Tekil Mesaj gösterimi
Eski 25.08.13, 00:08   #4
Mislina
Süper Üye
Mislina - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: May 2012
Konular: 458
Mesajlar: 2,989
Ettiği Teşekkür: 4166
Aldığı Teşekkür: 9717
Rep Derecesi : Mislina gerçekten güzelMislina gerçekten güzelMislina gerçekten güzelMislina gerçekten güzelMislina gerçekten güzelMislina gerçekten güzelMislina gerçekten güzelMislina gerçekten güzelMislina gerçekten güzelMislina gerçekten güzelMislina gerçekten güzel
Ruh Halim: none
Standart Cevap: Türk Demiryolculuğunun Babası; Behiç Erkin

Tüm direnişe rağmen Fransa ve Almanya’nın talepleri gün geçtikçe artar. Hatta çabalara rağmen bazı Türk vatandaşı olan Yahudiler de toplama kamplarına götürülür.

Diplomatik çabalarla bu Yahudiler toplama kamplarından çıkartılır ve Behiç Erkin yeni bir fikirle Fransa Hükümeti’nin kapısını çalar. “Fransa’da kalmak istemeyen Türk vatandaşlarını bir trenle Türkiye’ye göndermek istiyorum.” Fransa Hükümetinden gelen yanıt ise nettir.

“Bu
imkânsız.” İmkânsız lafı Behiç Erkin’e söylenebilecek en son cümle olduğu için karşılığı nota olarak verilir. Nota karşısında çaresiz kalan Fransızlar “Biz izin versek bile tren Alman topraklarından geçecek. Almanları ikna etmeniz gerekiyor.” diyerek işin içinden sıyrılmaya çalışır.

Behiç Erkin bu kez Vichy’deki SS subaylarının en yüksek rütbeli askerine gider ve fikrini açıklar. Alman subayından asla izin vermeyecekleri yanıtını alınca “Biz Birinci Dünya Savaşı’nda sizinle müttefiktik. Siz savaşı kaybettiniz. Ama kaderin cilvesine bakınız ki, biz kendi topraklarımızda verdiğimiz savaşı kazandık. Savaşın kazananı olduğumuz halde, siz kaybettiğiniz için kaybedenler masasına oturduk. Şu anda, karşınızda hem geçmiş savaştaki müttefikiniz, hem de Alman Hükümeti’nin birinci dereceden Demir Haç madalyasıyla onurlandırdığı kişi olarak bulunuyorum.
Bu emri vereceksiniz ve vatandaşlarımız Türkiye’ye gönderilecekler.” SS generali “Tek bir şartla izin veririm. Belli bir zamana kadar gitmeleri gerekir.” der.

Tarihte “Büyükelçi’nin Trenleri” adıyla anılan ilk tren 1942 yılında Türkiye’ye doğru yola çıkar. Bu trenin yolcularından biri de bugün hala hayatta olan ve İstanbul’da yaşayan Robert Lazare Rousseau’dur. Büyükelçinin trenleri yaşama gitmektedir… Yolda karşılaştıkları trenler ise ölüme…







Ancak trenlerin yola çıkışına kadar Almanya-Fransa-Behiç Erkin üçgeninde birçok eşi benzeri olmayan olay yaşanır. Yad Vaşem müzesinin kayıtlarında Gayrimuntazam 10.000 Türk Yahudi’sinin bir ya da iki eksiğiyle tamamen Türkiye’ye getirildiği yazmaktadır. Bunun yanında Türk pasaportunu hiçbir zaman bırakmamış olan 9000’in üzerinde “muntazam” Türk vatandaşı Yahudi de sağ salim ülkeye getirilmiştir. Toplamda 19.000 kişi!Başta Behiç Erkin olmak üzere, Fransa’da bulunan tüm Türk büyükelçilik ve konsolosluk çalışanları ile diplomat arkadaşları Selahattin Ülkümen, Necdet Kent, Namık Kemal Yolga Fransa’da yapılan ırkçı uygulamalara dirayetle karşı durarak kendi öz evladını düşünen bir baba gibi Yahudilerin önce mallarını, daha sonra canlarını kurtarırlar.

Bu kişiler, dünyaya insanlık dersi vermişlerdir. Üzerine filmler yapılan “Oscar Schindler”in 100 kişiyi kurtardığı düşünülürse, herhalde Behiç Erkin’in neler başardığı daha iyi anlaşılabilir.


Nazi işgali altındaki Fransa’da tüm Yahudilerin toplama kampına alındığı günlerde 19.000’in üzerindeki Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı Yahudi’ye pasaport verilerek hayatları kurtarılmıştır.

Ayrıca pek çok Yahudi için,“Bu ev/işyeri bir Türkiye Cumhuriyeti vatandaşına aittir.” şeklinde belge hazırlatarak toplama kamplarına gönderilmelerinden kurtarmış, gönderilenler ise bir süre sonra tek tek bu kamplardan geri alınmıştır.

Yahudi asıllı Fransa Komünist Partisi Başkanı,Fransa eski Başbakanı Léon Blum K: de Naziler tarafından toplama kampına atılan oğlu için Behiç Bey’e başvuracak ve Behiç Bey bir Fransa Başbakanı’na bile yardım eli uzatacaktır ve Léon Blum’un oğlunu, arkadaşları ile beraber temerküz kampından kurtarılmasını sağlayacaktır. Blum 1936-38 arasında ve savaştan sonra 1946-47 yıllarında Fransa Başbakanlığı yapmıştır.Fransa eski Başbakanı Léon Blum’un Behiç Bey’e teşekkür mektubunun orijinali, Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi içindeki İnkılap Tarihi Müzesi’nde saklanmaktadır.






Behiç Erkin’in kişiliğinin daha iyi anlaşılabilmesi için şu olayı anlatmakta da yarar görüyorum. 2. Dünya Savaşı’ndan sonra Birleşmiş Milletler, “Faciayı Araştırma Komisyonu” adıyla,,soykırımı araştırmak için bir komisyon kurar.

20.000’e yakın Yahudi’yi soykırımdan kurtardığı için Behiç Erkin’in adını ölümsüzleştirmek isterler. Komisyon, Behiç Erkin’e yaptığı yardımlarla ilgili yanıtlanmak üzere 18 soruluk bir form verir. Erkin, BM yetkilisine teşekkür eder, dosyayı geri verir ve şu kelimeleri kullanır: “Ben yaşlı bir insanım ve zaten böyle şeyleri doldurmaya gerek yok.

Sebebi de şudur;

Biz
Atatürk’ün önderliğinde Türkiye Cumhuriyeti’ni kurmakta emeği geçenler,Musevilerin başına gelenlerin 460 yıl önce başlarına gelenlerden herhangi bir farkı olduğunu düşünmüyoruz. Dolayısıyla benim yaptığım, tarihimize,örf ve adetlerimize sahip çıkmak ve Türk ulusu adına insani görevimizi yerine getirmektir.”

Behiç Erkin, 85 yıllık hayatının son 61 yılını günü gününe not etmiş. Yazdığı günlükleri 1958 yılında Türk Tarih Kurumu’na, ölümünden bir yıl sonra yayımlanması şartıyla bağışlayan Erkin, ayrıca 10.000 Lirasını da peşinen verip,yayımlanacak kitapların masrafını kendi cebinden ödemiştir. Behiç Erkin, geride hepsi birer kitap hacminde olan tam 960 defter bırakmıştır.

Ancak uzun yıllar geçmesine rağmen bu hatıralar bir türlü basılmamıştır. Torunu tarafından peşine düşülen bu hatıralar Türk Tarih Kurumu’nun fare pisliği ile dolu, toz toprak içerisinde kalmış, çuvallara konulmuş, rutubetli arşivlerinde uzun süre aranmış ancakbulunamamıştır. Sonunda emekli olmuş bazı uzmanlar devreye girmiş ve anılar Türk Tarih Kurumu yayınevinin bodrum katında, bir demir dolabın arkasında bulunmuş ve yayınlanmıştır.





Hayatı boyunca demiryollarından hiç kopmadı, kopamadı. Ne demiryolcular babaları ilan ettikleri Behiç Bey’i unuttular, ne de Behiç Bey, tüm hayatım ve ailem dediği demiryolları ile demiryolcuları. Behiç Erkin’i 24 Kasım 1961 günü kaybettik.


Konuşmanın çok kısa bir özetini yapacak olursak; Kurtuluş Savaşımızda demiryolculuğun tarihi, Türk ulusunun bu alandaki yeteneğinin her türlü aksaklık ve eksiğe rağmen kanıtlanmasının tarihidir. Behiç Bey’in önderliğinde bir demiryolu “gizli tarihi” yatmaktadır.

Savaş içinde savaşın tarihidir. Kurtuluş Savaşımızın gizli kahramanlarından biri olan Behiç Erkin, lojistikçi kimliği nedeni ile fazla ön planda yer almamıştır. Ancak Kurtuluş Savaşına yaptığı katkı ile tarihteki yerini almıştır.

Vasiyeti ise çok anlamlı; Eskişehir’de Enveriye İstasyonunda, Haydarpaşa Afyon - Ankara hatlarının birleştiği, “demiryolcu tabiriyle müsellesin” yani üçgenin tam ortasına defnedilmesini vasiyet ediyor.


Bu anıt isim, kendini ebediyete kadar demiryolculara emanet etmiştir ve Enveriye müsellesinin içinde yatmaktadır.




Kaynaklar;
• Hatırat 1876 – 1958, Behiç Erkin; Hazırlayan: Ali Birinci, Türk Tarih Kurumu Yayınları; Ankara, 640 s, ISBN No:
9789751623171
• Cepheye Giden Yol, Emir Kıvırcık, GOA Basım Yayın, İstanbul, 2008.368 s,ISBNNo: 944291330
• Büyükelçi, Emir Kıvırcık, GOA Basım Yayın; İstanbul, 2007, 224 s, ISBN No: 9789944291026

Kaynak
__________________
"Ama gerçek, aziz dostum, can sıkıcıdır."

Mislina isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
9 Üyemiz Mislina'in Mesajına Teşekkür Etti.