Tekil Mesaj gösterimi
Eski 01.11.13, 21:45   #1
ReaL
Deniz Sevengillerden

ReaL - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: Jan 2009
Konular: 2603
Mesajlar: 30,049
Ettiği Teşekkür: 161588
Aldığı Teşekkür: 177624
Rep Derecesi : ReaL şöhret ötesinde bir itibarı vardırReaL şöhret ötesinde bir itibarı vardırReaL şöhret ötesinde bir itibarı vardırReaL şöhret ötesinde bir itibarı vardırReaL şöhret ötesinde bir itibarı vardırReaL şöhret ötesinde bir itibarı vardırReaL şöhret ötesinde bir itibarı vardırReaL şöhret ötesinde bir itibarı vardırReaL şöhret ötesinde bir itibarı vardırReaL şöhret ötesinde bir itibarı vardırReaL şöhret ötesinde bir itibarı vardır
Ruh Halim: Arastirmaci
Standart TBMM Hangi Şartlar İçinde ve Nasıl Açıldı?

TBMM Hangi Şartlar İçinde ve Nasıl Açıldı?
(23 Nisan 1920)




Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin Açılış Töreni



Meclis'in açılacağı günlerde batı dünyası dinsel fanatizmin ve emperyalizmin acımasızlığının en canlı örneğini veriyorlardı.

12 Şubat–10 Nisan 1920 günleri arasında Londra'da Türklerle yapılacak barış antlaşmasının esaslarını tespit etmek amacıyla yapılan toplantıda, Türkiye'nin tasarlanan antlaşmayı onaylamaması halinde onu zorlamak için ne kadar asker gerekeceği konusu üzerinde de duruldu ve bu konuda Fransa cephesindeki İtilaf ordularının Başkomutanı olan Mareşal Foşh'tan görüş istenmesine karar verildi. Konferansta Venizelos'da vardı.(1)

16 Mart'ta Türkleri yıldırmak için İstanbul'da yapılan barbarca gösterilerden sonra, 19 Mart'ta Savaş Bakanı W. Churchill ile İngiliz İmparatorluğunun Genelkurmay Başkanı Mareşal Henry Wilson, Yunanistan Başbakanı Venizelos'la bir saat kadar görüşürler.

«Mareşal ona: «Ülkenizi çöktüreceksiniz, yıllar boyunca Türkiye ve Bulgaristan'la savaşacaksınız, insan ve para bakımından giderleriniz, Yunanistanın taşıyabileceğinden çok aşırı olacaktır» der ve Yunanistanın ileride karşılaşabileceği problemlere dikkati çeker.. Venizelos söylenenlerin hiçbirini kabul etmediği gibi, «Anadolu'ya Lloyd George, Clemencau ve Başkan Wilson'un isteği üzerine gitmiş olduğunu ve üç büyük devletin desteğiyle iyi bir sonuca ulaşacağından kuşkusu bulunmadığı» karşılığını verir.(2)


I.Türkiye Büyük Millet Meclisi Binası



Bu görüşmeden birkaç ay kadar önce Çar taraftarı General Denikin'i yenmiş olan Bolşeviklerin Kafkaslara el atmasını önlemek amacıyla alınacak önlemleri görüşmek için İngiltere, Fransa ve İtalya Başbakanları (Lloyd George, Clemencau ve Nitti) ile Amerikan ve Japon temsilcileri, 19 Ocak 1920'de Paris'te yaptıkları toplantıda, Mareşal Foş ile Mareşal Henry Wilson'un görüşlerini öğrenirler. Bu generallerin görüşüne göre Gürcistan, Ermenistan ve Azerbaycan'ı Bolşeviklere karşı savunmak için en az üç tümen (60.000 kişi kadar bir kuvvet) gerekeceği düşünülmekteydi.(3) Bu kuvveti hiçbir devlet göndermek istemediğinden Kafkaslar kolaylıkla yeniden Rus boyunduruğu altına girecektir.

«Nisan'ın sonlarında İngiliz gazetelerininin birinde bir devlet adamının «Big Stick Policy (Sopa Siyaseti)» adlı beyanatını okuduğum zaman fena halde isyan ettim. Mustafa Kemal Paşa büroma geldiği zaman, bu söylevin çevirisini önüne koydum. Paşa hiçbir zaman bu kadar öfkelenmemişti. Adeta sesi kısıldı. Bizimde onlar derecesinde olduğumuz gün anlayacaklarını ve bize baş eğeceklerini söyledikten sonra, en son insana kadar onların medeniyetlerini başlarına parçalamak için can vereceğimizi ekledi» .(4)

II.Türkiye Büyük Millet Meclisi



Bu olaya Benoist Mechin ve H. C. Armstrong'da «Kurt» ünvanlı kitaplarında şöyle temas etmektedirler: «Mustafa Kemal Lord Balfeur'un, sulh konferansının bir celsesinde, kendisini «Haydutlar Reisi» diye yadettiğini duyduğu zaman, yalnız omuzlarını kaldırmakla iktifa etmişti; fakat Lord Curzon'un Türklerden kibirli bir küçümseyişle bahsettiğini haber alınca açıkça hiddetini gösterdi ve «İngilizlere bizi daha iyi öğrenmelerini öğreteceğiz. Onları bizimle müsavi kimseler gibi konuşmaya mecbur edeceğiz. Onların önünde hiçbir zaman başımızı eğmeyeceğiz. Son ferdimiz kalıncaya kadar onlara karşı koyacağız. Ve onların o melun medeniyetleri (imparatorlukları, şımarıklıklarının nedeni olan imkanları kastediyor) başlarında parçalanıncaya kadar onlara mukavemet edeceğiz.» (5)
Armstrong «Bu daha muhteşem bir iman ifade eden bir muhteşem kahramanlık taslağı idi» (6) diyor. Çünkü o saatte Mustafa Kemal'in ordusu, ne devlet idaresi, ne de milli kaynakları vardı. Ankara'nın kudreti hemen hemen hiç gibiydi ve memleketin durumu her gün daha kötüye gidiyordu.(7)

İngiliz tarihçisi Lane Poole, 1903 yılında basılan ''Türk Tarihi'' adlı eserinin sonunda şu hükme varmaktadır:

''Bazı kimseler var ki, Türklerin aslanlar gibi döğüşen, aynı zamanda dürüst, hikmet, basiret ve fazilet sahibi insanlar oldukları parlak devrin tekrar geri geleceğine inanıyorlar. Türk halkında bu cevher hala bol bol vardır. Fakat lideri nerede? Carlylle'in büyük adamı, bir milleti yüksek değere ve doğru yola geri götürebilen kahraman gelinceye kadar, Türkiye'nin yeniden doğacağını hayal etmek temelsiz bir spekülasyondur.''(8)

İngiliz tarihçesinin 1903 yılında sorduğu kahraman galiba ortaya çıkıyordu.


Ankara, 23 Nisan 1920



İstanbul'un askerî işgal altına alınmasından sonra Nisan ayı başında Osmanlı Meclisi Mebusan'ı feshedilmiş ve gelişmeleri yakından izleyen Mustafa Kemal dağılan Meclis üyeleri dahil askeri ve sivil ileri gelenlere gönderdiği mesajla Ankara'da yeni bir Meclis için üye seçilip gönderilmesini talep etmiş ve Meclisin 23 Nisan'da açılacağını bildirmişti. Ankara'da Türk Halkı'nın hak ve menfaatlerini savunmak amacıyla bir siyasi kurum oluşmasını istemeyen işgal güçleri ve İstanbul Hükümeti inanılmaz bir birliktelik ve ihanet örneği verdiler. Halife Sultanın Hilafet Gücü ve Şeyhülislamın Fetva Gücü birleştirilip Mustafa Kemal ve arkadaşlarını hain ilan eden fetvalar ard arda yayınlanmaya başladı. Bu fetvalar ve Hükümet bildirilerinin Anadolu'ya girmesi önlenince inanılmayacak bir olay gerçekleşti. Fetvalar ve bildiriler Yunan Ordusu'na ait uçaklar ve Anadolu'ya dağılan din adamları vasıtasıyla dağıtıldı.

Bu fetvaların yarattığı etki cidden korkutucu boyutlarda olmuş ve Anadolu'nun dört bir yanında, mısır patlağı gibi isyanlar başlamıştı. Mondros Ateşkes Anlaşması gereği orduların dağıtılmış olması nedeniyle elde asker de çok azalmıştı. En büyük güç olarak Ege Bölgesi ve değişik yörelerde işgal güçlerine karşı oluşmuş çeteler vardı ve o günlerde bu çeteler isyanların bastırılması konusunda muazzam işler başardılar.
ReaL Şu Anda Forumda.   Alıntı ile Cevapla
4 Üyemiz ReaL'in Mesajına Teşekkür Etti.