Tekil Mesaj gösterimi
Eski 13.07.13, 17:37   #22
SerseriGezgin
Cehennem Yolcusu

SerseriGezgin - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: Oct 2011
Yaş: 33
Konular: 1429
Mesajlar: 7,313
Ettiği Teşekkür: 29585
Aldığı Teşekkür: 32395
Rep Derecesi : SerseriGezgin şöhret ötesinde bir itibarı vardırSerseriGezgin şöhret ötesinde bir itibarı vardırSerseriGezgin şöhret ötesinde bir itibarı vardırSerseriGezgin şöhret ötesinde bir itibarı vardırSerseriGezgin şöhret ötesinde bir itibarı vardırSerseriGezgin şöhret ötesinde bir itibarı vardırSerseriGezgin şöhret ötesinde bir itibarı vardırSerseriGezgin şöhret ötesinde bir itibarı vardırSerseriGezgin şöhret ötesinde bir itibarı vardırSerseriGezgin şöhret ötesinde bir itibarı vardırSerseriGezgin şöhret ötesinde bir itibarı vardır
Ruh Halim: Ruhsuz
Standart Cevap: Günde İki Litre Şarap İçiyorum - Tezek(Blog Yazısı)

Chapter geriye dönüş;

Sene 2009 gold coast tayiz tony ıle, kiraya verdiği evinin terasında, devasa bir ev, herşey ultra lüks, okyanus ayaklarımızın altında, 27. Katta fish and chips yiyoruz. Bu ev benim diye gülümsüyor. Mutfakta bulaşık yıkayan tony, benimle bir terasta ufka bakıp konuşuyor. Kafam almıyor almak da istemiyor. O zamanlar eş geçeceğim şeyler söylüyor bana. Bütün bunları nasıl elde ettim öğrenmek istiyormusun diyor. Ben he olur ama biraz karnımı doyurayım şu manzaraya bakayım diyorum.

5 tane tarlam vardı diyor. Ne tarlası diyorum, cevap vermiyor ellerini belinde bağlayıp okyanusa bakıp, ben nasıl ferrariye bindim sanıyorsun diyor. Durum ciddi, elimi papates ve balıktan çekmem gerektiğini anlıyorum. Karşımda ki mutfaktaki tony değil, geçmişten birşeyler fışkırıyor tony nin içine. Duymak istemiyorum ama, anlatma sırası onda. Suçlunun suçunu itiraf etmesi modunda, zaten o da dinleyip dinlemediğimi umursamıyor. Okyanusa bakıp dalıyor, eeee diyorum. Bak diyor burası benim, ama ben burda kalabilecek kadar huzurlu değilim, o ferrarilere binerkende kendimi huzurlu hissetmiyordum. Hikaye ilginç bir hal almaya başlıyor. Hayırdır tony diyorum, bak diyor aşağıdaki yola, bakıyorum; f1 i izlemek için millet yer kapışıyor ben burdan kuş bakışı izliyorum diyor.

Aklından neler geçiyor bilmiyorum ama konuşmalarımızın bir itirafa denk geldini anlayacak konumdayım. Sana demiştim ya diyor. Hani night club in kapısını açtığım da zengindim, işte o yalan diyor. Aslında ben ondan önce zengindim. Nasıl yani diyorum bana hikayesini anlatmaya başlıyor.

Kötü adamlarla nasıl tanıştığını anlatıyor. Satması gerekenin kaynağına ulaşmak için neler yaptığını anlatıyor. Aklıma knight online da nasıl da kaynağa ulaşmak istediğim geliyor. Senden çok daha gençken bir adamla tanıştım dağ başında yaşıyordu, bize öt ve magic mushroom getiriyordu diyor. Çok güçlüydüm, özamanlar burda olsan sana vatandaşlığı 10 dakika da çıkarırırdım diyor. Sonra bir cadı avı başladı, ben kaçtım 2 yıl. Arkadaşımdan biri de 20 yıl yedi. Tony nin için de bir hüzün vardı, 20 yıl yiyen ise arthur du. Bu geziden önce bunu bilmiyordum. Şimdi eşyalarımı toplarken, başka şeyler vardı kafamda

Sarmaşıklarla kaplı eski bir evin kapısını zorlayarak açıyordum, örümcek ağları bulaşıyordu bana, ama içerde ne olduğuna dair merak, herşeyi eşgeçiyordu. Bu koca malikane çok ilginçti, ve ben bazen kapıdan bazen pencereden deniyordum şansımı. Tony okyanusa bakarken ben dudaklarımı duyumsadım, rüzgarla kurumuş. İçecek birşeyler yok mu dedim. Dedi sana şarap vereyim, ben araba kullanacağım içemem sen benim yerime içersin. Bilmiyordum ki, şarap arthur reyişe ait. Aynı tadı duyumsayana kadar da bilmeyecektim. Yaşam garipti yani.

Evin hizmetçisi bile vardı, 60 kusur yaşlarında aborjin bir kadın, gözleri içine çökmüş, şu yaşamı tamamlaşamda gitsem der gibi bakıyordu. Ama hiç yabancı gelmiyordu, ben o bakışları gün ortasının sıcağında, köyün sagan anadolu kadınlarında görmüştüm çocukken. Ağızlarında rengarenk tüllerle köyünün kıçına kafalarını yaslayarak, bok düşerse elleri ile ayıklayarak, köyün sagan anadolu kadını. Ağızlarında ki tüller süs olsun diye değildi. Kumacık denen şeyden kurtulmak içindi. Köyün sagarken ağzını sarmazsan eğer, sinek ağzına girer boğazına yumurtalarını bırakır, o kurtçuklar orda büyür, ve sen en az 1 hafta ciğerlerin çıkarcasına öksürürsün. Gündüzün köleleri, akşam yatakta cariye olmak zorundadır. Yatmadan önce son bir şey kalmıştır yapılacak, kocaya hizmet etmek. Onu da sessizce yapıp uyurlar. Aborjin kadın işte öyle bakıyordu, yediklerim boğazıma dizildi. Gözlerimi kadından kaçırmaya çalışıyordum. Sadece kendimizi mutlu hissedelim diye neleri yıkıyorduk. Acıyı tatmamış insan, mutluluk için gözünü kırpmadan acımasız olur.

Mutlu insanların ülkesindeydim, ama bu mutluluğun arkasında neler gizli, bu mutluluğu daim kılmak için kimlerin canı yanıyor, biliyordum. Neden ırak’a komşu olan ülkemdeki petrol burdan 3 kat daha pahalıydı, neden heryer yeşil ve çimendi, neden kimsenin gelecek kaygısı yoktu. Çünkü birileri uzaklarda bedellerini ödüyordu, bunların. İlk başta bunlar için kafamda bir açıklama oluşturmak zorluyordu beni. Ama ırak’tan 17 bin km uzakta olan bu ülkede petrol neden 1 aud idi? Ülkemizden boru hatları geçse de petrol kuyularımız olsa da durum değişmeyecekti. Bu bir dünya politikası idi. Birilerinin refahı için birilerine kıyılacaktı. Orda çabaladığınız her dakikanın bir kısmı burdakileri mutlu etmek için. Paranız yoksa buralara ancak televizyondan bakarsınız. Tek bir koşul var o da para! Paran yoksa, böyle bir dünya gerçek mi? Test bile edemezsin bunu.

Tony nin de geçmişi temiz değildi. Bu durduğumuz yerleri almak için kimbilir kaç can yakmıştı. Ne tarlası diye sordum, döndü bana baktı, domates tarlası değildi onlar dedi. Şimdi anladım mutfakta bulaşık yıkayan tony nin dokunulmazlığını. Hatta onun hatalarının fırçasını ben yerdim. Ama kimse birşey demezdi ona. Bana ilk kalp krizini anlatırdı hep, defalarca dinlemiştim. Nasıl kolu uyuşmuş, terleşmiş başı dönmüş. Doktorun çok şanslışın dediğini bana defalarca anlatırdı. Seviyordu geçirdiği ilk krizini, o beni durulttu diyordu. Bunları az kişi biliyor, bunları sana anlatıyorsam bil ki seni kendimden hissettiğimdendir diyordu. Basına birşey gelirse, ilk arayacağın kişi benim diyordu. Dostluk böyle birşeymiş, mekan ülke dil din ırk tanımazmış. Çalıştığımız yerin patronunu bile patron yapan, mutfakta benle bulaşık yıkayan zengin biri vardı karşımda. Özamanlar şehirdeki gökdelenler de kaç tane dairesinin olduğunu bilmiyordum. Zaten anlamak da zordu, okyanusa karşı bu evin varsa bulaşık niye yıkıyorsun diye sorular soruyordum. Heyecan denen herşeyi tatmıştı, harley motoru bile vardı. Bana dönüp, şu korktuğun konumda olsam keşke diyordu. Lan bi s.ktir git, malmışın sen diyecek gibi oluyordum ama, konuşmasını kesmiyordum. Yaşamdan aldığım en büyük zevkleri senin yaşında iken gelecek kaygısı içinde boğuşurken almışım diyordu. Herşeyi satın aldım ama o dakikalara bir daha dönemedim. Adamın fantezisine bak, boka batmak istiyor yine. Sahip olmak istediklerime sahip biri olmak istemediğim şu anki konumuma özlem besliyordu, anlaşılacak birşey değildi. Dur dedi sana yemek yapayım, o şefleri adam sanıyorsun, birde benim yemeğimi ye. Aklıma bir taş ıcinde ördek eti yediğimiz gün geldi. Şefler yağlı kısımları kesip derin bir taş ıcine toplamıştı. Bu da o taş ı kaçırıp gelmişti yanıma. Localardan birine oturup yemeye başlamıştık ördek etini, ya tony bunu çöpe atacaklar ne diye yiyoruz diyordum. Onlar anlamaz etin neresi güzeldir diyordu. Biraz yedikten sonra içinde plastik eldiven bile bulmuştuk. Ulan bu ne tony dediğimde boşver çöpten yiyenlerden kötü durumda değiliz diyordu. Stadyumun localarından birindeydik, stadyum ayaklarımızın altında. Senesine 25 bin dolar ödedikleri 12 kişilik bir locadayız. Menü plastik eldivenli ördek eti.

Tony yemek o ördek etine benzemesin dedim. Baya bir güldük. Aborjin kadın olurda birşey deriz diye kıyıda bekliyordu. Benim bundan rahatsız olduğumu anladı, kadına git başka şeyler yap bizi unut dedi. Kadın yüksek huzurumuzdan çekildi. Bulaşıkçılar olarak şeflere söverken, şimdi şeflik oynuyorduk. Karanlığını ucundan açmıştı ve gerisi gelecekti.

Mutfaktaki aç herşeyi yiyen tony gitmiş yerine etleri asilzade edasında yağlarından ayıklayan biri gelmişti. Acele etmeden, yapıyordu işini. Ben 27. Katta elimde satın alamayacağım kadar pahalı bir şarapla, etrafı süzüyordum. Gör anam izmirin hangi pazarında elinde çorap satıyordu. Oğul olmak da zordu ana olmak kadar. Hadi ananın çorap sattığını düşünerek şarap içsene, gitmiyordu işte. Bakarken huzur aldığımız okyanus maviden karaya çalmıştı.

Okyanus ayaklarımızın altında, zengin bir menüde pahalı şaraplarla yemek yiyorduk. Bundan 10 yıl önce bana işte hayal ettiğin dünyalarda böyle hissedeceksin deselerdi, yine de gelirmiydim acaba? Sisteme en büyük karşı çıkışım şirinevlerde cd satmaktı. Ve içinde bulunduğum bu lüks cd satarak alınamazdı. Aklıma neden uyuşturucu satmak en karlı iş diye sorular geliyordu. Yani reklamı bile olmadan neden bu kadar çok satılıyordu, neden en pahalısıydı. Mağzadan pahalı kot almaya benzemiyordu bu. Ve alıcılar, öleceklerini bile bile neden buna deli gibi saldırıyordu. İnsanların uyuşturulmak istediği pazar neden en büyük pazardı? Neden en büyük para bu pazar da dönüyordu. Alkol yetmiyordu bu elemanlara, daha fazlası gerekti.

Talep edilenin elbetteki satıcıları olacaktı, maddelerin etkisine göre bazıları legal, bazıları illegaldi. Alkol legal, esrar illegal, xanax legal, kokain illegaldi. Aslında hepsinin yaptığı şey, beynimizde bir dizi olaya aracılık etmek. Uyuşturucular, anlık hislerin temsilcisiyken, antidepreşanlarla uzun vadede iyi hissetmemizin dozajı ayarlanıyordu. En götü boklu depresan a başlarsanız eğer size en az 6 ay diyecekler. 6 ay düzenli içerseniz, artık ne sistemi ne kendinizi ne de çevrenizi sorguluyorsunuz, seyreltilmiş uyuşturucu, damarlarınız da akarken, amma bunalımdaymışım lan diyorsunuz. Oha duruma bir bakın, herşeyi bombok görürken, kanınıza bir kimyasal katıyorsunuz, nasıl oluyorsa daha pozitif oluyorsunuz. Hani nerde o koca maneviyat, iki ilaç yuttun kaplan sanıyorsun kendini.

Bütün bu düşünceler beni psikoloğa gitmeye zorladı, amacım tedavi değil, ilaçları denedikleri gruplara katılmaktı. Denek olmak istiyordum zaten bir şekilde denektim de. Diana ile o süreçte tanıştım, 30 yıldır panik bozuklukla mücadele eden bir psikolog tu. Daha ilk buluşmamız da söyledim, senin o davranışsal bilişsel terapi tekniklerini biliyorum sakin üzerimde denemeye kalkma. İşe yaramadıklarını defalarca test ettim. Yök dedi bende panik ataktan muzdaribim, seni anlıyorum. ( aynen her psikoloğun dediği gibi) ne anlaşılmaya ne de çözüme ihtiyacım vardı. İstediğim sadece konuşmaktı.

Benim için rahatsız edici bir durumdu bu, para alıyor diye seni anlıyorum diyen biri ile yüzyüze gelmek. Oysa beni karşılıksız anlayabilen birileri daha yararlı olurdu sanki. Dianaya karşı çok acımasızdım. Karşımda psikolog olmasına izin vermedim. Tuttuğu notları bir kenara bırakmasını söyledim önceleri direndi. Sonra aldığı notları bile okumadığını ona hissettirecek şeyler söyledim. Not alınıyormuş gibi yapılıyordu, çünkü ben müşteri idim ve önemli hissetmem için kağıda birşeyler yazılıyor gibi yapılıyordu, oysa gençler hiç bir şey yazmıyorlar. Çünkü reçeteniz belli, çözümler bireysel değil, çözümler çoğunluk için. Ve ben her buluşma da neleri unuttuğunu hatırlatıyordum ona. Bu aşamadan sonra daha dikkatli olmaya çalıştı, ama iplerin ucunu kaçırmıştı. Elimde bir koz vardı, o da ilk zamanlarımız da beni dikkate almayışı, ve ben herşeyi oraya yüklüyordum. Kusura bakma eş geçmişim diyordu. Aslında duymamıştı bile onları.

Baktı durum, boka sarmakta beni başka bir karıya havale etti. Sırt üstü uzan kendini ormanda düşün diyen tiplerden biri.

Hadi size ordan birşeyler sunayım.

Ormandasın, karanlık bir orman, ilkel bir topluma ait birisin, neyden korkuyosun şöyle bana? Jaguar orda ötede çalılıkların içinde, her an bana saldırabilir. Şansın yok mu jaguar a karşı? Nasıl olabilirki burası onun mekanı ve ben yerli kıyafetleri içindeyim. Hissediyomusun jaguar yaklaşıyor sana, yaprakların ve dalların sesini duyuyorsun. Ne istersin yanında bir meşale mi yoksa bir mızrak mı? Odadayız ve diana da var benim gözler kapalı ormandayım.

Duyumsamaya çalışıyorum herşeyi, karı soruyor gözlerine bakabilecekmişin, jaguar ın, koltuğumda biraz pozisyon değişip, hazırım diyorum. Parıl parıl tüyleri ile kara jaguar karşımda, içimdeki koca canavar, çok uzun zaman oldu. Ve ilk kez karşı karşıyayız. Kadın soruyor mızrak mı ateş mi istersin diye. Ateş diyorum, baştan aşağı süzüyorum jaguarı, oysa nasılda kendini gizlemişti geçen 14 yılda.

Öldüreceksen mizrak verelim diyor. Yök diyorum, elimde ateş olsun sınırlarımızı bilelim. O ölürse bu ormanın anlamı kalmaz. Elimdeki ateşin ne olduğunu umarım çözersiniz. Öldürmek istemediğimin ne olduğunu umarım anlarsınız.

Kadın bana dünyaya dön diyor, ama hiç çıkasım yok burdan. Ama ise gitmem lazım bulaşıklar beklemekte.

Tony nin pişirdiği etler ağzımda, eve dönmem lazım ama, burda kalabilirsin derse ne güzel olacak. Gözler çift görmekte, ama biliyorum ki, geçmişinin pisliğini burda dinlemezsem, kim bilir başka ne zaman bu kıvama gelir tony. Anlattıkça ayılıyorum, anlattıkça kanım donuyor. Bu günah çıkartmaya neden peder oldum bilmiyorum ama, tanrı seni affeder de diyemiyorum. 40 taş şu dokunudum der gibi bakıyor bana. Benim tek derdim işyerin de saat 9 da olmak zorundayım, bu yüzden 8 de kalkmalıyım var.
__________________











Geçen zamanın cevapları, bugünün sorularına ışık vermiyor, geleceği de belirsiz kılıyor.

SerseriGezgin Şu Anda Forumda.   Alıntı ile Cevapla
2 Üyemiz SerseriGezgin'in Mesajına Teşekkür Etti.