Tekil Mesaj gösterimi
Eski 24.08.13, 23:26   #2
Mislina
Süper Üye
Mislina - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: May 2012
Konular: 458
Mesajlar: 2,989
Ettiği Teşekkür: 4166
Aldığı Teşekkür: 9717
Rep Derecesi : Mislina gerçekten güzelMislina gerçekten güzelMislina gerçekten güzelMislina gerçekten güzelMislina gerçekten güzelMislina gerçekten güzelMislina gerçekten güzelMislina gerçekten güzelMislina gerçekten güzelMislina gerçekten güzelMislina gerçekten güzel
Ruh Halim: none
Standart Cevap: Türk Demiryolculuğunun Babası; BEHİÇ ERKİN

Kader bu ikiliyi ikinci defa Çanakkale Harbinde bir araya getirdi. Biri Gelibolu’da cephedeydi, Anafartalar komutanıydı, öbürü Osmanlı’da demiryollarına atanan ilk 'Demiryolu Askeri Hat Komiseri'. Biri cephede taarruzu değil ölmeyi emrediyordu, öbürü de onlar ölünceye kadar geçecek olan zaman zarfında takviye kuvvetleri yetiştirmeye çalışıyordu cephelere. (Çanakkale Savaşı boyunca cepheye tam 22 tümen asker sevkedilmiştir ve zayiatı karşılamak üzere gelen ikmal erleri ile birlikte tüm muharebelere 310 bin kişi katılmıştır.)

29 Mart 1918 yılında Mareşal Liman Von Sanders, Gelibolu Savaşı’nda asker ve erzak sevkiyatının mükemmelliğine hayran kaldığı için Miralay Behiç Bey’e birinci dereceden Alman Demir Haç Madalyası takar. Bu madalya, Alman ulusu için çok değerlidir. Sadece önemli Alman devlet adamlarına verilen en üst seviyeden bu madalyanın bir yabancıya verilmesi o dönemde görülmemişti.

Behiç Bey, daha sonra Azerbaycan’a giderek, 1918’de ilk Azeri düzenli ordusunu ve Azebeycan Jandarma Teşkilatını kurar. İngilizler İstanbul’u işgal edince şehre geri döner. Ancak hasta olduğu için Anadolu’ya kaçamaz. Mustafa Kemal, bunu bir fırsat olarak görür ve Anadolu’ya kaçırılmasını istediği meşhur “beyaz subaylar” listesini yakın dostu Behiç Bey’e gönderir.

Behiç Bey’e bu görevinde yardımcı olan kişi de Üzeyir Garih’in babası Azra Garih’tir. İngilizler, Behiç Bey için ölüm ilanı çıkardıkları zaman, bir süre saklandığı ev de, ileride yazdığı hatıratlarında “kadim dostum” diyerek bahsettiği Azra Garih’in babası Üzeyir Garih Efendi’nin evidir. İngilizlerden kaçarak Anadolu’ya geçen Behiç Bey,Bursa’da İsmet İnönü’den bir telgraf alır. "Anadolu’ya geçtiğinin mutlu haberini aldık.

Mustafa Kemal derhal Ankara’ya gelmenizi istiyor. "Ankara’ya vardığında Behiç Bey iki teklifle karşılaşır. İsmet İnönü, kendisine Erkan-ı Harp Umumiye İkinci Reisliği’ni (Genelkurmay İkinci Başkanlığı) teklif ederken, Fazıl Paşa ise demiryollarının başına geçmesini ister. Bu konuları konuşmak için Mustafa Kemal’in yanına çıkan Behiç Bey’e Başkomutan, o meşhur sözünü söyler: “Behiç Bey, ben cephede ne yapılacağını çok iyi biliyorum, fakat ordumuzu cepheye taşımaya nasıl muvaffak olacağımızı bilmiyorum.

Zamanında sahip olduğunuz tecrübelerden bunu sizin başarabileceğinizi biliyorum. Sizin demiryollarının başına geçmenizi isterim. Varoluş savaşımızda ancak bu şekilde başarılı olabiliriz”. Bunun üzerine Behiç Bey, kimsenin işine karışmaması şartıyla bu görevi kabul edebileceğini söyler. Başkomutan, gülümser ve Behiç Bey’in elini sıkar. Bu konuşmanın üzerine Büyük Taarruz dahil olmak üzere cepheye asker sevkiyatı Behiç Bey tarafından mükemmel şekilde gerçekleştirilir.


Koşullar ne olursa olsun doğruları savunan Behiç Erkin, aynı zamanda tüm silah arkadaşlarına işine karışılmadığı müddetçe kendi doğru bildiğini en iyi şekilde yapabildiğini göstermiştir. Mustafa Kemal’le Kurtuluş Savaşı’nın en sıcak zamanında yaşadığı bir hikâye aslında bunu en iyi şekilde kanıtlamaktadır.

Savaşın ortasında Mustafa Kemal’den bir telgraf gelir. Telgrafın üstünde, “Dakika tehiri (gecikmesi) idamla cezalandırılacaktır” yazmaktadır. Telgrafın içeriği şu şekildedir: “Trenlerin son sürate çıkarılarak cepheye asker sevkiyatının hızlanması gerekmektedir”.

Her zaman doğru olduğuna inandığı şeyi yapan Behiç Bey, Başkomutanın emrine şu şekilde cevap verir: “Hat,40 km’den hızlı gitmeye müsait değildir. Eğer daha hızlı sevkiyat yapılmaya kalkışılırsa korkarım tek bir sevkiyat bile yapamayabiliriz. Emrinizi aldım. Bu şartlardan dolayı uygulamadım. İkinci bir emrinizi bekliyorum”. Başkomutandan ikinci bir telgraf gelir. Telgrafta aynen şu kelimeler yazmaktadır: “Siz nasıl uygun görürseniz Behiç Bey”…

Kurtuluş Savaşı sürerken işletmeyi çalıştıracak tek kuruş yoktu. Lokomotifi bozulsa yedek parçası yoktu, bulunsa alacak para yoktu, kömür yoktu, odun kullanılmak zorunda idi. Odunu bulmak ise büyük bir marifet, vatanı müdafaa edecek kuvvetleri cepheye sevk edecek odunu bulduğunda, Ticaret Bakanlığı izinsiz odun kesiminden mahkemeye vermişti Behiç Bey’i. İşletme dilinin Türkçe olmaması sorunu, işletme çalışanları arasında devede kulak olan Türk çalışanı ile de birleşince, eldeki birkaç eski lokomotif ve vagondan oluşan trenleri işletmek işi ikinci bir savaş verilmesini gerektirmiştir.

Bu demiryolu savaşının başkomutanı Behiç Bey’di. Turgut Özakman Behiç Bey’in İstiklal Harbi esnasında başardığını, "bir lojistik mucizesi" olarak tanımlamaktadır. Bu hikâye her ne olursa olsun düşmandan vatanlarını kurtaracakları inancına odaklanmış, bir ölüm kalım savaşının içinde, savaşın neticesine etkisi itibarı ile lokomotif kazanının sıcaklığında ateşten gömleği giyen ulusal demiryolculuğumuzun kuruluş hikâyesiydi.

Bu ateş yıllarının sorumluluğunu sırtında taşıyan komutan, Mustafa Kemal’in ordusunu cephelere taşımak için elde kalan bir avuç kara treni emanet ettiği Behiç Bey,Büyük Taarruz’un başladığı dakika Ankara Hükümeti’nden bir telgraf aldı: “İş bu dakikadan itibaren bütün millet, fedakârşimendifercilerimizi Allah’tan sonra,kahraman ordumuzun yegâne muin-i zaferi (zaferin biricik yardımcısı) görmektedir."




Bu telgraf Büyük Taarruz’un başladığı an Türk Milleti’nin gözünde demiryolcuların üstlendikleri sorumluluğu en iyi ifade eden resmi belgedir.Düşmana vurulacak son darbe için Büyük Taarruzun başlanması kararı alınmıştır. Doğal olarak da cepheye çok hızlı bir şekilde asker yetiştirilmesi gerekmektedir.


(...)
Ne korkunçtur hasreti
yaylı bir karyolada ölmenin./
Bunu Sakaryalı Şakir bilir./
Kartallı Kazım
başını dayadı tahtasına bölmenin./
Kısıldı sarı kurt gözleri./
Vagonla birlikte sarsılarak
başı sallanıyor iki yana./
Gözetliyor Şakir'i/
"Mehmetçik," diye düşünüyor,
"Memetçik, Memet."/
Ve teker teker
Kesilmeden tekrarlıyor tıkırdayan tekerlekler/
(gitgide daha çabuk, gitgide daha sert):/
"Memetçik, Memet,
"Memetçik,Memet."/

(...)
Gece gündüz cephelere sevkiyat gider./
Nerede başlayıp, nerede biter?/
Ocağında çam ağacı yakan tirenler./
Hat boyları yanmış odun kokusu./
Askeri de hat boyunun tapısı/
Memetçik, Memet
Memetçik, Memet./
Dört cephe içinde koptu kıyamet./
Vagonların kırk kişilikse de yapısı
Seksen Memet, yüz Memet yüklü hepsi./
Kilitlenmiş vagonların kapısı./
Tirenler gidiyor Memetçik dolusu./
Memetçik, Memet
Memetçik, Memet./

__________________
"Ama gerçek, aziz dostum, can sıkıcıdır."

Mislina isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
9 Üyemiz Mislina'in Mesajına Teşekkür Etti.