Tekil Mesaj gösterimi
Eski 26.10.13, 00:32   #1
Aristo
Müdavim

Aristo - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: Feb 2013
Konular: 981
Mesajlar: 10,449
Ettiği Teşekkür: 45973
Aldığı Teşekkür: 39534
Rep Derecesi : Aristo şöhret ötesinde bir itibarı vardırAristo şöhret ötesinde bir itibarı vardırAristo şöhret ötesinde bir itibarı vardırAristo şöhret ötesinde bir itibarı vardırAristo şöhret ötesinde bir itibarı vardırAristo şöhret ötesinde bir itibarı vardırAristo şöhret ötesinde bir itibarı vardırAristo şöhret ötesinde bir itibarı vardırAristo şöhret ötesinde bir itibarı vardırAristo şöhret ötesinde bir itibarı vardırAristo şöhret ötesinde bir itibarı vardır
Ruh Halim: Huzurlu
Standart Yolcudur Abbas Bağlasan Durmaz | Ali Eralp

Ali Eralp




Dünyaya direk kalacaklarını sanan, ama halk tarafından alaşağı edilen faşist iktidarların ve liderlerin ortak özelliği nedir?

Örneğin Hitler, Mussolini, Franco, Pinochet, Marcos, Fujimori hangi yönleri ve uygulamaları ile birbirlerine benzemektedirler? Niçin sınırsız, ölçüsüz güçlerine, kudretlerine, kurdukları baskı düzenine karşın yıkılmaktadırlar?
Niçin sonları hep aynı olmakta, aynı kaderi paylaşmaktadırlar?

Yanıtlayalım:

Her şeyden önce yalancıdırlar. Su içer gibi yalan söylerler. Bugün “ak” dediklerine yarın “kara” derler. Sahtekârdırlar. İşleri güçleri halkı aldatmak, halkı kandırmaktır.

Çıkarcıdırlar…
Makam, koltuk ve çıkarları söz konusu olduğu zaman gözlerini hırs ve düşmanlık bürür. Canavar kesilirler. Yüreklerini kin ve nefret doldurur. Öldürürler. İşkence yaparlar. Pire için yorgan yakarlar.
Halk düşmanıdırlar. İnsanlık düşmanıdırlar. Doğa düşmanıdırlar. Dincidirler. Irkçıdırlar. Ya da hem dinci hem ırkçıdırlar…

Korkaktırlar.
Korkak oldukları için korku imparatorluğu kurarlar. Polis devleti oluştururlar. Koruma ordusuyla gezerler. Kendilerine karşı gelenlere, muhaliflere baskı, şiddet, zulüm uygularlar. Gazetecileri, yazarları, çizerleri, kendilerini eleştiren herkesi zindanlara atarlar. Basına sansür uygularlar. Gazete editörlerini, yöneticilerini özel olarak seçerler, onları iktidarın propagandasını yapan robotlara dönüştürürler.
Sendikal faaliyetleri yasaklarlar. Mitingleri, toplantıları, yürüyüşleri en sert yöntemlerle bastırmaya çalışırlar. Demokrasi, demokratik ortam onların iktidarına hizmet ettiği kadar vardır, onların sınırlarını çizdiği kadar geçerlidir. “Demokrasi, demokrasi” diye diye, demokrasinin ırzına geçerler…

Ama onlara bakarsanız dünyanın en demokratik yöneticileri, iktidarı kendileridirler. Ve tüm yasaları, çalışmaları, uygulamaları demokrasiyi geliştirmek (!), ilerletmek (!) için yaparlar. Bu sahte görüntülerine aldanan bazı liberaller de onlara destek verir, arka çıkar, zulmüne ortak olurlar…

Şimdi soracaksınız: Tüm faşist liderler hep aynı özelliklere mi sahiptir? Hiç ayrı, farklı yapıda olanları yok mudur?
Hayır. Yoktur.

Örneğin, Mussolini iktidara geçer geçmez ilk iş olarak yasaları, yargıyı kendine göre yeniden düzenlemiş, faşist rejimi savunmaları için üniversitedeki öğretim görevlilerine yemin ettirmişti. Faşist partinin dışında kalan tüm partileri de yasaklamıştı.

İspanya Devlet Başkanı Franco ise koyu Katolik bir diktatördü. Başbakan RTE gibi o da vatandaşlarına çok çocuk sahibi olmalarını önermiş, kadınların çalışma yaşamına kısıtlamalar getirerek, evde kalmalarını, sosyal yaşamdan kopmalarını sağlamıştı.

Peru devlet Başkanı Fujimori görev yaptığı 10 yıl içerisinde tüm kamu mallarını özelleştirdi. Yasaları kendi amacı doğrultusunda yeniden
düzenledi. Tarımdan, sanayiden devlet desteğini çekti. Uyguladığı bu yanlış sosyo-ekonomik politikalar sonucunda işsizlik arttı, halk yoksullaştı. Zulme, baskıya, sömürüye daha fazla dayanamayarak isyan bayrağını açtı, ayaklandı. 1990 yılında iktidarı ele geçiren Devlet Başkanı Fujimori bu isyan karşısında kurtuluşu kaçmakta buldu. 2000 yılında soluğu yurtdışında aldı. Ama 2007 yılında yakalanarak hapishaneye kondu. Şimdi kanser hastası… Dört duvar arasında yaptıklarının bedelini ödüyor.

Bu faşist liderlerin bir başka özelliği de çeşitli yöntemlerle, hilelerle sandıktan çıkarak tekrar tekrar seçim kazanmaları, demokratik yollarla iktidar olduklarını kendi halkına ve tüm dünyaya kanıtlamaya çalışmalarıdır.

Her zaman, her yerde söyledikleri bir söz vardır: “İşte sandık, gücün yetiyorsa beni orada yen…” Papağan gibi yinelerler bunu durmadan. AKP’liler de hep bunu yapar: “Yakında sandık önünüze gelecek, sizinle orada hesaplaşacağız. Meydanlardan, mitinglerden, yürüyüşlerden, grevlerden, direnişlerden bir şey çıkmaz, gücün yetiyorsa beni orada yen…”

Evet, yenileceksin, yıkılacaksın… Geçmişte diktatör meslektaşlarının başına gelenler senin de başına gelecek. Sen de onlar gibi kan döküyorsun. Zulmediyorsun. Cinayetler işliyorsun. Yasal direnişleri zorba yöntemlerle bastırmaya çalışıyorsun… Ve, tıpkı freni patlamış bir araç gibi tepetaklak, taklalar atarak kaçınılmaz sona doğru hızla yuvarlanıyorsun.

Yakında bölücülerle, dincilerle, CONİLERLE oynadığın oyunun bitiş zili çalacak ve perde inecek…

Işıklar içinde yatsın, İlhan Selçuk Ağabey’in deyişi ile “Adaletsizliği keskinleştiren, eşitsizliği derinleştiren, halkı yoksullaştıran hiçbir düzen ayakta kalamaz; Tarih Baba’nın bize öğrettiği budur.”

Deliğe süpürülme vaktin hızla yaklaşmaktadır.

Hani derler ya: YOLCUDUR ABBAS, BAĞLASAN DURMAZ…

Bir ülkenin halkı açlık, sefalet, yoksulluk çekerken; işsizlik içerisinde debelenirken, MİT’e bütçeden 1 milyar 58 milyon liralık ödenek ayıran; tüm bakanlıkları geride bırakarak Diyanet İşlerine 4 milyar, 604 milyon liralık pay ayıran, Suriyeli mülteciler için bütçeye 125 milyon koyan bir iktidarın yaşama şansı kalmamıştır.

Bu çağdaşlıktan uzak, dinci siyasetinizle hasta vatandaşlarımızı, yardıma, işe muhtaç insanlarımızı muskalar yazarak, üfürükçülerle, imamlarla mı tedavi etmeyi düşünüyorsunuz yoksa?

AÇIK KONUŞALIM: Siz yenilen tarafı seçtiniz? Siz Ortaçağı, ilkelliği seçtiniz. Siz insan kasaplarını, El Kaide’yi, El Nusra’yı, Müslüman Kardeşleri seçtiniz. Onların devri bitmek üzere…
Siz dış politikanızı mezhepler, dinler, cemaatler üzerine kurdunuz ve tüm dünyada yalnızlığa mahkûm oldunuz.

“Stratejik derinlik”, “Değerli yalnızlık”, “Stratejik özerklik” gibi dış politika safsataları ile Mısır, Suriye, Arap Dünyası, Rusya, Çin, Hindistan, İran, Avrupa, hatta zaman zaman stratejik ortağınız ABD ile karşı karşıya geldiniz… Yeryüzünde itibarınız kalmadı.

Orduyu parçaladınız. Yurtsever komutanları zindanlara attınız. Yargıyı parçaladınız. Emniyeti parçaladınız. Üç buçuk PKK’lı terörist istiyor diye “Andımızı” kaldırdınız. Türk’ü, Türklüğü, Atatürk’ü kitaplardan çıkardınız. TC’yi devlet kurumlarından, tabelalarından sildiniz… Vatansever halkı karşınıza aldınız…

Ordusuz millet olur mu? Yargısız mülk olur mu? Halksız devlet olur mu?

Siz, 3,5 bölücü, 3,5 dinci, yani 3,5 yandaş ile Büyük Türk milletinin tarihini, geçmişini, milli ruhunu, gelenek ve göreneklerini, kültürel mirasını yok edeceğinize, ya da değiştireceğinize gerçekten inanıyor musunuz?

Biz inanmıyoruz ve diyoruz ki sizin akıbetiniz de önceki faşist ustalarınız, önderleriniz gibi olacaktır.

Yani,

YOLCUDUR ABBAS, BAĞLASAN DURMAZ…

İLK KURŞUN
__________________
zafere kadar devrim
Aristo Şu Anda Forumda.   Alıntı ile Cevapla
3 Üyemiz Aristo'in Mesajına Teşekkür Etti.