Tekil Mesaj gösterimi
Eski 11.12.13, 16:07   #1
Işıl
« viva la vida »

Işıl - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: Sep 2013
Konular: 43
Mesajlar: 572
Ettiği Teşekkür: 2726
Aldığı Teşekkür: 2842
Rep Derecesi : Işıl muhteşem bir gelişmedeIşıl muhteşem bir gelişmedeIşıl muhteşem bir gelişmedeIşıl muhteşem bir gelişmedeIşıl muhteşem bir gelişmedeIşıl muhteşem bir gelişmedeIşıl muhteşem bir gelişmedeIşıl muhteşem bir gelişmedeIşıl muhteşem bir gelişmedeIşıl muhteşem bir gelişmedeIşıl muhteşem bir gelişmede
Ruh Halim: Ruhsuz
Standart Son İstasyon (Tolstoy'un Son Yılı) | Jay Parini

Sanatçı, yapıtların ardındaki o gizemli yaratıcı, alımlayıcı tarafından iştahla merak edilir. Sanatçıların ölümünün ardından günlüklerinin, mektuplarının, kişisel notlarının yayımlanması, biyografi ya da otobiyografilerin okur tarafından büyük ilgi görmesi, yapıtlarda ısrarla sanatçının izinin sürülmesi hep bu merakın sonucu. Sanatçıların yapıtlarında, özellikle yazarların metinlerinde, illaki kendi yaşantılarının izdüşümünün yakalanabileceği, her metnin önünde sonunda deneyimle doğrudan ya da dolaylı ilişki içinde olduğu sıklıkla iddia edilir. Bu iddiada haklılık payı olduğunu kabul etmek gerek. Elbette düşünce ve duygulanımları da birer deneyim kabul etmek şartıyla. Bu ön kabulden yola çıktıktan sonra, yazarın kişisel hayatı, ilişkileri, yaşam serüveni meraklı okur için daha bir önemli hale geliyor. Yapıtı, yaratıcısından bağımsız bir varlık olarak görmeyi kabullenmeyen bu bakış açısına göre her bir bilgi kırıntısı derinlemesine yapılacak okumaların anahtarı gibi görülmeye başlanıyor. Ne yazık ki, bu irdelemelerin bir “entelektüel dedikoduculuğa” vardığı, mahremiyetin hiçe sayıldığı durumlar da ortaya çıkıyor. Ancak burada çizginin nereye çekileceği oldukça çetrefilli bir etik tartışması. Biz oraya hiç girmeyelim.
Unutuşun dipsiz kuyusuna düşmekten kurtulan ve tarihe adını yazdırmayı başaran yazarlar söz konusu olduğunda bu çizgi de önemini yitiriyor sanki. Özellikle de hem sanat hem fikir değeriyle önem arz eden, yaşadığı çağda ve sonrasında geniş kitleleri etkileyen, politik bir rol de üstlenmiş bir yazardan söz ediyorsak yaşamının tüm ayrıntıları, ürünlerinin ve fikirlerinin geliştiği evrenin ortaya çıkarılmasına yarayacak birer yapboz parçasına dönüşüyor.
Tam da bu tanıma uyan bir yazar olan Lev Nikolayeviç Tolstoy’un yaşamının son yılını konu edinen bir roman, Jay Parini’nin kaleme aldığı Son İstasyon: Tolstoy’un Son Yılı.
Anna Karenina, Savaş ve Barış gibi görkemli başyapıtların yazarı Lev Nikolayeviç Tolstoy, hayatının son günlerini huzur içinde geçirmek amacıyla, 1910 yılının soğuk bir sonbahar günü, meçhul bir yöne doğru trenle yola çıkar. Evinden, kırk sekiz yıllık karısından, on üç çocuğundan ve gazetecilerden kaçarken yanına sadece en sevdiklerini almıştır. Bu zorlu ve sıkıntılı yolculuk Astapovo İstasyonu'nda son bulur. Son İstasyon, Tolstoy'un, karısı Sofya Andreyevna'nın, doktorunun, çocuklarının, can yoldaşı Çertkov'un ve sekreteri Bulgakov'un günlüklerinden ve mektuplarından yararlanılarak, tarihi gerçeklere dayandırılarak yazıldı. Kendisini hüzünlü bir son bekleyen ünlü yazarın hayatının son yılına, başarılı bir kurguyla, bu kişilerin gözünden bakan roman, Tolstoy'un dünya görüşünün, ideallerinin, aşklarının ve hayal kırıklıklarının derinine iniyor. Yalnız 'yazar Tolstoy'u değil, 'insan Tolstoy'u da acıklı ama gerçekçi biçimde tanıtıyor. Son İstasyon, iddialı bir prodüksiyonla beyazperdeye de aktarılıyor.

(Tanıtım Bülteninden)

__________________
"Bir düşün içinde bir düş mü ?
Bütün gördüğümüz ve göründüğümüz .."
Işıl isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
3 Üyemiz Işıl'in Mesajına Teşekkür Etti.