edeceksin dediler. Saat ücretime de zam yapacaklarını söylediler. Zaten tony ölmeden bu yapacağım şeylerin çoğunu bana yaptırıyordu. Bütün sorumluluğunu bana yıkmıştı. Ama kağıt üzerinde o sorumlu idi.
__________________











Geçen zamanın cevapları, bugünün sorularına ışık vermiyor, geleceği de belirsiz kılıyor.

SerseriGezgin isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
4 Üyemiz SerseriGezgin'in Mesajına Teşekkür Etti.