Tekil Mesaj gösterimi
Eski 27.11.13, 17:50   #2
MyStery
Gerçek Üye

MyStery - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: Feb 2011
Konular: 180
Mesajlar: 713
Ettiği Teşekkür: 2975
Aldığı Teşekkür: 3776
Rep Derecesi : MyStery muhteşem bir gelişmedeMyStery muhteşem bir gelişmedeMyStery muhteşem bir gelişmedeMyStery muhteşem bir gelişmedeMyStery muhteşem bir gelişmedeMyStery muhteşem bir gelişmedeMyStery muhteşem bir gelişmedeMyStery muhteşem bir gelişmedeMyStery muhteşem bir gelişmedeMyStery muhteşem bir gelişmedeMyStery muhteşem bir gelişmede
Ruh Halim: none
Standart Cevap: Fecr-i Ati Edebiyatı







• Fecr-i Ati topluluğu şairleri yeni olma iddiasıyla ve Servet-i Fünunculara bir tepki olarak ortaya çıkmalarına rağmen, onlardan farklı bir şiir çizgisine ulaşamamışlardır.

• Fecr-i Ati şiirinde Sembolizm ve Empresyonizm akımları etkili olmuştur. Şiirde daha çok aşk ve doğa temaları işlenmiş; şiirlerde duygusal söyleyiş ağır basmıştır. Fecr-i Aticiler Servet-i Fünuncularda görülen maraziliği daha aşırı biçime kavuşturmuşlar; Sembolizmi daha iyi anlamışlardır. Duygusal ve romantik aşk şiirleri, duygusal – öznel doğa betimlemeleri Fecr-i Ati şiirinde çok görülür.

• Fecr-i Ati şiirinde ölçü, aruzdur. Tevfik Fikret’le başlayan serbest müstezat biçimi daha da geliştirilmiş; şiir dili Arapça – Farsça sözcük ve tamlamalarla doldurulmuş, konuşma dilinden uzaklaştırılmıştır.

• Ahmet Haşim, Fecr-i Ati şiirinin en önemli sanatçısıdır. Topluluk dağıldıktan sonra da kendi şiir çizgisini sürdürmüş, özgün bir söyleyişe ulaşmıştır. Emin Bülend Serdaroğlu ve Tahsin Nahit bu topluluğun diğer önemli şairleridir.

• Aşağıdaki parça, Ahmet Haşim’in “O Belde” şiirinden alınmıştır. Bu parça, bize Fecr-i Ati şiiri hakkında bir fikir verebilir:

O BELDE

Denizlerden
Esen bu ince hava saçlarınla eğlensin
Bilsen
Melal-i hasret ü gurbetle, ufk-ı şama bakan
Bu gözlerinle, bu hüznünle sen ne dilbersin
Ne sen,
Ne ben,
Ne de hüsnünde toplanan bu mesâ
Ne de âlâm-ı fikre bir mersâ
Olan bu mal deniz
Melali anlamayan nesle âşinâ değiliz.
Sana yalnız ince, taze bir kadın,
Bana yalnızca eski bir budala
Diyen bugünkü beşer
Bu sefil iştiha, bu kirli nazar

Bulamaz sende, bende bir mânâ
Ne bu akşamda bir gam-ı nermin
Ne de durgun denizde bir muğber
Lerze-i istitar ü istiğna.
Sen ve ben
Ve deniz
Ve bu akşam ki lerzesiz, sessiz,
Topluyor buy-ı ruhunu güya
Uzak
Ve mâi gölgeli bir beldeden cüda kalarak
Bu nefy ü hicre müebbet bu yerde mahkûmuz…
(Ahmet HAŞİM)





• 1908′de II. Meşrutiyet’in ilanıyla birlikte tiyatro canlılık kazanmış; birçok topluluk çeşitli oyunlar sergilemeye başlamıştır. Ancak tiyatro türü önemli bir gelişme sağlayamamıştır. Şehabettin Süleyman, Tahsin Nahit ve Müfit Ratip gibi Fecr-i Ati sanatçıları teknik yönden zayıf, fakat konuşma diline yaklaşan eserler vermişlerdir.

Orta Oyunu
ve Meddah ile aslında aşina olduğumuz Batılı anlamda tiyatro ile ilk defa Tanzimat döneminde tanışırız ve oldukça severiz. Uzun yıllar padişahın da desteğiyle tiyatro binası ve oyuncu sayısı artmış, roman ve hikâye gibi başarılı türler arasında yer almıştır.

Tanzimat edebiyatının son dönemlerine doğru sanatçılar üzerindeki baskının artması, Servet-i Fünûn döneminde bu baskının zirveye ulaşması ile sanatçılar daha çok içlerine kapanmış ve artık bir şeyleri değiştirebileceklerine olan inancı zayıflamıştır. Edebiyatımızda daha çok toplumsal bir tür olarak bilinen tiyatro işte bu sebeple Servet-i Fünûn döneminde çok fazla talep görmemiştir.

Fecr-i Âti Topluluğu, baskının bittiği bir dönemde ortaya çıktığı için tiyatro yeniden canlanmaya başlamıştır. Özellikle vatanseverlik temasını işleten tiyatro oyunları oldukça ilgi çekmiştir.

Teknik yönden yer yere hata olsa da özellikle konuşma diline yakın eser vermeleri oyunların oynanabilirliğini arttırmıştır.

Bu dönemde tiyatroda Müfit Ratib, Şahabettin Süleyman, Tahsin Nihat ön plâna çıkmıştır.
Müfit Ratib’in; Sayfiyede, Zincir, Zeki Çocuk, Bir Buhran, Kadın Pençesi,

Tahsin Nihat’ın; Hicranlar, Jön Türk, Firar,

Şahabettin Süleyman’ın; Fırtına, Kanun, Kül ve Burgu, Aralarında, Çıkmaz Sokak, Yeni İzdivaçlarda, Kırık Mahfaza, Kösem Sultan (Şahabettin Süleyman ile birlikte), Ben Başka (Şahabettin Süleyman ile birlikte) eserleri vardır.




• Fecr-i Ati yazarları dil konusunda Servet-i Fünun çizgisini izledikleri için öykü ve romanda pek başarılı olamamışlardır. Bunların çoğu dil ve üslupta yapmacıklığa düşmüşlerdir. Bu dönem sanatçılarından Yakup Kadri ve Refik Halit, topluluktan ayrılarak Milli edebiyat akımının ilkelerini benimsemiştir. Öykü ve roman yazarı olarak eser veren Cemil Süleyman ve izzet Melih’in eserleri ise teknik ve içerik olarak oldukça zayıftır. Bu yazarların eserlerinde Realizm ve Naturalizmin etkisi görülür.
Hikâye ve roman. Fecr-i Âti döneminin hikâye ve romanı dil ve anlatım bakımından da, iç ve dış yapı bakımından da edebiyatı cedide özelliklerini devam ettirdi. Fecri ati sanatçılarından Yakup Kadri, Refik Halit gibi hikâye ve roman yazarları gerçek kişiliklerini millî edebiyat akımı içinde gösterdiler. Fecr-i Atinin asıl romancı ve hikâyecileri Cemil Süleyman ile İzzet Melih’tir. Mehmet Rauf’un kuvvetli etkisi altında bulunan Cemil Süleyman’ın Siyah Gözler (1910) romanı dul bir kadının psikolojik tahlilini yerli hayata ait canlı sahnelerle birlikte verir.

Bu yazarın hikâyelerinde (Timsal-ı Aşk (1910)); Ülke (1912) basit halk tiplerinin canlandırılmış olması dikkati çeker. Tezat (1912) romanının yazarı olan İzzet Melih, romantik aşkları yapmacıklı ve özentili bir şekilde anlatmıştır.


Romanları: İstanbul’un İç Yüzü, Çete, Sürgün, Nilgün, Bugünün Saraylısı, Kadınlar Tekkesi, Anahtar

Hikâyeleri: Memlekete Hikâyeleri, Gurbet Hikâyeleri (Hatay’da sürgünde yazdığı eseridir).

Hiciv ve Mizah Yazıları: Kirpinin Dedikleri, Deli, Sakın Aldanma İnanma Kanma, Tanıdıklarım.


Kaynak
__________________
MyStery isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
5 Üyemiz MyStery'in Mesajına Teşekkür Etti.