Tekil Mesaj gösterimi
Eski 19.08.13, 14:30   #2
SerseriGezgin
Cehennem Yolcusu

SerseriGezgin - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: Oct 2011
Yaş: 33
Konular: 1429
Mesajlar: 7,302
Ettiği Teşekkür: 29585
Aldığı Teşekkür: 32394
Rep Derecesi : SerseriGezgin şöhret ötesinde bir itibarı vardırSerseriGezgin şöhret ötesinde bir itibarı vardırSerseriGezgin şöhret ötesinde bir itibarı vardırSerseriGezgin şöhret ötesinde bir itibarı vardırSerseriGezgin şöhret ötesinde bir itibarı vardırSerseriGezgin şöhret ötesinde bir itibarı vardırSerseriGezgin şöhret ötesinde bir itibarı vardırSerseriGezgin şöhret ötesinde bir itibarı vardırSerseriGezgin şöhret ötesinde bir itibarı vardırSerseriGezgin şöhret ötesinde bir itibarı vardırSerseriGezgin şöhret ötesinde bir itibarı vardır
Ruh Halim: Ruhsuz
Standart Cevap: “Mesele”yi Anlama Kılavuzu! Ya da Gezi’deki Çevreci Gençlere Yapılan

Şiddet Nedir? Toplumsal Olaylarda Şiddet Nasıl Oluşur?

Gezi olayları süresince kimsenin inkâr edemeyeceği bir şiddet sergilendi. Neredeyse ülkenin tüm sokaklarına sıçrayan bu şiddet, birden bire nasıl oldu da bu kadar hızlı yayıldı? Uzun süredir başta İstanbul olmak üzere tüm Türkiye’de toplumsal olaylarda şiddet görüntüleri hiç eksik olmadı. Peki, nedir aslında şiddet ve toplumsal olaylardaki bu şiddetin kaynağını doğru teşhis edip gerekli müdahaleyi yapıyor muyuz?

Toplumumuzda sıkça başvurulan bir hareket tarzı olan şiddeti tanımlamak gerekirse. Şiddet: Uygulayıcısı tarafından bilinçli olarak karşıdaki kişiye ya da kişilere, kurum ya da kuruluşlara hatta canlı diğer varlıklara ( bitki örtüsü, hayvanlar, yaşam kaynakları vb.) çeşitli amaçlar adına çıkar elde etmek, onlara karşı üstünlük ya da hâkimiyet kurmak, istenilen hal ve hareketlerin elde edilmesini sağlamak, imtiyaz ya da ayrıcalık sağlamak, saygınlık ya da sevgi kazanmak, kısacası maddi ve manevi çıkar ve menfaatlerin elde edilmesini sağlamak amacı ile fiziksel, sözlü, psikolojik ya da işaretler yardımı ile uygulanan kişi ya da kişilerin, kurum ya da kuruluşların hatta canlı diğer varlıkların ( bitki örtüsü, hayvanlar, yaşam kaynakları vb.) yaşam, özgürlük, irade, istek, hak ve sağlıklarına zarar verici, bu hakları ortadan kaldıran ya da geçici süre ile bunların ortadan kaldırılmasını sağlayan hal ve hareketlerin tümüne şiddet denilebilir. (Kaynak vikipedia.org)

Bu tanımdan yola çıkarak gezi olaylarının en başına dönelim. Gezi Parkı’nın bitki örtüsüne, yani ağaçlara yönelik bir şiddet söz konusuydu. Bir gece yarısı kepçe ile ağaçlar yıkıldı, henüz olayların başlangıcında şiddet vardı. Peki, bu şiddetin sorumlusu kim? Başta İstanbul Büyükşehir Belediyesi yetkilileri olmak üzere projeyi yürüten firmalar ve en son noktada kepçeyi kullanan işçi. Bu konuda her hangi bir işlem yapıldı mı? Hayır! Şiddet uygulayarak suç işlenmesi sonucunda herhangi bir işlem yapılmamış olması da akla suç ve ceza paradoksunu getiriyor.

Bir çıkar ve kazanç elde etmek için şiddet uygulandığını varsayarsak, Gezi Parkı’nın yıkılması için çaba gösterenler ve yıkılmaması için mücadele edenlerin çıkarları arasında küçük bir kıyaslama yapmak, şiddet eylemlerine kimin neden ihtiyaç duymuş olabileceğini çok net ortaya koyacaktır. Gezi’nin park olarak kalmasını isteyen ve bu uğurda mücadele eden birinin bu durumdan tek çıkarı kendisi ve sevdikleri için sağlıklı bir yaşam alanı kazanmaktan başka bir şey değildir. Yıkılıp yerine betonla yapılacak herhangi bir yapıyı savunanların ise bu durumdan siyasi ve maddi çıkarları söz konusu olacaktır. Bu bilgiden yola çıkarsak şiddetin doğması sizce kimin gereksinimi?

Şiddet çeşitli araçlar yoluyla da oluşur ve gelişir. Gezi olayları özelinde bakacak olursak çevreci refleks ile hareket edenlerin ilk sarıldıkları şey mahkeme kararları yani hukuk oldu. Düşüncelerini ve fikirlerini demokratik yollarla eylemler yaparak gösteren topluluk aynı zamanda yürütmenin durdurulması için gerekli mahkemelere de olayın üzerinden henüz birkaç saat geçtikten sonra başvurmuştu. Bunun karşılığında ise devletin kolluk kuvveti ilk anda henüz olayın ne olduğunu bile anlamaya gereksinim duymadan biber gazı ve göz yaşartıcı spreylere başvurdu. Şiddet aslında olayın ilk anından itibaren devletin yetkili birimleri tarafından kullanılmaya başlanmıştı. Bu şiddetin karşısına haklı gerekçelerle çıkan çevreciler yıkımı iki kez durdurmayı başardılar. Şafak baskınlarında uygulanan orantısız şiddete karşı şiddetle karşılık vermek yerine sivil bir direnişi örgütlediler. Çadırlarda kalmak, müzik yapmak, kitap okumak gibi şiddetten tamamen uzak ve demokratik eylemler örgütlediler.

Şiddetin oranını sistemli bir şekilde yükselten kolluk kuvveti bir süre sonra karşılarındaki insanların ağır yaralar almasına ve meşru müdafaa haklarını kullanmalarına imkân doğurdu. Bu noktada meşru müdafaa nedir diye bir parantez açmamız gerekiyor.

Meşru müdafaa veya haklı savunma; uğranılan bir saldırı karşısında kişinin kendisini veya bir başkasını koruması. Saldırıyı durdurmak veya saldırının etkilerini azaltmak amacıyla orantılı güç ile gerçekleştirilen karşı saldırı da meşru müdafaaya dâhildir. Örneğin üzerine silahla ateş açılan bir kişinin, kendi silahını kullanarak saldırganı etkisiz hale getirmek için ateşle karşılık vermesi meşru müdafaa kapsamındadır; ancak yumrukla saldıran bir kişiye ateşli silah ile karşılık vermek, orantısız güç kapsamındadır ve meşru müdafaa değildir. Bazı kişiler sınırlı pasifist bir yanıtı tercih ederken başkaları silah veya mücadele sanatlarından öğrendikleri teknikleri kullanmayı tercih edebilmektedirler. (Kaynak vikipedia.org)

Gezi Parkı olaylarında ilk andan itibaren polisin biber gazı, tazyikli su ve göz yaşartıcı sprey kullanımı karşısında eylemcilerin davranışlarını değerlendirecek olursak, biber gazının ateşli bir silah olarak kullanıldığı ve sonucunda ölümlerin, yaralanmaların olduğunu hiç kimse inkâr edemez. Hiçbir şiddet eyleminde bulunmayan bu insanların kendilerine yapılan sistemli şiddet eylemlerine karşılık meşru müdafaa haklarını kullandıklarını söyleyebiliriz.

Bu şiddetli saldırılar karşısında gaz maskeleri ve baretler ile önlem alan eylemcilerin öncelikli amacı kendi sağlıklarını korumaktı. Bu önlem elbette meşru müdafaadır. O sebeple baret ya da gaz maskesi taktığı veya bulundurduğu için bir insanı suçlamak ne kadar doğru ve hukukidir sizce?

Eylemcilerin bu önlemlerine karşılık polis, müdahalenin (şiddetin) oranını arttırdı, haklılığından başka hiçbir silahı olmayan insanlara uygulanan bu şiddete şahit olan insanlar bir süre sonra patlama noktasına geldiler ve sokaklara çıkmaya başladılar. Korku sınırının aşılması da bu sayede oldu. Masum isteklerinden dolayı insanların ağır şiddete maruz kalmalarını kabullenebilmek vicdanlara ağır geldi. Yıllardır her fırsatta mekân ve zaman gözetmeksizin kullanılan gaz bombaları artık insanların korkmadığı neredeyse günlük sıradan bir olay olmaya başladı. Ve sonunda insanlar ne biber gazından ne de tazyikli sudan kaçma ihtiyacı duydular.

Kendilerine uygulanan şiddet karşısında yaralanmayı göze alarak durdular ve taleplerini haykırdılar. Şimdi diyeceksini ki “öyle diyorsun ama polise taş attılar”. Evet, polise taş da attılar, atılan gazların etkisini azaltmak için ateş de yaktılar. Şimdi bir an için kendinizi eylemcilerin yerine koyun. Üzerinize yüzlerce gaz bombası atılırken siz kendinizi korumak için baret ya da gaz maskesi takmak konusunda tereddüt eder miydiniz?

İnsanlar önceleri meşru müdafaa haklarını kullanarak uzun bir süre, sadece kendilerini korumaya çalıştılar. Güvenlik güçleri şiddetin dozunu arttıkça sinirler gerildi ve olayların başlamasından doksan altı saat sonra eylemciler barikat kurmaya, ateş yakmaya ve taş atmaya başladılar.

Yaşanan şiddet olaylarını doğru bulduğum ya da şiddeti meşru bulduğum için yazmıyorum. Olayın nasıl geliştiğini ve şiddetin nasıl şiddet doğurduğunu anlayabilmek ve anlatabilmek için tüm bunları göz önünde bulundurmak gerekiyor. Gezi eylemlerinin şiddet olaylarını en başından beri barındırdığı ve kolluk kuvvetinin orantısız güç kullanımı sonucunda tüm ülkeye yayıldığını net olarak ortaya koymak gerekiyor.

Tüm bu yaşananlar süresince şiddet uygulayan, suça karışan birçok polis memurunun görüntüleri basına yansımasına rağmen hiç işlem yapılmadı. Palalı ve sopalı kişilerin suçüstü yakalanmalarına rağmen serbest bırakılması ve yalnızca birkaç zabıta memuruna çadır yakmak suçundan işlem yapılması da şiddet olayları karşısında devletin tutumunun bir göstergesi olarak duruyor önümüzde.

İşlenen şiddet suçları karşılığında hiçbir cezai uygulamanın olmaması ne hukuken açıklanabilir ne de vicdanen. Toplumsal olaylarda şiddetin durdurulmasının birinci koşulu suç işleyenin adil bir şekilde yargılanması ve cezasını çekmesi olacaktır. Aksi takdirde suç işleme oranında süreç içerisinde gördüğümüz gibi ciddi artışlar yaşanacak ve bu durum demokrasi ve hukuk inancımıza ciddi zararlar vermeye devam edecektir.

“Hükümet İstifa” diye slogan atmak demokratik bir taleptir. İstifa mekanizması, ancak demokrasilerini geliştirmiş toplumlarda kendine yer bulabilir. Yaşananları doğru okuyabilir, faklı görüşlere tahammül edebilirsek toplumsal olaylarda da şiddeti o kadar aşağıya çekebiliriz.

İnsanların talepleri ve görüşleri ne olursa olsun özgürce düşüncelerini ve protesto haklarını kullanabildikleri, gaz bombası fişekleriyle vurulmadıkları, bu tarz demokratik eylemlere katıldıkları için öldürülmedikleri bir Türkiye yaratmak için katılımcı demokrasiyi inşa etmek gerekiyor. Sandıktan sandığa fikrinin sorulmasından ziyade kendi istediği zamanda fikrini söyleyebilen yurttaşların çoğalması dileğiyle, Bu Daha Başlangıç Mücadeleye Devam!

SORUYORUZ,

1- Mehmet Ayvalıtaş’ın katili kim?

2- Abdullah Cömert’in katili kim?

3- Ali İsmail Korkmaz’ı katilleri kimler?

4- Ankara’nın merkezinde, tüm dünyanın gözü önünde Ethem Sarısülük’ü öldüren polis neden tutuksuz yargılanıyor?

5- Berkin Elvan’ı ekmek almaya giderken evinin sokağında kafasından vuran polis memuru kim?

6- Medeni Yıldırım’ın katili kim?

7- Mustafa Sarı nasıl hayatını kaybetti?

8- 6 insanın öldüğü, binlerce insanın yaralandığı bu olayları başlatan Gezi Parkı üç gün boyunca sürdürülen orantısız müdahalelerin emrini kim/kimler verdi?

9- Cenaze törenlerine, basın açıklamalarına kısacası demokratik yollarla yapılan toplantılara orantısız ve gerekçesiz müdahalelere devam edecek misiniz?

10- Gezi olayları ile birlikte oluşan krizin sorumluları ve bu süreci yanlış yöneten kamuoyunda neredeyse hiçbir söylemi ve açıklaması ciddiye alınmayan başta İstanbul Valisi Hüseyin Avni Mutlu olmak üzere sorumlular hakkında herhangi bir işlem başlatacak mısınız?

Deniz Atam
5 Ağustos 2013 / İstanbul

Not: Sadece şahit olduğum olayları anlatarak tarihe bir not düşmek istedim. Tüm fotoğraflar bizzat kendi çektiğim fotoğraflardır. Sabrımıza teşekkür ederim.

deniz atam® Twitter’da takip et.
__________________











Geçen zamanın cevapları, bugünün sorularına ışık vermiyor, geleceği de belirsiz kılıyor.

SerseriGezgin isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
5 Üyemiz SerseriGezgin'in Mesajına Teşekkür Etti.