Tekil Mesaj gösterimi
Eski 29.09.13, 23:10   #1
Dilaver
Moderator

Dilaver - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: Oct 2012
Konular: 413
Mesajlar: 3,680
Ettiği Teşekkür: 18755
Aldığı Teşekkür: 20034
Rep Derecesi : Dilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardır
Ruh Halim: Uykucu
Standart Türklerde Ant İçmek ve Kan Kardeşliği

Türklerde Ant İçmek ve Kan Kardeşliği



Türkler, tarihin en eski dönemlerinden beri belli kutsalları olan bir millettir ve değerleri üzerine kurulmuş bir yaşayış şekline sahip olmuşlardır. Millî ve manevî değerleri yüksek olan toplumların yaşamlarında, hiçbir şekilde üstüne söz söylenmeyecek kutsallar bulunur.

Yazılı tarihimizin başlangıcı kabul edilen Orhun Yazıtları’ndan önce, sözlü edebiyat ürünleri olarak var olduğu bilinen Türk destan ve efsanelerinde, Türk budununun yaşamında inançlarının ve değerlerinin ciddi bir yer tuttuğu belirgin şekilde görülmektedir.

İşte bu yüksek ahlâklı, inançlı toplumun “ant içme” (yemin etme) alışkanlığı, en kötü insanların bile gazabından çekinip, ona kulluk etme ateşiyle yandığı ulu Tanrı’yı yalanlara alet edemeyeceği gerçeğinden ve sözlerini karşıdakine inandırıcı kılma ihtiyacından doğmuştur.

Üzerinde ant içilen, yemin edilen bir söz veya davranışa Tanrı ve toplumun kutlu sayılan sözlü yasaları olan Türk töresi tanık (şahit) kılınmıştır. Böylece geri dönülmez, vazgeçilmez ve gerçekliği öylece kabul edilen yaşantılar ortaya çıkmıştır. Hele yazının icat edilmediği dönemlerde, yazılı bir metin üzerinde anlaşma yapmak mümkün olmadığı için bir konu üzerinde ileride değişmesi mümkün olmayan fikir birliktelikleri “antlaşma” törenleri ile sağlanmıştır.

Türk gelenek ve töresinde “ant içmek” kavramı çok yaygın bir yaşantıyı ifade etmektedir. Bu kavramın içerisinde geçen “içmek” fiili, gerçekten bir nesneyi içmek, yutmak anlamında kullanılmaktadır.

Eski Türk töresinde birden fazla kişinin, bir söz veya davranış üzerinde sözleşip, bunlar üzerinde Tanrı’yı şahit kılarak anlaştıkları “ant içmek” geleneği bulunmaktadır.


Eski Türkler Nasıl ANT İçerdi


En az iki Türk, bir şey üzerine söz verecekleri zaman “ant” denilen bir içki kabının içerisine kımız konulur, yemin edecek / söz verecek kişiler kılıçlarını çekerek bileklerini keser ve o kabın içerisindeki kımıza birkaç damla kan damlatırmış. Bu kutlu sözleşmeye dahil olan herkesin kanı kabın içine aktıktan sonra, ant denilen çamçaktan (küçük çanak- fincan benzeri) herkes bir yudum içer ve böylece geri dönülmez bir anlaşma üzerine ant içmiş olurlarmış. İşte bu seramonik sözleşmeye, “ant içmek” denirmiş. Ant içen kişiler “anda” olarak adlandırılır ve Türk töresince bu söz üzerinden asla geri dönülmezmiş.

Kan kardeşliği ve ant içme töreni, Heredot’un İskitlerden bahsederken sözleşecekleri zaman bıçakla kendilerini yaralayıp kanlarını şarap kadehine akıttıktan sonra bu kanlı şaraba silahlarını batırdıklarını ve dua edip anlaştıklarını ifade ederken de görülmektedir.

Cengiz Han ile Camuka’nın kan kardeşliği ve andalığı konusundaki tarihi gerçek, “Mongol” adlı filmde birkaç yerde betimlenmeye çalışılmıştır.

Türkler arasında ant içmenin geçmişini Abdülkadir İnan Hun Türklerine kadar götürürken and içme ritüellerinde yer alan unsurları birkaç başlık altında toplamış bunların arasında kan, silah, hediyeleşme, herhangi bir nesneyi kertme, ayı kafası ve derisi ve tırnak yalamayı saymıştır.

Erhan AKTAŞ’ın ifadesiyle “Türk kültür dairesinde bir and şekli olan ve genellikle şahsî münasebetlerin pekişmesi amacıyla yapılan, sembolik ve/veya gerçek şekliyle tarafların kanlarını içme, kanlarını birbirlerine karıştırma şeklinde tezahür eden gelenek Macarlar’da da görülmekte; Macar kültüründe bir hükümdar tayin edildiğinde hükümdara bağlılığı bildirilmenin bir göstergesi olduğu anlaşılmaktadır.”

Ayrıca adı bilinmeyen bir Macar kralının seçimi sırasında geçen şu olay, bu geleneğin bir Altay kavmi olan Macarlar’da da görüldüğünü göstermektedir: “Bu yedi öndegelen kimse soyca asil, savaşta yiğit ve sadakatlerinde sıkı idiler. Sonra eşit irade ile Álmos’a dediler: Bugünden itibaren seni han ve hükümdar olarak seçtik ve talih seni nereye götürürse, oraya peşinden geleceğiz. Sonra bu yedi kişi bir kâseye kanlarını akıtarak putperest tarzında Han Álmos’a yemin ettiler. Ve putperest olmalarına rağmen, ölünceye kadar aralarında ettikleri bu yemini tuttular.”

Türkçe'miz de bugün “yemin içmek” şeklinde yanlış bir kullanım görülmektedir. Bu durum ''ant içmek” ve “yemin etmek” sözlerinin karışımı şeklinde ortaya çıkmıştır. Söz varlığımızdaki “antlaşma” sözcüğü, kişilerin “ant” içerek sözleşmesi anlamında yaygın biçimde kullanılan bir sözcüktür ve etimolojik köklerinde bu olay yer almaktadır.

Ayrıca bugün içki kültüründe kadehi kaldırılırken, herkesin “sağlığınıza, şerefinize” gibi bir söz kullanarak kadehi ağzına götürmesi, bu geleneğin bir izini taşımaktadır. Göktürk alfabesinde “nt” seslerini karşılayan “” tamgası (damgası), yukarıda anlatılan “ant içme” eylemini tasvir etmektedir.



Bir içki kabının -ki buna eski Türkçe'de tolu veya çamçak denmektedir- içerisine damlamış üç damla kanı gösteren bu görsel, aynı zamanda Göktürk yazısının Türk kültür, gelenek ve töresini ne kadar güzel yansıttığını da göstermektedir.

Eski Türk töresine göre, devletin başına geçen kağan bir “ant töreni” yapar ve tolu kadehini kaldırarak Tanrı’nın huzurunda halkına söz verirdi. İslamiyetten önce çok yaygın olarak sürdürülen bu gelenek, Türklerin müslümanlığı seçmesinden sonra giderek azalmıştır; fakat uzun yıllar bu bir âdet olarak sürdürülmüştür.

Ant içme törenlerinde kullanılan kadeh (tolu) özel olarak yapılırdı. Haluk BERKMEN’in ifadesiyle: “Türk toplumlarının çeşitli kutsal hayvanları bu kadehte şekillenirdi. Türk toplumlarının, günümüzde müzelere konmuş olan, and tolularına baktığımızda, bu kadehlerin boynuz gibi eğri olduklarına dikkatinizi çekerim. Her birinde İslâmiyetten önceki Türk toplumlarında kutsal sayılmış olan geyik, at, vaşak, dağ keçisi ve aslan gibi hayvanlar tolu ile estetik bir şekilde bütünleşmişlerdir. Bu kadehlerin yapımında önceleri içi boş dağ keçisi boynuzu kullanılırken, zamanla altın veya gümüş, bazen de bakır madenleri kullanılmıştır.“

Kaynak: http://www.cokbilgi.com

__________________

Tanrılar, erkeklerin ''balıkta'' geçirdiği zamanı ömründen saymaz. (Babil Atasözü)
Dilaver isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
4 Üyemiz Dilaver'in Mesajına Teşekkür Etti.