Tekil Mesaj gösterimi
Eski 04.10.13, 11:42   #4
MyStery
Gerçek Üye

MyStery - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: Feb 2011
Konular: 180
Mesajlar: 713
Ettiği Teşekkür: 2975
Aldığı Teşekkür: 3776
Rep Derecesi : MyStery muhteşem bir gelişmedeMyStery muhteşem bir gelişmedeMyStery muhteşem bir gelişmedeMyStery muhteşem bir gelişmedeMyStery muhteşem bir gelişmedeMyStery muhteşem bir gelişmedeMyStery muhteşem bir gelişmedeMyStery muhteşem bir gelişmedeMyStery muhteşem bir gelişmedeMyStery muhteşem bir gelişmedeMyStery muhteşem bir gelişmede
Ruh Halim: none
Standart Cevap: Ebru Sanatı


Anadolu’da beş yüz yılı aşkın bir süredir icra edildiği bilinen ve ebru yapılan her ülkeye ve o ülkenin diline “battal, kumlu, taraklı, hatîb, şal, gelgit” gibi terminolojisiyle birlikte yerleşerek yüz yıllarca “Türk kâğıdı” olarak isimlendirilen Türk ebru sanatının da ustadan çırağa intikal ederek günümüze kadar ulaşan bir geleneği vardır.

Ebruculuk, yazmakla veya anlatmakla öğretilemeyen, bütün klâsik Osmanlı san‘atlarında olduğu gibi, “usta-çırak” usulü ile talebe yetiştirilebilen ve icrası itibariyle son derece güç ve ebrucunun idaresi dışında birçok değişkenden etkilenen bir san‘at dalıdır. Bu olumsuz etkileri ortadan kaldırarak ebrucunun ne yaptığının sırrına vakıf olması ve teknik olarak mükemmel ebrular yapması, ancak bir ustanın yol göstermesiyle olur. Ebruculuk tarihimiz incelendiğinde ustasız ebrucu olmadığı ve geleneğin ustadan çırağa aktarılarak bugüne ulaştığı görülür.

Ebru geleneğimizin en önemli özelliklerinden biri suda erimeyen, tamamen tabii boyar maddeler ve metal oksitler olan toprak boyaların kullanılmasıdır. Türk ebrusunda yalnız tabii boyalar kullanılıyor olmasının en büyük sebebi, öncelikle ebru tarihi boyunca ebrucuların, boyalarını tabiattan elde etmek dışında bir yollarının olmaması ve son ebrucuların da ustalarını taklit etmek ve ebru kâğıdını kalıcı kılmak gayesiyle aynı boyalarla ebru yapmaya devam etmeleridir. Çünkü hazır boyaların içerisinde yapımı sırasında çeşitlik asitler ve kazein katılmakta, bu yabancı maddeler de tecrübe edilerek görülmüştür ki zamanla ebru kâğıdına ve onun kullanıldığı kitap ya da levhaya zarar vermektedir.

Tabii toprak boyaların kullanılmasının bir diğer sebebi de bu boyaların renklerinin güneşte solmamasıdır. Kitaplar arasından çıkan eski ebruların renklerindeki solukluk ise ebru tekniğinin bugünkü kadar gelişmiş olmamasından; Edhem Efendi, Necmeddin Okyay ve Mustafa Düzgünman’ın ebrularının zaman içinde solması da sanayileşmeyle birlikte üretilen hazır boyaları kullanmalarındandır. Mustafa Düzgünman, piyasada bulunan bütün sınâî boyaları kâğıtlara sürerek atölyesinin camına yapıştırmıştır, bir müddet sonra bu boyaların hepsinin renklerinin solduğu, yalnızca çivitler ve toprak boyaların renklerini korudukları görerek tabiî boyalarda karar kılmıştır.

Tabiat, ebrucular için milyonlarca senedir gün altında durmasına rağmen solmayan çok çeşitli renkler sunmaktadır. Mustafa Düzgünman’ın ebrularını inceleyenler “Ebrunâme” de söylediği gibi dört renkle çok renk olduğunu göreceklerdir. Burada bir konunun açıklığa kavuşturulmasında fayda bulunmaktadır. Toprak boya diye ifade edilen boyalar yukarıda da belirtildiği gibi asit ve kazein içermeyen, suda erimeyen ve güneşten etkilenmeyen her tür boyar maddelerdir. Çamaşır çividi ve Lahor çividi gibi bu tanıma giren her tür boyar madde ve kırmızı da dâhil pigmentler, gelenekli tarzda Türk ebrusu yapımında kullanılmış ve kullanılacaktır.

Türk ebrusunun bir önemli özelliği de, ebru alınan kağıtların şaplanmak gibi önceden hiçbir işleme tabi tutulmaması ve ebrunun yapıldığı teknenin kenarına sıyrılarak çıkartılmasıdır.

Türk ebrusunun ebruculuk geleneğimiz bakımından belirleyici temel özelliği ise, yapılan ebru çeşitleriyle anlaşılır. Bilindiği gibi ebru, cilt ve hat san‘atlarımızla gelişen bir san‘attır. Türk ebrucuları asırlar boyu hattatlar için hatîp ebrusu, koltuk ebrusu, kumlu ebru ve battal ebru yapmışlardır. Ayrıca bu ebrular ciltçiler tarafından yan kâğıdı olarak kullanılmıştır.

Bu sebeple bir ebrucunun gelenek çizgisinde ebru yapıp yapmadığını anlamak için, geleneklerini korumaya muvaffak olmuş hattat ve mücellitlerin o ebrucunun yaptığı ebruları kendi işlerinde kullanıp kullanmadığına bakmak gerekir.

Yazı sanatına sahip olmayan başka milletlerin ebrucuları için, yazının etrafında ya da koltuğunda kullanılmaya uygun hatîb, kumlu, battal ve koltuk ebrusu veya çiçekli yan kâğıtları yapmak bir anlam ifade etmeyebilir. Ancak Türk hattatların ve mücellitlerin san‘atlarını geleneğimize uygun sürdürebilmeleri için, yukarıda zikredilen ebru çeşitlerinin üretilmesi şarttır. Bu da Türk ebrusunun bir geleneğidir.

Ebruculuğumuzun bir diğer özelliği ise üretilen ebruların desenleriyle alâkalıdır. Türk ebrucusu, fırçasını at kılından kendisi sarar. Sarma şekli ve fırçanın kavanozda durmasıyla aldığı şekil sebebiyle boğumlu özel battal desenleri oluşur. Bu özel şekilleri hazır fırçalarla elde etmemiz imkânsızdır.
MyStery isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
7 Üyemiz MyStery'in Mesajına Teşekkür Etti.