Tekil Mesaj gösterimi
Eski 11.12.13, 13:40   #1
Işıl
« viva la vida »

Işıl - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: Sep 2013
Konular: 43
Mesajlar: 572
Ettiği Teşekkür: 2726
Aldığı Teşekkür: 2842
Rep Derecesi : Işıl muhteşem bir gelişmedeIşıl muhteşem bir gelişmedeIşıl muhteşem bir gelişmedeIşıl muhteşem bir gelişmedeIşıl muhteşem bir gelişmedeIşıl muhteşem bir gelişmedeIşıl muhteşem bir gelişmedeIşıl muhteşem bir gelişmedeIşıl muhteşem bir gelişmedeIşıl muhteşem bir gelişmedeIşıl muhteşem bir gelişmede
Ruh Halim: Ruhsuz
Standart 2013'ün En İyi Müzik Kitapları



Morrissey’in Autobiography’sinden Paul McCartney’nin tuhaf on yılına, bu yılın en müşkülpesent popseverleri bile tatmin edecek kitapları.


Müzik hatıratları açısından kesat geçen bir yılda Morrissey’in Autobiography’si (Penguin Classics) bütün dikkatleri üzerine topladı. Bütünüyle mükemmel olmasa dahi Morrissey’in kendisini böylesine kusursuz biçimde temsil eden bir kitabın hayranlarını hayal kırıklığına uğratmayacağı kesin. Morrissey, kindar, tumturaklı ve büyüleyici biçimde kötücül olabildiği kadar lirik, cömert, şaşırtıcı biçimde kendini bilen ve mütemadiyen eğlenceli biri de olabiliyor. Savunma durumundaki ruh haliyle ilgili ipuçları müzisyenin en sevdiği plaklar üzerine ilham verici birkaç paragrafta yatıyor.

Morrissey, “Hayatın muhtemelen nasıl yaşamak isterseniz yaşanabileceğine ilişkin biraz rahatsız edici olsa da olağanüstü fikri” bahşeden pop müziğin kasvetli gençliği boyunca kendisine rehberlik eden bir fener olduğunu belirtirken dünyayı bu olağanüstü vaatlere uygun bir yer olmayı beceremediği için hiçbir zaman affetmediğini hissediyorsunuz.

Morrissey ayrıca eski Everything But the Girl’ün solisti Tracey Thorn’un muhalif punk sonrası değerlerin ilk 20’yle dalaştığı döneme ilişkin çok daha sıcak bir yorum olan Bedsit Disco Queen’inde de (Virago) boy gösteriyor. Eşine az rastlanır biçimde canayakın ve cinfikirli Thorn anormal bir işkolunda normal bir kişi olmanın nasıl bir şey olduğunu anlatıyor.




Beatles hakkında söylenebilecek daha fazla bir şey kaldı mı? Eğer grup üzerine benim çocuklarım hakkında bildiğimden daha fazlasını bilen ünlü Beatles uzmanı Mark Lewisohn değilseniz, belli ki evet. Tabii eğer, rock müziğin en tanıdık doğuş mitini sürprizli hatta gerilimli hale getirmek için akla hayale gelebilecek her türlü kaynaktan yararlanan ve daha 1963’e gelmeden 840 sayfayı dolduracak kadar mikroskopik biçimde ayrıntılandırılmış All These Years: Volume One: Tune In (Little, Brown) gibi bir kitap fikrini katlanılmaz bulmuyorsanız.

Tom Doyle, hikâyeyi çok daha sonrasından alıp devam ettiği Man on the Run: Paul McCartney in the 1970s’de (Polygon) şu sorunun yanıtını veriyor: istediğiniz her şeyi yapabilmenize karşın hiçbir şeyin yeterince iyi olmaması durumunda ne olur? McCartney röportajlar sırasındaki ketumluğuyla tanınsa da ünlü müzisyeni Q ve Mojo dergileri için birkaç kez sigaya çeken Doyle, Sir Paul’un uyuşturucu baskınları, grup isyanları, çözülmemiş düşmanlıklar ve derinden eksantrik kararlar arasında debelendiği on yıllık tuhaf “kanundışı hippi milyoner” dönemine odaklanarak çoğundan iyi iş çıkarıyor. Doyle Beatles’ın yükseliş ve düşüşünün öyküleme düzenine ters, sarsak bir bayat hikâyeye anlam katıyor.




Doğrusal anlatılardan gına getiren okurlara Ahmir "Questlove" Thompson’ın Mo' Meta Blues’u (Grand Central) gelsin. Hip-hop davulcusu, talk-show müzisyeni ve DJ daha baştan vaat ediyor: “Size vasat bir kitap okutmayı istemiyorum.” Anılar, müzik eleştirileri ve menajeriyle türlü çeşitli diayoglar arasında gidip gelen kitap, kendini “evdeki başköşenin süperfanatiği” olarak adlandıran sevimli bir mütevazı malumatfüruşun gözüyle Stevie Wonder’dan Kendrick Lamar’a Afrika-Amerika müziğine katkıda bulunuyor.

John Higgs’in daha da özgün John The KLF: Chaos, Magic and the Band Who Burned a Million Pounds’u (Phoenix) pop biyografileri okumayan insanlara hitap eden bir pop biyografisi. Thomas Pynchon’la beyin fırtınası yapan Adam Curtis misali ‘90’ların ilk yarısının en önemli on provokatörünün kısa kariyerlerini ele alan Higgs, büyüsel düşünce ve komplo teorisinin damarını yarıyor. Dada’yı, Doctor Who’yu ve Diskordiyanizm’i kurcalayan kitap bir şeyler söyleyen KLF’nin kendisi kadar şakrak ve nevişahsınamühhasır.




İnternet üzerinde müzik geyiği en politik dönemini yaşarken, blogcu Rhian E. Jones da bağımsız rock (indie-rock) ve çalışan sınıfa, özellikle de kadınlara karşı eşanlı kültürel düşmanlığın mutenalaştırılmasına karşı bir solukta okunabilir polemiği Clampdown: Pop-Cultural Wars on Class and Gender’da (Zero) bunun tadını çıkarıyor. Feminist müzik fanatiklerinin “Chavs”ı (Chavs: The Demonization of the Working Class, Owen Jones) niteliğindeki kitap sadece ‘90’ların sınıf bilinci sahibi Pulp ve Manic Street Preachers’ını değil Kenickie ve Shampoo’nun pervasız, hayat dolu karizmasını da yüceltiyor ve size bugün benzer seslere dair bir hasretle baş başa bırakıyor.

Clampdown bir lokmada tüketilebiliyorsa, Daniel Rachel’in 27 Britanyalı şarkı yazarıyla söyleşileri içeren Isle of Noises’ı (Picador) ağır ağır yudumlansın diye yazılmış. Kendisi de bir müzisyen olarak içeriden bilen birinin avantajına sahip olan Rachel’in zekice soruları Neil Tennant ve Andy Partridge gibi sağlam analitik karakterlerin yanı sıra Noel Gallagher ve John Lydon gibi zanaatleri dışında herşeyin sorulduğu müzisyenlerden de büyüleyici içgörüler çıkartıyor.




Daha okkalı bir kitap ise Bob Stanley’nin, 7 inçlik single’ların revaçta olduğu 1925 ve 1995 arasındaki dikkate değer bütün gelişmeleri içermeye kalkışan destansı Yeah Yeah Yeah: The Story of Modern Pop’ı (Faber). Deneyimli bir yazar ve pek konuşkan Saint Etienne’in üyesi Stanley, içi geçmiş rock duruşuna ve bayatlamış hiyerarşilere yüz vermezken buna paralel olarak ihmal edilmiş gizli yeteneklere ve sözde hafif sikletlere meylediyor: Monkees, en azından bu kitapta Doors’dan daha fazla itibar görüyor. Kitap, tuğla misali kalınlığına rağmen anekdotlar, hiç umulmadık bağlantılar, aralara serpiştirilmiş tek cümlelik espriler ve bitip tükenmez bir coşku sayesinde nispeten hızlı bir şekilde ilerliyor. Yeah Yeah Yeah, pop müziğin bütün formlarına karşı dayanılmaz bir açlıkla dolduruyor içinizi: tıpkı, dönüşüne takılıp kaldığı plağın yivlerinde daha iyi bir dünyanın bulunduğuna inanan genç Morrissey’in yaşadığı gibi.

(Guardian’dan çeviren Tanju Günseren)
__________________
"Bir düşün içinde bir düş mü ?
Bütün gördüğümüz ve göründüğümüz .."
Işıl isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
4 Üyemiz Işıl'in Mesajına Teşekkür Etti.