Tekil Mesaj gösterimi
Eski 05.10.13, 19:32   #1
Rahmi
Üye

Rahmi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: Oct 2013
Yaş: 49
Konular: 66
Mesajlar: 165
Ettiği Teşekkür: 59
Aldığı Teşekkür: 734
Rep Derecesi : Rahmi muhteşem bir gelişmedeRahmi muhteşem bir gelişmedeRahmi muhteşem bir gelişmedeRahmi muhteşem bir gelişmedeRahmi muhteşem bir gelişmedeRahmi muhteşem bir gelişmedeRahmi muhteşem bir gelişmedeRahmi muhteşem bir gelişmedeRahmi muhteşem bir gelişmedeRahmi muhteşem bir gelişmedeRahmi muhteşem bir gelişmede
Ruh Halim: Sinsi
Standart Dramatik Bir Komedi Üçlemesi…

DRAMATİK BİR KOMEDİ ÜÇLEMESİ…

Zaman - zaman tiyatro eserleri yazabilmeyi istemişimdir hep… Aziz Nesin usta gibi, bu konuda mahir ve ehil biri olabilmeyi değil elbette. Onun mizah yeteneğindeki, insan tiplemeleri, bu insan tiplerindeki kahramanların, yanı başımızda bizimle birlikte yaşıyor olmaları, gülerken düşündüren ve hatta ağlatan dramatik ama komik insan öyküleri, her zaman ilgimi çekmiştir…

Galiba, artık bir dramatik bir öykü kaleme almanın zamanı gelmiş olmalıdır… Deneyip, görelim bakalım… İyi ama sahne, sahne ne olacak… Şu salonun tam ortasına bir sahne yerleştirelim… Sanırım, bu işe en çok köpeğim Dost bozulmuş olmalı, oğlum benim, bu yaşamdaki tek Dost’um… Bozuldu, çünkü onun yaşam alanının tam da ortasına sahneyi kondurduk…

Şimdi gelelim oyunculara:

Şöyle olmalı… Yıllarca, sahnelerin, sinema setlerinin tozunu yutmuş, toplumsal öfkenin gazını alabilecek ve de herkes tarafından sevilen, bir-kaç eski tüfek bulunmalıdır…

Örneğin şöyle:

Kadir, sarsılarak uyanır yatağından… Gece boyu, Sayın Başbakanla uğraşmıştır rüyasında… Terlidir ve şaşkındır… Nereden çıkmıştır, bu kutsal ve onurlu görev, yıllar sonra… Şöyle demiştir Başbakan Kadir’e:

“-Kadirciğim; artık barış zamanıdır, gel şu dağdakilere düze indirelim!..”

“-Kimi, hangi dağı Başbakanım?”

Başbakan detaylı bir açıklama gereği duymuş olmalıdır. Devam eder:

“-Dağdaki Kürt kardeşlerimizden bahsediyorum Kadir’ciğim… Onlar artık iyi çocuk olacaklar, hem silahları da bırakacaklar… Bırakalım, kendi topraklarında, kendi kendilerini yönetsinler… Savaşta herkes kaybediyor zaten… Artık barış gelsin…”

Şaşırmıştır Deli Kadir… Vayyy be!... Neymiş O… Geçmişe bir gönderme yaptı da, hiç de diplomat rolü oynamadığını hatırladı… Mafya tipleri, sözüm ona delikanlı tipleri, Kürt geleneklerini ve işlenen adaletsizliklerini anlatan filmlerden sonra, artık diplomat rolünü de kesinlikle oynamak kararını aldı. Ancak, kafasındakilerini sorma gereği duydu Başbakan’a:

“-İyi ama Başbakan’ım, on binlerce şehit anası ne olacak? Onlar ne diyecek bu işe?”

Aldırma dedi, Başbakan. Bir yolu bulunur elbet!

Bu atmosfer içinde titreyerek uyandı Deli Kadir, gururlu bir çığlık attı ortalığa:

“- Açılın leyyyynn! Ben Kadir, Deli Kadir!.. İtiraz edenin bakmam gözünün yaşına, barış gelecek, yakarım itiraz edeni!...

Böylelikle, Akil İnsanlar Heyet-i Umûmiyesi, Deli Kadir’i akıllı insanlar arasına alıvermişti…

Ya Rab, Sen bu milleti bu tipteki Akil İnsanlardan koru, olur mu?

Tiyatro böylelikle sahneye konarken, arkadaki kulis kapısından bir zât-ı muhterem daha, arz-ı endâm eyledi!...

Oooo…Orhan Baba bu… Her zaman jöleli saçları, şık kıyafeti ve tescilli jüri üyemiz Orhan Gencebay!.. Seslendi:

“-Birlikteyiz Kadir’ciğim dedi,ben de Akillerdenim…

Konserler falan verecek, onlarca yıldır öfkeleri ve kini geçmeyen şehit analarına seslenecekti:


“-Affediverin n’olur!..Hem, hatasız kul olmaz!...

Ona göre, on binlerce askerin, hemşirenin, öğretmenin, bebeğin katilleri, artık Orhan Baba’ya göre, hata yapmışlardır ve yaşam felsefesine göre bu hatalı kürt kardeşlerimiz affedilmelidir!..

“-Hatasız PKK olmaz, hatalarıyla sev onları!..”

Tiyatro sahneye konulamıyordu bir türlü… Bu gece, şu benim Dost’umun mekânına kurduğum sahneye, ünlüler akın ediyorlardı…

İşte şimdi de Küçük Hanımefendi… Beyaz Perde’nin Küçük Hanımefendisi… Hülya Hanım… Bu güne kadar sosyal içerikli hiçbir filmini hatırlamadığım, pek etliye-sütlüye karışmayan, salon hanımefendisi, şimdi ana şevkâtiyle, dağdaki kardeşlerimizin affedilmesini sağlamak amacıyla, bu kutsal (ABD patenti) projede görev alıyordu.

“-Analar, bacılar, bağışlayalım onları… Barış gelsin artık!...”

Uğultular geliyor dışarıdan…”Bizi de alın, bizi de alın, sesleri…” Yıkılıyor ortalık… Bu oyun biz olmadan sahneye konamaz diyorlar… Haklılar…

On binlerce şehit anası… Sivil çöp konteynırlarına bırakılan bombalarla kolsuz bacaksız kalan onlarca küçük çocuk, öldürülen öğretmen eşleri, ağlayan öfkeli bir halk kalabalığı, bu sahnede yer almak istiyorlar…

“-Bizi de dinleyin!..”

Savaşa karşı durmak, insan olmanın gereğidir… Barış dolu bir dünyada yaşamak herkesin hakkıdır… Bu satırların yazarı da, bir barış gönüllüsüdür Sayın Başbakan… Yaşamının büyük bir bölümü, savaş muhabirliği ile geçen biri olarak, size sesleniyorum:

Hemen, nifakçı falan diye celâllenmeyin… Yapmaya çalıştığınız barışı ben de istiyorum… Ancak, evrensel hukuk kurallarına göre, suç varsa, cezası da olacaktır, olmalıdır…

Şer’i hukuka da, çağdaş hukuka da göre olsa, eşleri, çocukları vatan savunması yaparken şehit düşen şehitlerimizin katillerini siz bağışlayamazsınız… Buna hakkınız yoktur… Bir oldu bittiye getirip, böyle bir kararla ve yasalarla oynayarak bunu hayata geçirirseniz, gelecek kuşaklar sizden hesap soracaktır. Bunu unutmayın…


İspaya, ETA ile barış yaptı… İngiltere, İRA ile barış yaptı… İtalya, KIZIL TUGAYLAR ile barış yaptı… Danışmanlarınıza bu barışları ve barış koşullarını bir inceletin, göreceksiniz ki, hiçbir devlet, karşısındaki örgütlere bu kadar taviz vermedi.

Bu yüce halkın, tarafıma yüklediği, aydın kişi olmanın uyarıcılığı hakkımı kullandım…

Bağımsız Türk Yargısı emrinizdedir Sayın Başbakan…

Bir yeni dava açabilirsiniz…


Saygılar sunarım.

R.Ç.


__________________
Rahmi isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
9 Üyemiz Rahmi'in Mesajına Teşekkür Etti.