Tekil Mesaj gösterimi
Eski 03.09.13, 16:54   #3
Tanıdık
Uzman Üye

Tanıdık - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: Jan 2009
Konular: 71
Mesajlar: 1,969
Ettiği Teşekkür: 4465
Aldığı Teşekkür: 7540
Rep Derecesi : Tanıdık karizması günden güne artıyorTanıdık karizması günden güne artıyorTanıdık karizması günden güne artıyorTanıdık karizması günden güne artıyorTanıdık karizması günden güne artıyorTanıdık karizması günden güne artıyorTanıdık karizması günden güne artıyorTanıdık karizması günden güne artıyorTanıdık karizması günden güne artıyorTanıdık karizması günden güne artıyorTanıdık karizması günden güne artıyor
Ruh Halim: Suspus
Standart Cevap: Şark Meselesi


Akrebin Kıskacında Güneydoğu






Birinci dünya savaşı sonrasında İngiliz politikasının Ortadoğu haritasını tek başına çizmesinde en önemli etken Musul petrolleri idi…daha Mondros mütarekesinin yürürlüğe girdiği tarihten bir hafta sonra İngiliz birlikleri musula girmişler…(8 kasım 1918). İngilizler savaş tazminatı olarak Türk petrol şirketinin Almanlara ait olan % 25 kısmını da le geçirince Musul petrollerinde en büyük hisseye sahip olmuş oldu. İngilterenin bu oldu bittisi ABD ve Fransa tarafından tepkiyle karşılanmış ve taraflar arasında şiddetli bir siyasi mücadele başlamıştı. İngiltere kendisine bölgesel bir müttefik aramaya işte bu noktada başlamış ve kürt politikasını oluşturmuştur. (Prof.A.M.ÇAY A.g.e.s:457)


Önce fikir işleniyor, sonra cemiyetler kurduruluyor. Arkasından da bu cemiyetler İngilizlere müracaat ettiriliyor, destek istettiriliyordu.


Mondros mütarekesinin imzalanmasını takiben…gene istanbulda Kürt Teali ve Terakki Cemiyeti görülür…Kürt Teali Cemiyeti, kürt emellerini gerçekleştirmek amacıyla Şeyh Seyyid Abdulkadirin başkanlığında bir komite teşkil etmiş, 1919 ocağında istanbuldaki İngiliz yüksek komiserliğine başvurarak Doğu ve Güneydoğu Anadolu, Mezapotamya ve güneybatı İranda bir Kürdistan kurulması için destek talep etmişlerdir. (Prof.A.M.ÇAY A.g.e.s:375)


Ama İngilizleri ilgilendiren konu hiç değişmiyor.

Mr.Hohler’den Mr.C.Kerr’e: 27 ağustos 1919


Kürtler ve Ermenilerin durumubeni hiç ilgilendirmez. Kürt meselesine verdiğimiz ehemmiyet mezapotamya bakımındandır” diyordu. (Erol Ulubelen A.g.e.s:205)


Hepsinin hedefleri aynıydı. Aralarında anlaştıktan sonra da mesele kalmıyordu. Kürtleri düşünmek kimin derdi ? önemli olan sömürü idi.


Sir F. De Robeck’ten Lord Gurzon’a:


Kürt kabileleri İngiliz ve Fransız hakimiyetine konacak kürdistanda hiçbir şekilde Türk bırakılmayacak ve Ermenilere Amerikalılar kanalı ile silah temin edilecek. (Erol Ulubelen A.g.e.s:218)


Artık çoğu planların gizli kalması da gerekmiyordu. Devletler arası konferanslarda güçlükler de, çareleri de açıkça konuşuluyordu. San Remo konferansı bu müzakerelerin yerlerinden biriydi.


Tarih 18-26 Nisan 1920


San Remo konferansından: Kürdistan meselesine gelince:


“Lord Gurzon, bunun çok mühim bir soru olduğunu, İstanbul’dan Bağdat’a kadar bütün bölgelerde yaptığı incelemede Kürtleri temsil edecek hiçbir kimseye rastlamadığını, Şerif Paşa’ nın kendisini kürt temsilcisi gibi göstermesine rağmen bundan emin olmadığını, esasen Kürtlerin Türklerle beraber yaşamaya alışmış olduğunu, Kürtlerle Türklerin birbirinden ayırmanın çok zor olduğunu, ancak İngiliz ve Fransızların manda yoluyla bu işi başarabileceklerini…”


Kürtlerin Türklerden ayrılmaları çok güç… böyle olmakla beraber majestenin hükümeti onları Kemalistlerle Bolşeviklere karşı kullanabilir…(Erol Ulubelen A.g.e.s:241-280)




Arkasından Sevr antlaşmasında Kürdistan gündeme geliyor….




Birlik araştırma grubu 1995 rapor 1








Sevr antlaşması (10 Ağustos 1920) 64.madde de:


Antlaşma başkanlığının tespit ettiği tarihten itibaren şayet 62. maddenin muhteviyatı içinde bulunan kürt halkı yani bölgede bulunan halk çoğunluğu, Türkiyeden ayrılarak muhtariyetni ilanetmek arzusunu izhar ederse ve cemiyeti akvama müracaat ederse ve şayet cemiyeti akvamda bu halkın istiklal arzusunu gerçekleştirebilecek kapasitede bulundukları kanaati ortaya çıkarsa ve bunun yerine getirilmesini tavsiye ederse, Türkiye bu tavsiyeye aynen uymaya ve bölgedeki bütün haklarından vaz geçmeyi ve kendisini buna göre uyarlamayı şimdiden tahahhüt eder… sevrin imzacıları arasında bulunan Kürdistan teali ve teavün cemiyeti reisi seyyid abdulkadirin orda Osmanlı devletinin haklarını müdafaa için gönderildiği düşünülürse ihanetin büyüklüğü daha açık görülür.


Osmanlı üç koldan kıskaçtaydı:
Cepheden ordularla, halk içinde ajanları ve fitne fesatla, devlet içinde hainlerle…


Devletteki ajanlar içten çökertmeye çalışırken, ordularda cephede vurarak amaca ulaşmışlardı, ama iş bitmemişti. Osmanlı yıkılmıştı ama Anadolu paramparça edilmeliydi.


İslamı ortadan kaldırmak için yola çıkan İngilizler, bunun için İslami duygulardan ve otoritelerden bile istifade etmeye çalışıyor, Türklüğe hayat hakkı tanımak istememelerine rağmen tezatlardan yararlanmak için Türk unsurları da harekete geçirmekten çekinmiyorlardı.

./..
__________________
Bizde bilirdik kıkırdak fıkırdak olmasını...Ama kalbe en güzel hüzün yakışıyordu, bizde onu bastık sinemize...

Tanıdık
Tanıdık isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla