Konu: Masonluk
Tekil Mesaj gösterimi
Eski 27.10.13, 15:15   #31
Dilaver
Moderator

Dilaver - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: Oct 2012
Konular: 413
Mesajlar: 3,681
Ettiği Teşekkür: 18755
Aldığı Teşekkür: 20033
Rep Derecesi : Dilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardır
Ruh Halim: Uykucu
Standart Cevap: Masonluk

Türkiye'de Masonluk ve Tarihçesi
Masonluğun Türkiye’deki tarihçesini dört bölümde özetleyerek anlatmayı öngördük:

1. Osmanlı Devleti Dönemi.

2. Cumhuriyet Dönemi.

3. Türkiye’de Masonluğun Bölünmesi.

4. Bölünme Sonrası.



Osmanlı Devleti Dönemi:

Osmanlı Devleti sınırları içindeki ilk mason locasının, daha 1721 yılında, İstanbul’da Fransız masonlar tarafından kurulmuş olduğu söylenir. Spekülâtif Masonluğun 1717 yılında örgütlenmiş olduğu göz önünde tutulacak olursa, bu hayli erken bir tarihtir. 1730’lu yıllardan başlayarak, 18. ve 19 yüzyıl boyunca gerek İstanbul’da, gerek Trakya’da, gerekse Anadolu’da birçok mason locası kurulmuş olduğu bilinmektedir.

1909 yılına kadar Osmanlı Devleti sınırları içinde kurularak çalışmış olan mason localardan hiçbiri ulusal (millî) bir nitelik taşımamıştır. Zaman zaman ve yer yer (özellikle İstanbul, Batı Trakya ve Makedonya’da) bu localara Türkler de üye olarak girmiştir. Bunların arasında adı bilinen pek ünlü kişiler vardır. Fakat bu locaların hepsi Batı ülkelerinde kurulu büyük localara bağlı olarak çalışmıştır.

Osmanlı padişahlarının kimisi mason localarının çalışmalarına göz yummuş, kimisi ise etkinliklerini yasaklamıştır. Bunda, Osmanlı Devleti ile Batı ülkeleri arasında o sıralardaki askeri, politik ve ekonomik ilişkilerin de belirgin etkisi olmuştur.

Osmanlı Devleti sınırları içindeki ilk büyük locanın, “Grande Loge de Turquie” adı altında olmak üzere, 1857 yılında İzmir’de kurulmuş olduğu bilinmektedir. O tarihlerde bu büyük locaya bağlı olarak çalışan altı locadan her biri çalışmalarını ayrı bir dilde yürütmekteydi. Türkçe çalışan “Orhaniye” adlı loca, varlığı çok kısa sürmüş olmasına karşın, Türk Masonluğu’n tarihindeki “ilk ulusal mason locası” olarak nitelendirilir.

2. Abdülhamit’in padişahlık döneminde, 32 yıl boyunca sürekli olarak mason locaları üzerinde ağır baskılar kurulmuştur. Bunun nedenlerinden biri de, padişahın kardeşi Sultan 5. Murat’ın da mason olmasıdır.

2. Meşrutiyet ilân edilmeden önce, İttihat ve Terakki Cemiyeti üyeleriyle Batı Trakya’daki mason localarının üyeleri arasında yakın ilişkiler bulunduğu bilinir. 1908 yılında 2. Abdülhamit’e Meşrutiyet’in ilân edilmesini kabul ettirmiş olanlar arasında birçok mason vardır. Ancak bu yakınlıktan ötürü İttihat ve Terakki Cemiyeti ile Masonluğu özdeşleştirmek doğru değildir.

Türk Masonluğu’unun tarihi somut olarak 1909 yılında başlar. Özellikle bundan sonra Türk Masonluğu’nun tarihi belgelenmiştir.




Daha 1861 yılında Osmanlı Devleti’nde Masonluğun yüksek derecelerinde çalışma yapan Eski ve Kabul Edilmiş İskoç Riti’nin Süprem Konseyi kurulmuş, fakat düzenli bir çalışma sağlayamamıştı. 1909 yılında ise bu mason örgütü doğrudan Türk masonlar tarafından Şûrayı Âliyi Osmanî adını taşımak üzere canlandırıldı. Bundan pek kısa bir süre sonra da, gene Türk masonların kurmuş oldukları yedi ulusal loca bir araya gelerek Maşrık-ı Âzam-ı Osmanî adı altında ilk Türk mason obediyansını oluşturdu.

Ulusal nitelikli Türk Masonluğu, örgütlendikten sonraki ilk 15 yıl içinde hızlı bir gelişme gösteremedi. Önce Balkan Savaşı, sonra Birinci Dünya Savaşı, ardından Kurtuluş Savaşı Meşrutiyet’in ilânından hemen sonraki yıllarda görülmüş olan ilk gelişim hızını ağırlaştırdı. Ancak bu arada Maşrık-ı Âzam-ı Osmanî, Avrupa’da kurulmuş olan Uluslararası Masonluk Birliği’ne katıldı.



Cumhuriyet Dönemi:

Cumhuriyetin ilânından hemen sonra Türkiye’deki mason örgütlerinin adları değiştirildi. Maşrık-ı Âzam-ı Osmanî “Türkiye Büyük Maşrıkı”, Şûrayı Âliyi Osmanî de “Türkiye Yüksek Şûrası” oldu. Bundan sonra, Türkiye’de henüz yabancı mason örgütlerine bağlı olarak etkinliklerini sürdürmekte olan localar birer ikişer kapanmaya başladı.

Cumhuriyetin ilânından bir süre sonra yürürlüğe giren Cemiyetler Kanunu uyarınca, gerek Türkiye Büyük Maşrıkı gerekse Türkiye Yüksek Şûrası birer resmî dernek olarak örgütlendi. 1927 yılında Türkiye Büyük Maşrıkı resmî olarak “Tekâmül-ü Fikrî Cemiyeti” adını aldı. 1929 yılında ise bu derneğin adı “Türk Yükseltme Cemiyeti” olarak değiştirildi. Türkiye Yüksek Şûrası ise 1932 yılında “Türkiye Yüksek Masonluk Cemiyeti” adı altında kendi resmî derneğini kurdu.

Türkiye Büyük Maşrıkı’nın da üye olduğu Uluslararası Masonluk Birliği’nin sekizinci genel toplantısı 1932 yılında İstanbul’da yapıldı. Bu toplantı basında geniş ilgi topladı. Ancak bu toplantının yankıları, bir süre sonra Türkiye’de Masonluğa karşıt eylemlerin yeniden başlamasına yol açtı.

Çeşitli nedenler ve gerekçelerle Masonluğa yapılan saldırıların yanı sıra, işin içine bir de politik etkiler karıştı. Cumhuriyet Halk Partisi’nin ileri gelenlerinden olan üç bakan, daha önce Masonluğa girmek istemiş ve kabul edilmemişlerdi. Parti içinde Masonluğa karşı bir kampanya açtılar. Locaların kapatılması için bir yasa önergesi hazırlamaya başladılar. Bir yandan da bu konuda Atatürk’ün desteğini sağlamaya çalıştılar.

Mason örgütlerinin o tarihlerdeki ileri gelenleri, durumun hayli kritik bir boyuta varmış olması nedeniyle 1935 yılında locaların ve derneklerin kapatılmasına karar verdiler. Bu olaydan önce Atatürk’ün Masonluğa karşı hiçbir olumsuz tutumu ya da tavrı olmamıştı. Bu konuda daha önce hiçbir söz söylenmemiş, hiçbir şey yazılmamıştı. Ancak, mason locaları ve dernekleri kapanır kapanmaz, bu olayın Atatürk’ün isteği üzerine gerçekleştirilmiş olduğuna dair bir söylenti çıkarıldı.

Türk masonları 13 yıl süreyle hiçbir örgütsel etkinlik göstermedi. Buna Türk Masonluğu’nda “uyku dönemi” denir. Gerçi masonlardan birçoğu özellikle İstanbul’da aralarındaki kardeşçe ilişkileri koparmamışlar, sık sık bir araya gelmekten geri kalmamışlardı. Hatta 1939 yılında evlerinde loca toplantıları yapmaya bile başlamışlardı. Fakat bunlar, Türk Masonluğu’unun uyanması değil, yeniden uyanış hazırlıkları sayılır.

1948 yılında önce Türkiye Yüksek Şûrası yeniden etkinliğe geçti. Masonluğun yüksek derecelerinde çalışan birimleri yöneten bu örgüt, aslında bir büyük locaya bağlı olarak çalışması gereken locaların da kurulmasını sağlayıp kendi yönetimi altına aldı.

Masonluğun standart üç derecesinde çalışan locaların, “yüksek şûra” ya da “süprem konsey” olarak anılan yüksek dereceler otoritesinin yönetimi altında olması, Masonluğun dünya çapında benimsenmiş olan örgütlenme kuralları ve yöntemine aykırı düşüyordu. İstanbul, Ankara ve İzmir’de kurulmuş olan locaların bir araya getirilerek, yeniden bir ulusal büyük loca kurulması için yoğun çabalar harcandı.

Bu arada yüksek şûranın yönetiminde olmak üzere üç büyük kentte ayrı ayrı olmak üzere her biri “granloj” olarak anılan üç büyük loca kurulmuştu. Bunların bir araya getirilmeleri hayli zor olmakla birlikte başarıldı. 1957 yılında Türkiye Hür ve Kabul Edilmiş Masonları Büyük Locası adı altında yeni bir ulusal büyük loca oluşturuldu. Adının uzunluğu nedeniyle, çoğu zaman kısaca Türkiye Büyük Locası olarak da anıldı. Buna paralel olarak yasalar uyarınca kurulan resmî derneğe de, önceden olduğu gibi Türk Yükseltme Cemiyeti adı verildi.
Bundan böyle, Masonluğun yüksek derecelerindeki çalışmaları düzenlemeyi sürdüren Türkiye Yüksek Şûrası da Türkiye Süprem Konseyi adını aldı. Yasal olarak yeniden kurulan derneğine de Türkiye Mason Derneği dendi.

1960’lı yıllarda artık Türk Masonluğu’nun artık hızla gelişmesi bekleniyordu. O tarihe kadar Türkiye’de Masonluk hep dıştan gelen birtakım etkiler sonucunda yıpranmıştı. Bu kez ise, kendi içinde yeni bir olay patlak verdi.


Metin: http://www.mason-mahfili.org.tr
__________________

Tanrılar, erkeklerin ''balıkta'' geçirdiği zamanı ömründen saymaz. (Babil Atasözü)
Dilaver isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
3 Üyemiz Dilaver'in Mesajına Teşekkür Etti.