Tekil Mesaj gösterimi
Eski 13.07.13, 17:23   #19
SerseriGezgin
Cehennem Yolcusu

SerseriGezgin - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: Oct 2011
Yaş: 33
Konular: 1428
Mesajlar: 7,278
Ettiği Teşekkür: 29582
Aldığı Teşekkür: 32338
Rep Derecesi : SerseriGezgin şöhret ötesinde bir itibarı vardırSerseriGezgin şöhret ötesinde bir itibarı vardırSerseriGezgin şöhret ötesinde bir itibarı vardırSerseriGezgin şöhret ötesinde bir itibarı vardırSerseriGezgin şöhret ötesinde bir itibarı vardırSerseriGezgin şöhret ötesinde bir itibarı vardırSerseriGezgin şöhret ötesinde bir itibarı vardırSerseriGezgin şöhret ötesinde bir itibarı vardırSerseriGezgin şöhret ötesinde bir itibarı vardırSerseriGezgin şöhret ötesinde bir itibarı vardırSerseriGezgin şöhret ötesinde bir itibarı vardır
Ruh Halim: Ruhsuz
Standart Cevap: Günde İki Litre Şarap İçiyorum - Tezek(Blog Yazısı)

Chapter; alamut kalesi

Okuyanlar bilir, cennet vaadiyle esrar verilip kandırılan gençlerin destanını. Başka bir mekandaydık. Çiftlik gibi duran, ama esrar yetiştiren bir mekanda. Bizim elemanlar mutlu idi. Bedavaya esrarın en kralını çekiyorlardı. 5-6 çalışanı vardı elemanın. Otu çeken, lök gibi oturup, bir noktaya sabitleniyordu. Ben elemanın bana sunduğu şaraplardan tadarken, neden camdan benim şarabi püskürtüğünü anlıyordum. Dedim polisle falan sorunun olmuyor mu? Sallanan koltuğunda sırıtarak, ben onlara hizmet ediyorum dedi. Herşey yasal dedi. Ben götümü sıktırmıştım, buraya gelebilmek için bir sürü belge göstermiştim nasıl esrar yetiştirmek yasal olabilirdi burda. İnsanları düşün dedi, günlük yaşamda stresle dolan insanları, bu benim kırbacım olmasa onların hali ne olur. Anlamıştım, esrar sürünün yasaklı yemiydi. Yasaktı çünkü cazip olsun diye. Sürüden çıkana morfin veriliyordu. Zaten okumuşsunuzdur esrardan nasıl kurtuldum hikayelerini. Aslında hikaye sürüye nasıl döndüm du.

O an alkol neye denk geliyor diye düşünmeye başladım. Kendimi tutamadım ve sordum elemana, bizim esrar içenlerden farkımız ne diye. Onlar geri dönmek için, biz ise kaçmak için içiyoruz dedi. Geri dönmeye yüzü olmayanların uğradığı duraktı alkol onun için. Kendimi analiz etmeye çalıştım. Hep bir kaçış içindeydim. İzmiri arkada bırakalı çok olmuştu, sonra istanbul, sonra avustralya. Kendimle yüzleşmek istemedikçe sığındığım tek şey alkoldu. Kaçmak isteyen bendim, alkol ise yardımcımdı.

Özaman şu an neden huzurluyum diye sordum elamana, kısa bir süre sonra kaçacağın için dedi. Evet bir suçlu olup 10 yıl cezaevinde kalacak cesaretim bile yoktu.

Chapter; kaçmak

Beni ben eden herşeyden kaçmak, en büyük yeteneğim buydu. Kendimle yüzleşmektense kaçmak çok daha cazip geliyordu. Hepiniz gibi benimde içimde bir saatli bomba vardı. Ve ölüme tıklıyordu. Ne kadar kaçarsam kaçayım o bomba patlayacaktı. Saatimiz hiç nankör değil tıkır tıkır işliyor. Ve bombamız patlayacak.

Kaçaktım ve azili bir takipçim vardı, her an nefesini ensemde hissediyordum. Nereye gitsem peşimdeydi. İzlerimi takip ede ede geliyordu hep. En büyük hapishane insanın kendisine kurduğudur. Ve ben bir daha dönmeyecektim oraya. Sürek avı uzun zaman önce başlamıştı. Hapishane de rutini yapan huzurlu bir mahkum olmaktansa, korkular içinde kaçmayı seçmiştim. Beni kendime teslim etmeyecektim. Sonu ne olursa olsun kaçmaya değerdi. Sadece kendimden değil ülkemin kurallarından, istemediğim halde bana dayatılanlardan da kaçıyordum. Oysa 6 ay askere gidebilsem, benimde bir mesleğim olabilirdi. Belki bir kızım olurdu. Facebook a mutlu aile resimlerimi atardım.

Bu kadar elemanı nasıl besliyorsun dedim. Esrarla dedi. Nasıl yani der gibi yüzüne baktım. Esrar veriyorum onlara onlarda işlerini yapıyorlar dedi. Aklım almıyordu esrar karşılığı kim çalışırdı lan. Sigrasını içli bir şekilde çekerek, unutmak zor iştir ben onlara bunu veriyorum diyordu. Sesi boğuklaşmıştı, bir kaç kuru öksürükten sonra toparladı kendini. Cebinde para var mı dedi? Var dedim. Ver bana dedi çıkardım 20 dolar verdim. Bak dedi bu kağıt, sonra ayağa kalktı zulasından bir kitapla geldi. Bu ne dedi, kitap dedim. Yokkkkk bu da kağıt dedi. Parayı göstererek bunun üstünde ne yazıyor dedi. En belirgin olan şeyi söyledim 20. Peki bu kitapta ne yazıyor dedi ( kitabın ismini söylemeyeceğim eksici piç olaylarından gina geldi) dedim bunlar şunlar vs yazıyor. Bak dedi ikisi de kağıt, yarın bir coffee shop a gitsen hangisi ile coffee alırsın dedi. 20 dolarla dedim. Tekrar bana döndü, 20 yi bilmen yeterli dedi. Kendini doyurmak için 20 yeterli, diğer elindeki kitabı tutarak, bunu para diye kasiyere uzatsan, bir şeyler alabilirmisin dedi. Üzerinde 20 dolar yazan kağıtla, üzerinde dünyalar yazan kağıdın hikayesi idi bu, ve sizinde bildiğiniz gibi, 20 dolar o kitabı da satın alabilirdi.

Birbirimizi anlıyor olmanın verdiği huzurla, biraz durulduk. Elemanlar, hayatımda görmediğim kadar otla yüklü torbalarla geliyordu. Eleman bana dönüp, hava atarmışçasına, avustralyayı ben uyuşturuyorum lan dedi. O an içimde, bir nefret oluştuysa da belli etmedim. Ne çeşit bir intikamdi bu? O tarlada toplanan otlar, bir ağızdan girip, derin bir iç çekişle bünyeler de geçici huzura gebeydi. Huzursuzlandığımı anlamıştı. Gel dedi, bana imparatorluğunu tanıtacaktı.

Gözümün gördüğü yer esrar tarlaşıydı. Durduk. Eline bir çocuk alırmış gibi, usulca ve şevkatlice bir tanesini kavradı, bana döndü, gör kimin kafası güzel olacak bununla dedi. O an esrardan öte binlerce kafa görüyordum tarlada, henüz haberleri yoktu bu akşam esintisinden ama. Bu otlar o kafaları dolduracaktı. Koca bir tarla derin bir iç çekişe gebeydi. Esrar içmelerinden dolayı kendini kaybeden arkadaşlarımı hatırladıkça, daha da bir zorlaşıyordu bu tarlada yürümek. Dünyaya bahsedilmiş huzur bir tarlaydı yanıbaşımda. Ben yine huzursuzdum koca esrar tarlası içinde. Binlerce kafa boylu boyunca uzanıyordu önümde. Sırf nedensiz gülebilmek için. Elemanı takip ettim, tüm imparatorluğunu bana gösterdi. Polisle olan ilişkisini anlattı. İşin ilginci parası ancak bu çarkı döndürmeye yetiyordu.

Aç tavuğun darı ambarında olması gibi, arkadaşlarım göz kapaklarını bile zor kaldırıyordu. İçlerinden birisi bana sürekli iç bu suyu diyordu. Elinde bir bardak suyla gelip iç bunu diyordu. Her defasında içiyordum. Ertesi sabah bana, sana şu veriyordum, çünkü elimdeki şu cennetin suyuydu, içersen sende oraya geleceksin diye sana veriyordum dedi. Cennet bu kadar kolaymıy di la bir cığara uzaktamıy di? Bende bir duman çeksem, herşeyi unutacakmıydım. Yani kısa süreliğine bile olsa bende bunları hissedecekmiydim. Bildiğim bir şey vardı. Huzursuzluğumu huzuruma kurban etmeyecektim. Hikayem böyle başlamıştı böyle devam edecekti

Tarlanın sahibi ile benim dışımda kimse ayık değildi. Eleman bak dedi bana, işte dünya böyle yönetiliyor. Ben yalancı cennetin bekçisiyim, tarlalarımda ki kölelere bak, hepsi beni bekliyor. Hepsi huzurumu bekliyor. Anlamıştım. İmparatorluğunun büyüklüğünü, artık içimdeki kızgınlık ta geçmişti ona karşı. Dağ başında yaşayabilmenin, nelerden geçtiğini biliyordum artık. Bir yanardağdı orası külleri ile bünyeleri yakan. Ve kendi cehennemlerinde yanmaya gönüllü bir çoğunluk vardı aşağıda. Bizim elemanlar götü yavaş yavaş toparlarken, arkamızda esrar tarlalarını bırakacaktık, vitrini ineklerle süslenen.

Zula da kaliteli esrar gaz pedalına abanıyordu arkadaşım. Bense bir daha tadıp tatmayacağımı bilmediğim şaraplarla arkadaydım yine. Cebimde de elemanın numarası vardı. Başıma birşey gelirse arayayım diye. Camdan bakıyordum, koca vadi bulutlar altındaydı. Dumanlı bir kafa gibi ardımızda usulca küçülüyordu. Niye dumanlı diye sormadım kendime, çünkü dumanlıydı. Aynı duman minibüs in içindeydi. Cıgarayı çeken ağacın yaprağında bile gülecek bir neden buluyordu.
__________________











Geçen zamanın cevapları, bugünün sorularına ışık vermiyor, geleceği de belirsiz kılıyor.

SerseriGezgin Şu Anda Forumda.   Alıntı ile Cevapla
3 Üyemiz SerseriGezgin'in Mesajına Teşekkür Etti.