Tekil Mesaj gösterimi
Eski 24.08.13, 23:24   #1
Mislina
Süper Üye
Mislina - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: May 2012
Konular: 458
Mesajlar: 2,989
Ettiği Teşekkür: 4166
Aldığı Teşekkür: 9717
Rep Derecesi : Mislina gerçekten güzelMislina gerçekten güzelMislina gerçekten güzelMislina gerçekten güzelMislina gerçekten güzelMislina gerçekten güzelMislina gerçekten güzelMislina gerçekten güzelMislina gerçekten güzelMislina gerçekten güzelMislina gerçekten güzel
Ruh Halim: none
Standart Türk Demiryolculuğunun Babası; Behiç Erkin








Mustafa Kemal, 1918’de I. Dünya Savaşı’ndan 550.000 kayıpla çıkan, Mondros Ateşkes Antlaşması’yla orduları dağıtılan, ağır silahları elinden alınan, demiryolları, tersaneleri, yer altı ve yer üstü zenginlikleri, telgraf hatları ele geçirilen, bu da yetmezmiş gibi elindeki son toprakları da emperyalistlerce işgal edilen, kapitülasyonlar altında ezilen, sanayileşmemiş, aşiret ve tarikat kıskacında, aydınlanmamış, geri kalmış, yıkık ve perişan bir ülkeyi önce bağımsız,sonra çağdaş bir ülke haline getirmeyi başarmıştır.



Mustafa Kemal, emperyalist ve kapitalist Avrupa’ya, “Biz, bizi mahvetmek isteyen emperyalizme karşı ve bizi yutmak isteyen kapitalizme karşı bütün ulusça savaşan insanlarız” diyerek başkaldırmış ve kazanmıştır.

Böylece dünyada ilk kez bir adam ve o adama inanan bir millet, eli kanlı emperyalizmi dize getirmiştir. Bu büyük başarı Mustafa Kemal’i ve Türk milletini ezilen-sömürülen Doğu’nun bağımsızlık sembolü haline getirmiştir.

Mustafa Kemal, hiç abartısız önce bir vatan, sonra bir millet sonra da bu vatanda bağımsız yaşayacak millete çağdaş (uygar) bir gelecek hazırlamıştır.

Üstelik ATATÜRK Cumhuriyet mucizesine imza atarken, ilk on yıl içinde bir büyük isyan (Şeyh Sait İsyanı), irili ufaklı çatışmalar, iki kısmi seferberlik ve bir büyük dünya krizi yaşanmıştır. Kısıtlı bütçesine rağmen yabancılardan borç almadan kalkınmayı başarmıştır.

Cumhuriyet, İzmir İktisat Kongresi’yle başlayan kalkınma sürecinde denk bütçe, açık diplomasi, “yurtta barış dünyada barış” ilkeleriyle hareket etmiştir. Milletler Cemiyeti’ne ancak davet edilince girmiştir. Bu dönemde % 10 kalkınma hızı, %20 sanayileşme hızı yakalamıştır. Son beş yılda ise, bir büyük isyan (Dersim İsyanı) ve irili ufaklı çatışmalar, Hatay ve Boğazlar sorununa rağmen fabrikalarınıi demiryollarını, bankalarını kurmuş ve büyük bir hızla sanayileşmiştir.

Halkçılık ilkesi doğrultusunda halkevleri, halkodaları, köy öğretmen okulları, köy okulları, millet mektepleri, enstitüleri, yüksekokulları ve üniversitesini kurarak halkı bilinçlendirmiştir. 15 yıl gibi kısa bir sürede, ortaçağ kalıntısı geri kalmış bağımlı bir toplumdan çağdaş bir ulus yaratılmıştır. Neresinden bakarsanız bakınız bunun adı Atatürk ve Cumhuriyet Mucizesidir.1938’de devletin Osmanlı borçlarından başka borcu yoktur.

Kardeşlerim; Mustafa Kemal’in silah arkadaşlarından her biri hem savaş zamanında, hem de genç Türkiye Cumhuriyeti’nde çok kritik sorumluluklar yüklenmişlerdir. Bu kıymetli insanlardan bazıları ön plana çıkmayı, bazıları ise arka planda kalmayı tercih etmişlerdir.


Ben bugün sizlere bu arka planda kalmayı tercih edenlerden birisini, gerek Çanakkale Harbimizde, gerek Kurtuluş Savaşımızda, gerekse de genç Türkiye Cumhuriyeti’nde çok kritik görevler üstlenen, Mustafa Kemal’in en yakın arkadaşlarından biri olan Behiç Bey’i anlatacağım.



Atatürk 10. yıl marşı hazırlanıp ilk defa kendisine sunulduğu zaman, bu marşı çok beğenmekle beraber, bir mısrasını değiştirme zorunluluğu hissetmiş ve değiştirmiştir.

"Yurdun her bir tepesinde dumanlar tütüyor" mısrasını,10. yıl marşından çıkarmış, yerine kendisinin şahsen yazdığı şu mısrayı eklemiştir:

"Demir ağlarla ördük ana yurdu dört baştan"

Bu mısrayı yazdıktan sonra da yakın arkadaşı Behiç Bey’e: "Sizin emeğinizin karşılığı değildi, değiştirdim" diyerek, kendi yazdığı mısrayı ona okumuştur.

Ülke demir ağlarla baştanbaşa örülmüştür ve bu çabanın en önemli imarlarından biri de Behiç Bey’dir. O, Eskişehir’den Ankara’ya trenle gelenlerin, Ankara’ya yaklaşırken ördükleri o Şirin, küçük istasyona, Behiç Bey İstasyonu’na ve istasyonun arkasındaki dev komplekse, Behiçbey Triyaj Garına ve TCDD Behiçbey Tesislerine adı verilen kişidir.

1800’lerin ikinci dönemi ile 1900’lerin ilk 30 yılında, bu topraklardaki tek ulaşım aracı demiryolları idi, eski deyimi ile şimendiferlerdi, şimendifer kumpanyaları idi. Demiryolları sadece dönemin tek ulaşım aracı değildi, emperyalist ülkeler için Osmanlı’yı çökertmede kullandıkları en önemli finansal silahlardan biriydi.

Bu vatan topraklarındaki demiryollarını hep yabancı şirketler işletmişti. Hem demiryolu inşası için kredi verip Osmanlı’yı daha da borç batağına batırıyorlar, hem işletmesini kendileri yapıp işletmenin zarar etmeme garantisini yaptıkları anlaşmalarla sağlıyorlar, hem de kilometre başına kâr güvencesi, demiryolunun 20 ile 45 kilometre çevresindeki maden ocaklarının işletilmesi, çevredeki ormanlardan odun, kereste sağlanması, gerekli yerlerde rıhtım, iskele, mağaza, depo ve benzeri tesisler kurabilmesi ve işletebilmesi, demiryolunun geçtiği sancaklardan toplanacak öşürler gibi imtiyazlar alarak korkunç bir kaynak sömürüsü gerçekleştiriyorlardı. Özetle Osmanlı Demiryolu Tarihi bir anlamda emperyalizmin Türkiye’ye girişinin de tarihidir.




1906 senesinde bir genç Osmanlı Subayı sıra dışı bir rapora imza atarak,tarihe bir ilk olarak demiryollarında ulusallık kaydını düştü:

"Demiryolu işletmesinde gayrimüslimler değil Türk memurlar kullanılmalıdır ve işletme lisanı Fransız dili yerine Türk dili olmalıdır."O subay 1903 yılında ilk defa ordu tarafından kurulan İltisak Hattı Muhafız Kuvvetleri Müfettişi görevine atanan Kurmay Kolağası (Kıdemli Kurmay Yüzbaşı) Behiç Bey’di. Behiç Bey’in kişiliği pek çok subaydan farklıdır. Karşısındaki kişinin makamı ve rütbesi ne olursa olsun,fikirlerini hiç çekinmeden söyleyebilmektedir.



Behiç Bey pek çok görevden sonra Selanik’e tayin olmuş ve burada yıllarca sürecek bir dostluğun temelleri atılmıştır. 1907 yılında Şam’dan, Selanik’e tayin olan Mustafa Kemal ile tanışmış ve onun komutanlığını yapmıştır. İlerleyen yıllarda aralarındaki dostluk o kadar güçlenmiştir ki, bu durumu tarihçi Cemal Kutay; “Mustafa Kemal’in fikir danıştığı tek adam” diyerek anlatmaktadır. (Bu dostlukları, daha sonra ev arkadaşlığına da dönüşür.

31 Mart Vakası’nda İstanbul’a gelen ve isyanı bastıran ekipteki komutanlar Mustafa Kemal ve Behiç Bey,Beyoğlu’nda Lebon Pastanesi’nin karşı sokağında ev kiralayıp, bir süre birlikte otururlar.)

Daha sonra, gerek dillere destan disiplini ve çalışkanlığı, gerek 1903 senesinden beri, atandığı demiryollarına kendini adaması, gerekse de senelerce büyük emek verdiği kitabı ("Demiryolunun Askerlik Açısından Tarihi,Kullanımı ve Teşkilatı") yani; demiryolu bilgisi ve tecrübesi olan Behiç Bey’e,Türk milletinin ölüm kalım savaşları olan Çanakkale ve İstiklal Harpleri’nde,kader ve Mustafa Kemal ona tüm cephe sevkiyatlarını yapma sorumluluğunu yükleyecekti.

Behiç Bey III. Ordu’da her manevrada aynı çadırda kaldığı yakın arkadaşı Mustafa Kemal’e bir defasında demiryolları ile ilgili bir Fransız kitabında yazan, bir Rus generalinin tespitini anlattı:

"Harpte iki cephe vardır ilki sevkiyat, ikincisi düşmanla çarpışma. Sevkiyattaki muvaffakiyet cephedeki muvaffakiyetin zeminidir, zemin sağlamsa cephe sağlamdır, zemin kaygansa cephe her sonuca açıktır."

Bu konuşmayı yaptıktan kısa bir süre sonra Mustafa Kemal Derne Komutanı olarak Trablus’a, Behiç Bey ise İstanbul’daki Ordu Dairesi’ne İkmal Şubesi Müdür Yardımcısı olarak tayin oldu. Mustafa Kemal Derne’den düzenli olarak mektup gönderdi Behiç Bey’e. Gerek savaş alanlarında yaşadıklarını yazdı, gerekse de memleketin gidişatından olan endişesini paylaştı mektuplarında. (İnkılâp Tarihi Müzesi’nde bu mektuplar halen görülebilir).




__________________
"Ama gerçek, aziz dostum, can sıkıcıdır."

Mislina isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
11 Üyemiz Mislina'in Mesajına Teşekkür Etti.