Tekil Mesaj gösterimi
Eski 13.07.13, 17:21   #18
SerseriGezgin
Cehennem Yolcusu

SerseriGezgin - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: Oct 2011
Yaş: 33
Konular: 1426
Mesajlar: 7,248
Ettiği Teşekkür: 29577
Aldığı Teşekkür: 32264
Rep Derecesi : SerseriGezgin şöhret ötesinde bir itibarı vardırSerseriGezgin şöhret ötesinde bir itibarı vardırSerseriGezgin şöhret ötesinde bir itibarı vardırSerseriGezgin şöhret ötesinde bir itibarı vardırSerseriGezgin şöhret ötesinde bir itibarı vardırSerseriGezgin şöhret ötesinde bir itibarı vardırSerseriGezgin şöhret ötesinde bir itibarı vardırSerseriGezgin şöhret ötesinde bir itibarı vardırSerseriGezgin şöhret ötesinde bir itibarı vardırSerseriGezgin şöhret ötesinde bir itibarı vardırSerseriGezgin şöhret ötesinde bir itibarı vardır
Ruh Halim: Ruhsuz
Standart Cevap: Günde İki Litre Şarap İçiyorum - Tezek(Blog Yazısı)

Chater; zaman

Geçmiş pişmanlıklarımızın, gelecek ise umutlarımızın yığıldığı alanlardır. Biz ise şimdi ki zamanda plan yaparak geçiririz ömrümüzü, başarısız olursak geçmişteki pişmanlıklarımıza bir yenisini katarız. Kum saati gibidir ömrümüz, sürekli geçmişe düşer, var olduğumuz yer o ince beldir. Zaman durmaz akar, bir gün hepimiz gitmiş olacağız. Kabullenmesek de bu bir bayrak yarışıdır.

Şimdiki zamanda bulaşık yıkarken, geleceğimde köşklerde oturan ben varım. Geçmişimde ise yaptığım salaklıklar. Umut olmasa bana kim bulaşık yıkattırabilirdi ki. Zaten, üstad demiş ‘umut kötülüklerin en kötüsüdür işkenceyi uzatır’ diye boşa dememiş. Umudunuz değil mi sizi, bir sonraki sıkıse hazırlayan.

Chapter; derinlik

Derinlik; fakir(yoksun) yaşayanların, avuntusudur, ben farklıyı soluyorum demek aslında salak bir avuntudur. Sonuçta bir yaşam var ve kimisi çok zevk alacak bundan kimisi kenardan izleyecek. Yaşadığım boktanlıklara ev sahipliği yapacak tek şey felsefe idi. Oysa ölmeden önce değerli olan bir şey değil felsefe. Birazdan avustralyanın doğasına dalacağız.

Mutfaktan iki brezilyalı elamanla tanışmıştım. Gayet samimiydik. Minübüs kiralayıp doğaya açılacağız dediler. Gelirsen seni de alalım. Tamam dedim. 1 haftalığına gidiyorduk. Bu yolculukta aslında neleri eş geçmiştim, bir resim sergisi gibi izleyecektim. Nelerin uzağında kalmıştım bir slayt show izleyecektim. 3 kız 3 erkek yollardaydık. Ben arkada yatak üzerinde şarabimla izliyordum. Ormanlar kasabalar, insanlar, minibüs ilerledikçe resim değişiyordu. Bazen yağmurlu, bazen dumanlı bir yokuşta yolcuyduk. Bazen kangurular, önümüzü kesiyordu. Telefonlar çekmiyordu artık. Ormanlık bir dağın tepesinden, aşağıda kalan bulutları o yeşili izlemek, ne büyük coşkuydu.

Onlar macera gözüyle bakarken, ben kendimi buluyordum, her ağaçta, her yeşilde. Kimi zaman inip aracı ittirmek zorunda kalıyorduk. Uçsuz bucaksız çiftlikler gerimizde kalıyordu, doğada otlayan inekler, köyunlar ve atlar. Kimi zaman tembel bir koala yolumuzu kesiyordu. Saygıyla izliyorduk, yolu kat etmesini. Panik denilen şey koala da yoktu. Üzerinden geçsenizde hızını değiştirmiyordu. İçimden ulan bir koala kadar olamadım diyordum. Tırmandıkça, basınç değiştiği için kulaklarım başka bir diyarda idi. 5 duyudan her biri değişiyordu. Bazen şimşekler anlık resimler çiziyordu karşımızda. Bazen, bir çiftlik önünde durup tanrı misafiriyiz deyip, müthiş yemekler yiyorduk bedavaya. İnsandan uzak kalmış avustralyılılar paylaşmaktan çekinmiyordu. 13 yaşımda köyde ilk aşkıma hava atayım diye bindiğim at a yıllar sonra au da yeniden binecektim. Kökü aynı koku, mekan farklı ama hisler aynı. Dejavu dedikleri şey, at üzerindeyken aklımdan geçendi.

Kovboy şapkası ile avustralyalı amca gösteriyordu bize, gözünüzün gördüğü heryer bana ait diye. Şehir de bir apartman dairesi almaktan çok daha cazipti benim için bu. Gözümün gördüğü yerler dağlarla sınırlı idi. Şu an göremiyorsunuz, aşağıda bir nehir var, yağmur yağmazsa yarın orda yüzersiniz diyordu. Zaten kimse itiraz etmedi. Sabah uyandığımızda, atlarla arazideydik, kovboy şapkalı amcanın ardından tin tin gidiyorduk. Birşeyler anlatıyordu ama kimse tam olarak anlamıyordu, zaten onun derdi dinleyecek birilerinin olması idi. Ardından ilerlerken, at arabası ile tarladan köye öt çektiğimiz aklıma geldi. Her yer sarı idi. Gözünün alabildiği yer ekindi. Eğer şanslı isen ufukta bir ağaç görürdün, sivasti orası, kumsaatinde arpa büyütenlerin mekanı. Ama şimdi etrafım yemyeşildi. Liseliler bilmez duvenle otların üzerinden geçtiğimizi bilirim. Nereden nereye, hayat neler getiriyor bilinmezdi.

Nehrin kenarına gelmiştik. Atlarını bağlayan herkes, nehre koşuyordu, kovboy amca dikkatli olun diyordu. Şu da stresini atan herkes kıyıya çekildi. Güneş altında diken diken olmuş bedenlerini ısıtıyordu. Kovboy amca, nehrin kenarında bulunun küçük klübeden oltaları çıkardı. Kenarda ki balçık da solucan arıyorduk. Gayet zevkli idi. Herkes birbirine çamur fırlatıyordu. Yeterli solucanı bulduktan sonra, oltaları salladık nehre, sallamayla beraber yem balıkların saldırısına uğruyordu. Kızlar bile balık tutuyordu. İlk mangalımızı orda yaptık. Malzememiz balık, tuz, soğan ve limondu. Böyle bir tad yöktü.

Ben kovboy amcaya çaktırmadan sormaya çalışıyordum, ya bak buraya gideceğiz önümüzde yerleşim merkezi var mı alkol alabilirmiyiz diye. Bana döndü tasalanma genç, bu aşamadan sonra kimse alkolsüz yapamaz, istemediğin kadarını bulursun dedi. Nasıl yani der gibi baktım yüzüne. Sizi babamın hayrina eğlendirmiyorum, 2 aydır kendimizden başkasını görmüyoruz burda dedi. Yalnızlık cömertliğin kapılarını açtırıyordu insana.

Arthur amcayı, istemeyerek de olsa arkada bıraktık. Bizden sonra kim uğradı oraya allah bilir. Aslında özendiğim ama beceremediğim bir yaşam şeklini arkamda bırakıyordum. Ağaçlardan gökyüzünü göremediğimiz bir yolda ilerliyorduk. Yaptığımız en büyük aptallık arthur dan benzin almamak olmuştu. Arabayı süren kız, benzin bitiyor gençler diyordu. Umrumda diil dı kafa bir dünyaydı zaten. Sonunda durmak zorunda kaldık. Benzin bitmişti. İki gönüllü eleman 15 km yürüyecekti, elbetteki gönüllü değildim. Gönüllüler yola çıktı. Ben yanıma şarabimi aldım biraz ormanın derinliklerine indim. Sırt üstü uzandım. Dallar sallandıkça gökyüzünü görebiliyordum. Sırt üstü uzandım, ellerimi toprağa geçirdim.

En ince ayrıntıyı duyumsuyordum. Nerelerden gelmiştim, şimdi bir ormanda sırt üstü yatarken toprağı duyumsamaya çalışıyordum. Herşey neden bu kadar zordu. Yeşillerle dolu bir ormanda, yaşamın beni sürüklediği yer burası mı diye düşünüyordum. Tırnaklarım toprakla dolmuştu. Aklıma dedem geldi, onunda tırnakları toprakla dolardı hep, çünkü çiftçi idi. Öldüğünde de çiftçi idi. Böyle uzaklara savrulmuşken neden dedem aklıma geliyordu, anlam veremiyordum. Sarımtırak bir anadoluda 90 yılını geçirmiş dedem, anadolunun kuraklığında ömrümünü bitirmişti. Niye bunu hissediyordum, benim tırnağıma dolan toprağın emekle ne alakası vardı. Sonra üzüm suyundan kaçak rakı nasıl yapılır diye bana anlatısını hatırladım. Dede bu yudumda sana olsun diyerek bir fırt daha aldım şaraptan.

Kızlar kaygılanmıştı, bağırıyorlardı. Tezekk nerdesin diye. Biri yanıma geldi iyimisin dedi. Bende hiç olmayacağım kadar dedim. Elemanlar gelirse ben burdayım dedim. Ok dedi gitti. Tırnaklarım toprakta, ağaçların izin verdiği kadarıyla gökyüzüne bakıyordum. Aklıma nazım hikmetin bir şiiri geldi.

Bugün pazar.
Bugün beni ilk defa güneşe çıkardılar.
Ve ben ömrümde ilk defa gökyüzünün bu kadar benden uzak
Bu kadar mavi
Bu kadar geniş olduğuna şaşarak
Kımıldanmadan durdum.
Sonra saygıyla toprağa oturdum
Dayadım sırtımı duvara.
Bu anda ne düşmek dalgalara,
Ne baş aşağı, ne baş yukarı.
Bu anda ne kavga, ne hürriyet, ne karım.
Sade toprak, güneş ve ben.
Bu anda yeter bana bu kadarı
Bahtiyarim.

Bir daha tutamlama şansımın olmadığı o toprakları tırnaklarımın içine alarak, arabaya geri döndüm, çok geçmeden bizim elemanlar bir başka yardımsever çiftçinin arabasıyla geldiler. Doldurduk benzini,ve ağaçların gölgeleri arasında, sürekli değişen manzara eşliğinde ilerlemeye başladık. Kızlar şarkı söylüyorlardı sevinçten. Benim içimde bir başka sevinç vardı. Bir daha asla bulunamayacağım bir noktada, bir daha asla hissedemeyeceklerimi hissetmiştim. Araba sallandıkça şarabimi dökülmesin diye kolluyordum.

Bir ara mola verdik. Ben çiftçinin arabaya geçtim. Konuşmaya başladık. Hayvanları nasıl koruyorsunuz dedim, neyden nasıl koruyoruz dedi. Dedim kürt ayı vs. Au da öle hayvanlar yok dedi, timsahlar ve köpekbaliklari var ama onlarda burda yaşamaz dedi. Hay amina koim lükse bak. Ben anlatmaya başladım bizde bir kangal köpeği var şöyledir böyledir. İsterim öyle bir köpek ama köpeğe pasaport ve vize almak lazım. Köpeğe pasaport alican sonra vize alicaksın dedi. Aklımdan ulan ben bana pasaport almak için köpekten beter oldum dedim. Bana aldığım vize geçici ama, köpeğe alacağım vize kalıcı olacak. Yani adam açıkçası bizim için bir köpek bile değilsin diyordu. Yani neresinden tutarsan tut elimde kalıyordu. Au da uçan kuşlar kadar, yasama hakkım yoktu burda.

Etrafı esrar kokusu sarmıştı, buram buram esrar kokuyordu heryer. Tereddüt içinde sordum, bu koku ne diye. Güldü eleman, bana got ayağı yapma der gibisinden. Bu dağ başında niye yaşıyoruz inek yetiştirmek için mi dedi. Elemana şöyle bir baktım baştan aşağı süzdüm, 60 kusur yaşlarındaydı. Para mı derdin dedim. Cevap vermedi, sigarasını çıkardı bir tane de bana uzattı. Bilmiyorum diyerek söze devam etti. Çok param olsa buraları bırakırmıyım onu da bilmiyorum dedi. Esrar üretiyosun neden çok paran yok dedim. İşler düşündüğün gibi değil dedi. Anlamadım. Uyuşturucu satmanın en büyük kazanç kapısı olduğunu biliyordum o güne kadar. Bana döndü, üretenler kazanmaz dedi. Derdin ne özaman neden üretiyorsun dedim. Hiddetlenerek, söylesene bu dağ başında başka ney biziheyecanlandırır dedi. Yola bakarak düşündüm, yanıbaşımda 60 kusur yaşlarında, ürettiği esrarın yasa dışı olmasından, heyecan duyan, çok yaşasa 20 yıl daha yaşayacağını bilen, sus lan sorgulama diyen biri vardı.

Benim derdim alkoldu, dedim alkol var mı sende. Cığara içersin boşver dedi. Yök dedim ben cığara içemem bana alkol lazım. Sorunun ne lan senin dedi. Alkol dedim sorunum. Cığara iç dedi. Yök dedim ben içmiyorum cığara, güldü. Bende içmiyorum dedi. Bir ortak nokta yakalamıştık. Kaygılanma istemeyeceğin kadar alkolüm var dedi. Sonra benim şaraptan istedi, içmesiyle camdan püskürtmesi bir oldu. Bunu mu içiyosun lan dedi. Elde bu var dedim. Sırıttı bana. Eliyle yüzünü ovuşturdu, alkolleri bile sahte lan dedi.
__________________











Geçen zamanın cevapları, bugünün sorularına ışık vermiyor, geleceği de belirsiz kılıyor.

SerseriGezgin Şu Anda Forumda.   Alıntı ile Cevapla
3 Üyemiz SerseriGezgin'in Mesajına Teşekkür Etti.