Tekil Mesaj gösterimi
Eski 31.12.13, 10:45   #1
Cansuyu
« Gün Batımı »

Cansuyu - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: Mar 2013
Konular: 1857
Mesajlar: 7,734
Ettiği Teşekkür: 20107
Aldığı Teşekkür: 34522
Rep Derecesi : Cansuyu şöhret ötesinde bir itibarı vardırCansuyu şöhret ötesinde bir itibarı vardırCansuyu şöhret ötesinde bir itibarı vardırCansuyu şöhret ötesinde bir itibarı vardırCansuyu şöhret ötesinde bir itibarı vardırCansuyu şöhret ötesinde bir itibarı vardırCansuyu şöhret ötesinde bir itibarı vardırCansuyu şöhret ötesinde bir itibarı vardırCansuyu şöhret ötesinde bir itibarı vardırCansuyu şöhret ötesinde bir itibarı vardırCansuyu şöhret ötesinde bir itibarı vardır
Ruh Halim: Neseli
Standart Bize Yenilgiyi Öğretemeyecekler | Soner Yalçın

Çok sevdiğim bir söz var:
Gözlerini hayata umutsuz kapatan kişi bütün ömrünü boşa yaşamıştır.
Evet:
Bizler umudu yaşatmaya devam edeceğiz…
Ne diyor koca Nazım Hikmet:
“Yani, öylesine ciddiye alacaksın ki yaşamayı,yetmişinde bile, mesela, zeytin dikeceksin, hem de öyle çocuklara falan kalır diye değil, ölmekten korktuğun halde ölüme inanmadığın için, yaşamak yanı ağır bastığından…”
Yazıya böyle giriş yazmamın kuşkusuz nedeni var.
“Bizim Mahalle”ye kötücül bir ruh halinin sinmekte olduğunu görüyorum: “Yenilgicilik!”
Uyarmalıyım…


“Ne olursa olsun”


“Yenilgicilik” umutsuzluk hastalığıdır!..
Kavram olarak 20’nci yüzyıl başında doğdu.
Rus-Japon savaşı sırasında, Rusya devrimcisi ve burjuvazisi bir olguda hemfikir oldu. Çarlığın yıkılması için ülkelerinin savaşta yenilmesini istiyorlardı!


Sovyet Devrimi’nin önde gelen isimlerinden Grigori Zinovyev, bu kavramı “Rusya Komünist Partisi Tarihi” kitabında geçirdi:
“Yenilgicilik, yalnızca işçi partisi içindeki iki hiziple (Bolşevikler ve Menşevikler) değil, hemen bütün liberal burjuva toplumla ilgili bir olgudur. Bu olgu, Çarlık tarafından baskı altında tutulan burjuvazinin, özel bir yol izlediğini gösterir: Burjuvazi, iç siyasette ödünler koparabilmek için dış savaşta kendi hükümetinin yenilgisi yolunda çalışmaya hazırdır.


Dolayısıyla, 1904 yılında burjuvazinin önemli bir bölümü Rusya’nın yenilgisini istiyordu; böylelikle otokrasiden belli ödünler koparabileceğini, toprak sahipleriyle bunların başka türlü asla razı olmayacakları bir iktidar paylaşımına gitmeyi umut ediyorlardı.

Burjuvazi çok iyi biliyordu; eğer dış savaşta orduları başarılı olursa, Çar anayasa ilan etmeye kesinlikle yanaşmaz, iktidar toprak sahiplerinin elinde kalır, bunların konumları pekişirdi.”


Ülkelerine bağlı devrimciler bu umutsuzluğa karşı durdular. Esas olan “emperyalizmden” medet ummak değildi. Kendi ülkenin insanına ve onun mücadelesine inanmaktı.

Peki…
Şu an Türkiye’deki siyasi ve iktisadi krize sevinip; “AKP-Cemaat birbirini yesin; ikisi de başımızdan gitsin de, nasıl giderse gitsin” demek doğru mudur?
“Ne olursa olsun” anlayışı doğru değildir!
“Yenilgicilik” kavramı kabul edilebilir mi? Hayır.
Doğrusu ve yanlışlarıyla burası bizim ülkemiz.
Bu; hırsızlardan, polisi yargıyı ele geçirip insanları haksız yere hapse sokanlardan hesap sorulmayacağı anlamına gelmez!

Bakınız…
Bu konuda da başka bir tehlikeli anlayışın doğmakta olduğunu görüyorum.
“Ne olursa olsun hapse sokulmalıdırlar.”
Bu da ayrı bir yanlış!
Evet, hesap sorulmalıdır?..
Ama…


Yahudileri kızdıran Yahudi

Tarih: 24 Mayıs 1960.
MOSSAD, Arjantin’de saklanan Nazi Adolf Eichmann’ı kaçırıp İsrail’e getirdi.

İsrail’in yargılamayı Kudüs’te yapmak istemesi Birleşmiş Millet-ler’de tartışma konusu oldu. BM üyesi kimi ülkelerin, “Uluslararası mahkemelerde yargılansın” teklifini İsrail kabul etmedi. İnsanlık dışı uygulamalardan sorumlu Eichmann, cam kabın içinde hakim karşısına çıkarıldı.


Davayı Kudüs’te izleyen isimlerden biri de, ünlü filozof Hannah Arendt idi. İlk günden itibaren tavrı netti; İsrail’in tüm Yahudiler adına konuşma hakkına sahip olup olmadığını tartışmaya açtı.

Ve şunu yazdı:
“Büyük siyasal suçlular üzerine ışık tutmak gerekir; özellikle de kahkahanın ışığını. Onlar büyük siyasal suçlular değil, büyük siyasal suçları mümkün kılan insanlardır ve bu tamamıyla farklı bir şeydir.”
“Kötülüğün Sıradanlığı” kavramını böyle yarattı.
Kudüs’teki duruşmalar uzadıkça, “tüm olanlar iğrençlik derecesinde olağan, bayağı ve değersiz” dedi.
Eichmann’ın portresini yazdığı, “Eichmann in Jerusalem” adlı kitabı, bugün bile hâlâ tartışılan bir eser oldu. Çünkü “direnme yeteneği yok” diye 2. Dünya Savaşı’ndaki Yahudileri eleştirdi.
Her cümlesi fırtına kopardı…
Kuşkusuz Eichmann suçluydu, ancak bürokrattı, onun iyiyi ve kötüyü ayırt etmeden emri uygulayan aciz biri olduğunu, asıl suçun devlet olduğunu belirtti.


“Basitçe işlerini yapan ve kendi açılarından özel bir düşmanlık duymayan sıradan insanlar, korkunç derecede yıkıcı bir sürecin uygulayıcısı olabilirler.”
Savcılığın iddianameyi, Eichmann’ın ne yaptığı üzerine değil de, Yahudilerin çektiği acılar/zulümler üzerine kurmasını da eleştirdi. “Adaletin hizmetinde olanlar ve İsrail’in hizmetinde olanlar” diye sert yazılar kaleme aldı.


Ona göre, Eichmann, Yahudiliğe değil, insanlığa karşı suç işlemişti.
Ve en sertini şöyle açıkladı:
“İsrail bu yargılamayı bir intikam aracı olarak görüyor.”
Kendisi de bir Yahudi olan Hannah Arenht’in bu değerlendirmeleri başta Dünya Yahudi Kongresi olmak üzere Yahudi çevreleri çok kızdırdı.


Savaş boyu acılar çekmiş Arend, bir canavar Nazi’yi nasıl savunurdu?!
Oysa, Arenht sadece hukuku, adaleti savunuyordu. “İntikam amacıyla yapılan mahkemelerin Naziler’den ne farkı vardır” diye sordu.
Filozof Kierkegoard’ın dediği gibi, “ölümüne hakikat” arıyordu.
Kim yaparsa yapsın “hesaplanmış kötücülüğe” savaş açıyordu.
Hannah Arendt’in, Eichmann duruşmalarıyla ilgili yazdıkları bugün dünya hukukçularının kabul ettiği bir gerçek oldu:
Adalet, intikam aracı olamaz…


“Bizim Mahalle”ye yakışmaz

Ne yazık ki, ülkemizde de adalet intikam aracı olarak kullanıldı. Kullanılıyor.
Dün yapılanların aynısını Cemaat bugün AKP için yapıyor.
Yarın gücü tamamen eline geçiren AKP de, Cemaat için yapacak.
Kör bir dövüş.
Bunun dışına çıkmalıyız;
insani niteliklerimizi kaybetmemeliyiz.
İntikamcılık…
Ve yenilgicilik…
“Bizim Mahalle”ye yakışmaz…
“Bizim Mahallelinin” içinde kin olmamalıdır.
“Bizim Mahallelinin” içinde nefret olmamalıdır.
Ama…
“Bizim Mahallelinin” içinde patlamaya hazır öfkesi her daim var olmalıdır.
Çünkü çapulculuk “Bizim Mahalle”ye çok yakışmaktadır!
Evet…
Bizler:
Yorgun düşmeyeceğiz.
Umutsuz olmayacağız.
Derine hep derine kazacağız.
Yeni yılda; yine hep birlikte bıkmadan-usanmadan geleceği inşa edeceğiz.
Aydınlık Türkiye’yi yeniden birlikte kuracağız.
Ben buna koşulsuz inandım.
Tam 1 yıl önce…
Cezaevinden çıkarken Silivri Cezaevi önünde şöyle dedim:
Bize yenilgiyi öğretemeyecekler!..
Biz yenilgiyi öğrenmeyeceğiz!..



- Sözcü-

Soner Yalçın
__________________
“Gittin mi büyük gideceksin!
Ayrılık bile gurur duyacak seninle..



Cansuyu isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Cansuyu'in Mesajına Teşekkür Etti