Tekil Mesaj gösterimi
Eski 02.08.13, 11:07   #1
Cagliostro
2023 - İlk Yolculuk

Cagliostro - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: Jun 2013
Yaş: 33
Konular: 34
Mesajlar: 838
Ettiği Teşekkür: 595
Aldığı Teşekkür: 3077
Rep Derecesi : Cagliostro muhteşem bir gelişmedeCagliostro muhteşem bir gelişmedeCagliostro muhteşem bir gelişmedeCagliostro muhteşem bir gelişmedeCagliostro muhteşem bir gelişmedeCagliostro muhteşem bir gelişmedeCagliostro muhteşem bir gelişmedeCagliostro muhteşem bir gelişmedeCagliostro muhteşem bir gelişmedeCagliostro muhteşem bir gelişmedeCagliostro muhteşem bir gelişmede
Ruh Halim: none
Thumbs up Müşteri Hizmetlerini Aramak "Örgüt Suçu"

Prof. Dr. Türkan Saylan'ın bir ay içinde ölümüne yol açan ev arama
kararında gerekçe olarak mealen "2 yıl önce Ümraniye'de bir evde
bombalar bulundu, burada da bulunabilir" yazan hakim o kadar başarılı
bulundu ki, ayrı bir hukuk şaheseri olan Balyoz "mahkeme"sinin
başkanlığına (dava başlamadan iki gün önce, eski başkanın sürülmesi
yoluyla) atandı.

İLHAN SELÇUK'UN SUÇU: EVRİM TEORİSİNE İNANIR

Ergenekon "destanı" yazılırken aynı gün aranan evleri birileri
karıştırmış olacak ki, denizaltıcı emekli subayda suüstü, suüstücüde
denizaltı gemisi CD'leri bulundu
Ergenekon iddianamesinde İlhan Selçuk'un suçlandığı bölümde "Evrim
teorisine de inanır" yazıldı, zaten usulüne uygun delillendirilen tek
"suç" da buydu.

AYNI İNSAN AYNI ŞEYİ YAPMAK VE YAPMAMAKLA SUÇLANDI

Ünlü mucit Nikola Tesla'dan aynı iddianamede "Nikola Tesla isimli
şahıs" diye söz edildi. Kendisi 1943'te öldüğünden tutuklanamadı.
İlker Başbuğ'un Mustafa Balbay'a gazetede çıkan TSK ile ilgili
haberinin kaynağını sorduğu, Balbay'ın da gazetecilik ilkeleri gereği
söylemediği konuşma, esas hakkındaki mütalaada bu iki kişi arasında
örgütsel irtibat olduğuna delil olarak gösterildi.
Zaten Mustafa Balbay ne yapsa suç: Siz hiç aynı insanın aynı davada
aynı şeyi hem yapmakla hem de yapmamakla suçlandığını duymuş muydunuz?

Balbay'ın başına aynen bu geldi: Kendisi gazetecilik mesleği gereği
askerlerle konuştuklarını hem yazmakla (%100 doğru olduğu Hilmi
Özkök'çe onaylanan "Genç Subaylar" haberi), hem de ("yazılmamak
kaydıyla" söylenen, başka kaynaktan doğrulatılmamış bilgileri)
yazmamakla suçlandı. Normal bir gezegende bunların ikisi de suç değil,
ama burası Silivri...

Bilirkişilere göre Balbay'ın 8 yıllık sürede yazdığı söylenen notları
içeren bilgisayar belgelerinin tümü aynı gecede 3,5 dakikalık bir
sürenin içinde oluşturulmuş görünüyor. Belki de bilgisayara el
konulurken yasanın emrettiği kopyalamanın yapılmamasının, böylece de
gerçek bir mahkeme için yaşamsal olan delil bütünlüğünün bozulmuş
olmasının nedeni bu. Eğer ikiz kardeşi Balyoz "mahkeme"si gibi
Ergenekon "mahkeme"si de "dijitalin hikmetinden sual olunmaz" derse
Balbay resmen kırılması imkansız bir "hızlı yazma" rekorunun sahibi
olacak.

MÜŞTERİ HİZMETLERİNİ ARAYANLAR ÖRGÜT "SUÇU" İŞLİYOR

İlker Başbuğ, tarihte (hiçbiri yayına geçmemiş) "dört İnternet sitesi
kurulsun" demek suçundan müebbet hapsi istenen ilk insan ünvanını
kazandı.

Gerçekte birbirini hiç tanımayan, tanısa da sevmeyen insanların
tümünün aynı örgütten olduklarını kanıtlamak için savcıların
kullandığı yaratıcı yöntemlerden biri de "bakın, birbirlerini
tanımadığını iddia eden şu, şu şu sanıklar aynı telefonu aramışlar,
işte örgüt bağlantısı" demekti; yalnız o numara Vakıfbank Müşteri
Hizmetleri çıkmasaydı iyiydi.

5 yıldır yargılanan Tuncay Özkan'ın her söz alışında sorduğu "benim ne
yaptığımı iddia ediyorsunuz" sorusuna iddia makamından bir yanıt
gelmedi, ama müebbet hapis cezası istemi geldi.

Sorun buydu: Ergenekon örgütü gerçek dünyada varolmadığı için, doğal
olarak, işlediği herhangi bir suç da yoktu. Bu nedenle büyük
zahmetlerle gerçek bir suç (Danıştay baskını) bulundu. Aradaki
bağlantının delili, savcı tarafından "A kişisi böyle dedi, B kişisi de
A'nın dediğini doğruladı" diyerek ortaya konuldu. Ne yazık ki, A ile
B'nin aynı kişi olduğu, o kişinin de zaten yatmakta olduğu hapis
cezasının azalması için yapabileceği tek şeyin tam da böyle demek
olduğu çoktan ortaya çıkmıştı.

Bu cinayet Ergenekon'a monte edilince ortaya pek tuhaf durumlar çıktı;
örgütün baskını yapmak için kendi üyesi olan ve emrinde epeyce silah
bulunduran Genelkurmay Başkanı dururken çaycıdan tabanca satın almış
olması gibi.

POLİS ÇOK ABARTTI ARTIK

Telefonuna kendisi gözaltındayken 139 şüpheli numara yüklenen ve bu
yüzden üç yıl tutuklu kalan Teğmen Mehmet Ali Çelebi'yi hatırlarsınız.
Davanın sonuna varıldığında savcı "Teğmen telefonuna polisin numara
yüklemesini çok abarttı, bu da örgüt üyesi olduğunu gösteren yepyeni
bir delildir" diyerek hakkında ceza istedi.

Çelebi'nin bu telefon numarası yükleme eylemi konusundaki şikayet
dosyası uzun yıllar boyunca adliye koridorlarında bir o yana bir bu
yana, üzerinde hiçbirşey yapılmadan gezip durdu. Neden sonra bir
savcı, yüklemeyi yapan polise görevi kötüye kullanmaktan ceza
verilmesini istedi, ama başsavcı "yok, görevi ihmalden ceza istenmeli"
diye bu istemi geri çevirdi. 139 numara yüklemek "görevi ihmal"se o
zaman bu ihmal edilen görevin "daha çok numara yüklemek" olduğu mu
anlaşılmalı, ne dersiniz?

AVUKATLAR JANDARMAYA KENDİNİ DÖVDÜRMEKTEN SUÇLU BULUNDU

Davanın içeriği kadar görülme tarzı da tarihe geçti. Galakside
sanıklarla avukatlarının konuşmasının yasak olduğu tek duruşma
salonunu oluşturmak, veya avukatlara jandarmalara kendilerini o
salonda dövdürtmek suçundan soruşturma açtırmak az marifet midir?
İnsanların kendilerini savunurken söyledikleri sözler yüzünden daha
esas dava bitmeden onlarca yıl hapis cezasına çarptırılabileceği hiç
aklınıza gelir miydi? "Sanığın avukatı tutuklanınca onu savunan avukat
tutuklanınca onu savunan avukat..", "davadaki usulsüzlükleri yazıp
tutuklanan gazetecinin davasındaki usulsüzlükleri yazıp tutuklanan
gazeteci..", ve "tutuklanan doktoru hastalığı nedeniyle cezaevi değil
hastanede tuttu diye örgüt üyesi suçlamasıyla tutuklanan doktor.."
diye zincirler oluşturmayı başaran başka bir güç tanıyor musunuz?
Davanın ilk yıllarında kanser olup duruşmada kan kusan sanıkları hemen
tahliye eden "mahkeme", bir süredir işi daha sıkı tutarak "kesin ölür"
diye Adlî Tıp raporu istemeye başladı. (Yetkin üniversite
hastanelerinin raporları, tıpkı dijital deliller konusundaki
üniversite raporları gibi, kaale alınmıyor, ne de olsa onlar
istenmeyen şeyler söyleyebiliyor!) "Adlî" Tıp da "mahkeme"yle aynı
frekansta olmalı ki, sözgelimi Prof. Fatih Hilmioğlu için sorulan
"cezaevinde kalırsa gerçekten ölür mü" sorusuna aylardır zahmet edip
cevap vermiyor.

Elbette sadece bir mahkemenin böyle bir başarıya kendi başına imza
atması zor; üst kurumları da unutmamak gerekir. Hakimler ve Savcılar
Yüksek Kurulu, (resmen "sanıklar hakkında tahliye oyu vermeye
başlamak" gerekçesiyle Bolu'ya sürdüğü eski başkan Şengün hariç)
Ergenekon hakim ve savcıları hakkındaki hiç bir şikayete geçit
vermedi. "Adalet" Bakanlığı da yabancıları bu harikulade davanın
detaylarıyla yormamak için kahramanca mücadele etti. Sözgelimi AİHM'ni
Tuncay Özkan'ın tutuklanmasının makul olduğuna ikna etmek için
bakanlığın yazdığı yazıda bildiğiniz kalem kutusuna "el bombası"
denildi.

Ama sonuna geldik artık. HSYK korkusu olmayan beş hukukçudan oluşan
Birleşmiş Milletler Keyfî Alıkoyma Çalışma Grubu, 1 Mayıs 2013'te
Balyoz "mahkeme"sinin uluslararası hukuku çiğnediğine, verdiği
tutuklamaya devam kararlarının keyfî olduğuna ve Türk hükümetinin bu
durumu düzeltmesinin gerektiğine karar verdi. Grubun incelediği
şikayet konuları birebir Ergenekon davasındakilerle aynı.
Hep olduğu gibi, gerçek ortaya çıktı sonunda, hem de bütün dünyadan
görülecek şekilde.

Prof. Dr. Cem Say

Haber Kaynağı: OdaTv.com

http://www.kemalistgazete.net/turkiy...cu-h11914.html
__________________
Cagliostro isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
2 Üyemiz Cagliostro'in Mesajına Teşekkür Etti.