Tekil Mesaj gösterimi
Eski 11.12.13, 16:19   #1
Işıl
« viva la vida »

Işıl - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: Sep 2013
Konular: 43
Mesajlar: 572
Ettiği Teşekkür: 2726
Aldığı Teşekkür: 2842
Rep Derecesi : Işıl muhteşem bir gelişmedeIşıl muhteşem bir gelişmedeIşıl muhteşem bir gelişmedeIşıl muhteşem bir gelişmedeIşıl muhteşem bir gelişmedeIşıl muhteşem bir gelişmedeIşıl muhteşem bir gelişmedeIşıl muhteşem bir gelişmedeIşıl muhteşem bir gelişmedeIşıl muhteşem bir gelişmedeIşıl muhteşem bir gelişmede
Ruh Halim: Ruhsuz
Standart Mekanın Poetikası | Gaston Bachelard


Şair ve şiiri anlamak adına önemli bir kaynak Mekânın Poetikası. Neredeyse şiiri ve şairi anlamadan hayatı ve insanı hiç anlayamayız fikrine yaslanıyor kitap. Mekânın parçalara ayrılmış şiirselliği, -ki bu dünyaya çıkar sonuçta- şiirin düşle onu ışıtma değerine bağlıdır. Dili her zaman düş üzerinden işletir Bachelard. Her insan düş görür ancak dile dökülmeyen düşler ham olmaktan ve insanı zenginleştirme fırsatından yararlanamazlar. Şair özne, tam da bunu yapar. Düşün şiirini yazar. Düş yeteneğimizi sürekli yeniler. Uyandırır. Kitaplarının konuları kadar yaklaşım ve üslubuyla bir fenomen filozoftur Gaston Bachelard. Ve beden dahil olmak üzere, mekânı sonsuz parçalara ayırmaktan ve öyle yorumlamaktan yanadır hep. Mekân dönüp dolanacak varlığa yuva olan düşsel konakta barınacaktır. İnsan ve varlık budur. Konaklayandır. İster kaslarında, ister bir evde, ister dünyada isterse de bir köşede ya da kabukta.

İlk baskıları yıllar önce yapılan Mekânın Poetikası, Alp Tümertekin çevirisiyle ve yeniden gözden geçirilmiş haliyle okur karşısında. Bu tür kitapların çevirisi, poetik yataklıkları bakımından her zaman zordur. Bilgi ve yargıya değil sezdirmeye yönelmiş yer yer kapalı cümleleri sıkı ve çetindir.

Ev, mahzen, tavan arası, kulübe, evren, çekmece, sandık ve dolap, kuş yuvası, kabuk, köşe, minyatür, iç, dış, yuvarlak gibi başlı başına çağrışımlı ve poetik mirasa çoktan yuva olmuş kelime ve kavramlar üzerinden çıkar yolculuğuna yazar. Teknik ve biçim onun için fazla bir anlam ifade etmez. Asıl önemli olan bu varlıklar (çoktan birer varlıktır onlar) ile hangi poetik temasın kurulduğu ve hayal gücünün nasıl devreye girdiğidir. İnsan, istese de istemese de yeryüzünün bir ikametçisidir. Bu zorunluluğun dağınıklıktan ve anlamsızlıktan kurtulabilmesi için ilkin evin öne çıkması hatta onu düşleyip yaratmak gerekir gerekir. Çünkü “ev olmasaydı insan dağınık bir varlık olurdu:” Hem “ev bizim dünyadaki köşemizdir. Çok kez söylendiği gibi evrenimizdir..” Dahası “gerçekten ikamet edilen her mekân, kendinde ev kavramını barındırır”.


Barınmadaki içsellik ve bunun analizi önemli bir sorundur Bachelard için. Filozof, psikanalist veya romancı bu analizi tam yetkinlikle yapamaz. Hatta tatlı dil edebiyatçısı romancı da üstesinden gelemez. Bu, “derin edebiyat alanının, yani şiirin kapsamındadır”. Mekânlar da öyle. Hatta belki dünya ve mekânların pek çoğu yer yer karanlık içindedir şiirsiz. Poetik tefekkür bunu da aşmamızı sağlar. “Şiir bize hayal etme durumlarını sunar, en önemli işlevi de budur. Doğduğumuz ev, bir ana bina olmaktan çok, bir ana hülyadır.”

Şiire dönüp dokunan, bağlanan Bachelard’ın pek çok cümlesi de bu bakımdan şiir kültürü olmaksızın zor anlaşılır. Ne var ki düşlemeyi ana cevher olarak alan ve bu uğurda “düşlemenin poetikası”nı yazan bir düşünür için başka yol da kalmaz sanki. “Şairleri okumak, özünde düşlemedir” ona göre ve bu düşlemenin evden mahzene, kabuktan kuş yuvasına kanatlanması anlaşılabilir. Düş, bu bakımdan geçmişle ilgilidir ve insan geçmişi oldukça daha çok vardır. Hafıza olmadan düş de kurulamaz çünkü. “Geçmişin tiyatrosu olan hafızanın dekoru…” sürekli değişecektir. Değişkenlik, yaratıcılığın gereğidir.

Kitabın her bölümü tekrar ve tekrar düşünmeyi ve düşlemeyi gerektiren metinlerden oluşuyor. Ömürlük kitaplardan denilse abartı değildir. Hele şiirle ilgisi hem okurluk hem de şairlik bakımından kopuşsuz olanlar için Minyatür bölümünde saklıdır. Şiir de bir minyatürleştirme sanatıdır ve görece küçük olan kelimeler yine görece büyük olan evreni içine alırlar. Ya da ona sığmaz olurlar. Hele şu “küçük dünya”nın, “küçüğün içinde bulunan büyüğü yaşayabilmesi için” bu mantığa çok ihtiyaç vardır. “Aslında yaşam, ileri doğru atılarak değil, dönerek başlar” ise eğer, dil hep “düş görür”.

Kaynak
__________________
"Bir düşün içinde bir düş mü ?
Bütün gördüğümüz ve göründüğümüz .."
Işıl isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Işıl'in Mesajına Teşekkür Etti