Tekil Mesaj gösterimi
Eski 25.08.13, 00:08   #3
Mislina
Süper Üye
Mislina - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: May 2012
Konular: 458
Mesajlar: 2,989
Ettiği Teşekkür: 4166
Aldığı Teşekkür: 9717
Rep Derecesi : Mislina gerçekten güzelMislina gerçekten güzelMislina gerçekten güzelMislina gerçekten güzelMislina gerçekten güzelMislina gerçekten güzelMislina gerçekten güzelMislina gerçekten güzelMislina gerçekten güzelMislina gerçekten güzelMislina gerçekten güzel
Ruh Halim: none
Standart Cevap: Türk Demiryolculuğunun Babası; Behiç Erkin



Peki, Trenler dolusu Memetçik Memet cepheye nasıl gidiyor? Ordu İzmir’e doğru ilerlerken, ikmal trenlerinin gecikmesi, kesin zaferi etkileyebilirdi.

Düşman çekilirken her bir metrekare rayı tahrip ederek söküyor, köprüleri yıkıyordu. Demiryolcular sadece ordumuzu taşımakla kalmadılar, aynı zamanda o yoklukta düşmanın yok ettiği demiryolunu da yapmak zorunda kaldılar. Genel Müdür Behiç Bey, herkesi seferber etmiş, hattın Afyon’dan Eskişehir yönüne doğru uzanan Gazlıgöl ve Hamam bölümündeki traversler, sökülerek İzmir yönüne nakledilmiştir. Düşmanın tahrip ettiği raylar da kesilerek,eklemeli olarak kullanışlı hale getirilmiştir.

Mustafa Kemal, onarım için “Nereden işçi bulacaksın? O çevrede bütün erkekler silâh altında” deyince;Behiç Bey’den Kadınlarımız sağ olsun paşam” yanıtını alır. Bu hattın en kısa zamanda kadınlar tarafından yeniden inşa edildiği ve onarıldığı resmi kayıtlarda görülmektedir.



Bu stratejik manevra sayesinde Yunanlıların üç aydan önce yapılamayacağını düşündükleri köprüler birkaç günde tamir edilmiş ve söz verdiği üzere 7 Eylül günü bayraklarla süslü, her tarafı kurşun izi bir lokomotifin önünde, asker ve cephane dolu vagonlarla beraber Afyon’a girdi Behiç Bey. Böylece 14 Ağustos’da demiryollarının aylardır hazırlandığı büyük sevkiyat başlar.

100,000 asker Afyon’un güneyine cepheye kaydırılır.Hattın açılmasıyla birlikte, gövdesinde kurşun izleri bulunan lokomotiflerin çektiği trenler, ordunun ardından İzmir’e doğru akmaya başlamıştır. İşte bu suretle Büyük Taarruz başlatılabildi.Savaş bittikten sonra, TBMM Behiç Bey’i hem "Meclis Özel Takdirnamesi" ile onurlandırdı, hem de "İstiklal Madalyası" ile zaferin kazanılmasındaki payını resmileştirdi.Savaş bitmişti bitmesine ama Behiç Bey’i bu sefer başka bir savaş beklemekteydi.


Demiryollarının ülke içi dağılımı, yapanların gereksinimine yanıt verecek biçimde ve sömürgeci anlayışa uygun olarak düzenlenmişti. Türkiye’nin iç ulaşımına yanıt verecek durumda değildi ve dengesiz bir dağılımı vardı. Almanların yaptığı Bağdat Demiryolu,Haydarpaşa’dan Gaziantep’e ulaşıyor, sınırı takip ederek, Nusaybin’den Bağdat’a geliyordu.Parasını Osmanlıların ödemesine karşın.

Almanların Ortadoğu’ya ulaşması için yapılmıştı. İzmir-Aydın, İzmir-Turgutlu Afyon ve İzmir-Manisa-Bandırma hatlarını yapan İngilizler; dışalım ve dışsatım merkezi olarak kullandıkları ve ticaretini tümüyle ellerinde bulundurdukları İzmir’i, çevresindeki bereketli topraklara ve maden bölgelerine bağlamışlardı. Anadolu’nun içine giren tek demiryolu, Ankara’ya kadar geliyordu. Ülkenin doğusuyla batısı,kuzeyiyle güneyi, birbirlerine bağlı değildi.



Osmanlı’dan devralınan 4.112 km’lik demiryolunun bakıma gereksinimi vardı. Demiryolu köprülerinin çoğu, Ulusal Bağımsızlık Savaşı sırasında ahşapla onarılmıştı. Demiryolu işletmeciliği tümüyle yabancıların elindeydi. Bu alanda, yetişmiş yerli teknik kadro yoktu. Ulusal Bağımsızlık Savaşı’ndan sonra ülkeyi terk eden teknik kadronun yerine, çok kısa zamanda yerli teknisyenler ve işletme uzmanları yetiştirildi. Demiryolu işletmeciliğinin kurulması ve ulusallaştırılmasında elde ettiği başarılarla Behiç Bey simge bir isim oldu. Verdiği uzun mücadelenin sonunda 22 Nisan, 1924′de Anadolu Demiryolları millileştirilmesi ve Genel Müdürlüğün Teşkilatı ve Görevleri’ne ait 506 sayılı kanun kabul edildi.

Bakanlığı sırasında yaptığı en önemli işlerden biri de o zamanki adı Mühendis Mekteb-i Alisi, bugün ki İstanbul Teknik Üniversitesi’nin özerkleşmesi kararını vermesidir. Okulun Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlanmasına direnir ve sonunda özerk olarak çalışmasını sağlayacak kanunu çıkartır. “Bilim her türlü etkiden uzak olmalıdır” diyen Behiç Erkin,Teknik Üniversite’nin derslerini Türkçeleştirir. Taşkışla arazisini de okula bağışlar. İTÜ kendisine fahri profesörlük verme kararı alır. Behiç Bey bu ünvanın kendisine bakanlık görevinden ayrıldıktan sonra verilmesini talep eder. Ancak İTÜ bakanlıktan ayrıldıktan sonra Behiç Bey’i unutur.

Ankara’ya tarihte ilk defa elektrik ve havagazını o getirdi, ülkede ilk kamu müzesini o Kurdu, ilk demiryolu meslek okulunu o açtı, ilk uluslararası kongreyi o düzenledi.



Ama genç Türkiye Cumhuriyeti’nin sağlam temeller üzerine oturtulması için gerçekleştirdiği en değerli işler, bugün bile hala ülkemizin en önemli ve güçlü kurumlarının başında gelen, Milli İstihbarat Teşkilatı’nın kurucusu, Emekli Sandığının kurucusu ve tabi ki TCDD’nin kurucusu olmasıdır. Bu üç dev kurumunda resmi kurucu imzasına sahiptir. Ancak Behiç Bey bu önemli işleri yaparken yeri geldi, birçok kişi ve kuruma karşı büyük mücadeleler vermek zorunda kaldı. Behiç Erkin 1928-1939 yılları arasında Budapeşte Elçiliği ve 1939-1943 yılları arasında Paris Büyükelçiliği görevlerinde bulunmuştur.Ayrıca; 31 Aralık 1925 tarihinde II. Dönem İstanbul Milletvekili, 5 Eylül 1927 tarihinde III. Dönem İstanbul Milletvekili ve 2 Eylül 1943 tarihinde de VII. Dönem Çankırı Milletvekili olmuştur.

Erkin’in Paris’te göreve başladığı tarih,kurtardığı insanların kaderini belirleyecektir. Göreve başladığı tarih 31 Ağustos 1939’dur. Ertesi gün,1 Eylül’de Hitler’in Almanya’sı Polonya’ya girerek II. Dünya Savaşı’nı başlatır. Haziran 1940’ta Alman orduları artık Paris’tedir. İşgalle birlikte işbirlikçi Fransa hükümeti ile Almanya, özellikle Yahudilere karşı farklı bir tutum izlemeye başlarlar. O sırada, yıllar önce Türkiye’den Fransa’ya gelmiş,ama vatandaşlık haklarını kaybetmiş veya hala Türk vatandaşı olan pek çok Yahudi vardır.



Behiç Erkin “Bizim ülkemizde din, dil, ırk ayrımı yoktur.O vatandaşların hepsi Türk’tür. Türk vatandaşlarına dokunamazsınız” diyerek Yahudilere yönelik uygulamalara karşı çıkmıştır. Almanlar ve Fransızlarla yazışmalar sürerken, Paris Büyükelçiliği’ne bağlı konsolosluklardan haber gelir. “Birçok Yahudi başvuruyor, ancak çoğunun belgesi yok. Ne yapalım.” Behiç Erkin’in verdiği emir şu şekildedir;

“Altı kelime ezberlesinler kâfidir. Ben Türk’üm. Akrabalarım Türk toprağında yaşıyor. Bunu ezberleyen herkese vatandaşlık vesikası ve formu verin.” Bu arada Almanlar Paris’te yaşayan Yahudilerin evlerine sarı yıldız yapıştırmaya başlamıştır. Behiç Erkin, ekibine ve ona bağlı konsolosluklara emir verir. “Derhal Türk Yahudilerin kapılarına “Türk Vatandaşıdır” diye bir kâğıt yapıştırın.” Bunun üzerine bütün Türk Yahudilerinin kapılarına ay-yıldızlı vatandaşlık ilmühaberi yapıştırılır.

Böylece Behiç Erkin’in üçüncü savaşı başlamış olur. Ancak bu kez savaş siyasi manevralarla sürmektedir. Paris’in düşmesinden kısa süre sonra Fransız Hükümeti Vichy’ye taşınır.Almanların baskısıyla yeni bir kanun çıkartan Fransa, en sonunda Yahudilerin işyerlerine el konulması kararını verir. Uygulama başlayınca Behiç Erkin hemen Fransa Hükümeti ile bağlantıya geçer ve “Türk Yahudilerinin mallarına el koyamazsınız” der.

Fransa Hükümeti ise “Bu işyerleri Fransa sınırları içindedir, bu duruma karışamazsınız” Deyince, Behiç Erkin kapitülasyonlara sığınır. Kapitülasyonlar karşılıklı feshedilmediği için hala yürürlüktedir. Yürürlükte olan bu kapitülasyonlara göre; Fransa sınırları içindeki hiçbir Türk vatandaşının mallarına el koyulamaz ve millileştirilemez. Bu anlaşma bizim için de geçerlidir. Dolayısıyla Fransa’da yaşayan Türk vatandaşlarının mallarına el konulmaması gerektiği Fransa Hükümeti’ne hatırlatılır.



Fransız Hükümeti de yediği bu siyasi gol karşısında sesini çıkaramaz. Fransa Hükümetinin işyerleri konusundaki kararsızlığı, Behiç Erkin’in aklına başka bir fikir getirir.Büyükelçilik personeline ve bağlı konsolosluklara emir verir. On yıldan daha fazla Fransa’da, son beş yıldır aynı adreste yaşayan evli, çocuk sahibi, düzenli olarak konsolosluğa gelip kaydını tazeleyen vatandaşlarımızın toplantıya çağrılmasını ister.




Toplantıda Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarına “Beni hepiniz tanıyorsunuz,sizden bir ricam var. Elinizi vicdanınıza koyacaksınız. Kabul etmeyebilirsiniz de. Çünkü bu söyleyeceğim çok büyük bir mesuliyettir. Fransa Hükümeti,vatandaşımız olan ama bizim dinimizden olmayan vatandaşlarımıza karşı bir kampanya başlattı.Ben bu insanların canını kurtarmak için elimden gelen her şeyi yapıyorum. Ama mallarıyla ilgili de sizden yardım istiyorum. Bütün mallarını sizin üzerinize geçirecekler. Savaş bir gün bitecek, siz de o malları gerçek sahiplerine teslim edeceksiniz.” Toplantıda bulunan insanlardan bir kısmı bu görevi kabul eder. Kabul edenler hemen uygulamayı hayata geçirir ve Yahudilerin malları güvence altına alınır.



__________________
"Ama gerçek, aziz dostum, can sıkıcıdır."

Mislina isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
9 Üyemiz Mislina'in Mesajına Teşekkür Etti.