Tekil Mesaj gösterimi
Eski 21.01.14, 03:57   #29
Damon
Ne Mutlu Türk'üm Diyene

Damon - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: Feb 2012
Konular: 78
Mesajlar: 2,112
Ettiği Teşekkür: 16630
Aldığı Teşekkür: 12032
Rep Derecesi : Damon işlenmemiş cevherDamon işlenmemiş cevherDamon işlenmemiş cevherDamon işlenmemiş cevherDamon işlenmemiş cevherDamon işlenmemiş cevherDamon işlenmemiş cevherDamon işlenmemiş cevherDamon işlenmemiş cevherDamon işlenmemiş cevherDamon işlenmemiş cevher
Ruh Halim: Neseli
Standart Cevap: Atatürk' ün İslam Dinine Yaptığı Hizmetler

Alıntı:
Orjinal Mesaj Sahibi ToReBeL Mesajı göster
Kur’an- ı ilk kez Türkçe’ye çevirtti.

Bu söz yanlış söylenmiş. Çünkü Türkçe'ye çevirtmedi. Türkçe yorumlattı. Arapçada bir harfin uzatılması ile bile anlam değişir. Türkçe Kuran diye bir şey yoktur. Kuran'ın tek dili vardır. Yorumlaması sadece Türkçe olabilir. Yani Türkçe'ye çevirdi diyemeyiz.

İslam dinini gerçekten bilen pek çok yerli ve yabancı bilim adamına göre Atatürk, Hz. Muhammed’ten Sonra İslamiyete En Büyük Hizmetleri Yapan Kişidir.

Şu sözde , ifadede tamamen yalan olmuş. Atatürk dört büyük halifeden daha fazla bu islama hizmet etmedi. Ya da Yavuz Sultan Selim'den yada bir Kanuni Sultan Süleyman'dan.

Osmanlı döneminde de Kuran okumasını bilmeyen insan sayısı çok nadirdi. Ve İslam adaleti uygulanıyordu. Yani Osmanlı zamanından daha fazlada islama hizmet etmedi.

Atatürk'ü her konuda iyi göstermeye kalkmanız da yanlış. Atatürk her konuda mükemmel biri değildi. Yaptığı yanlışlıklar da vardı hatalarda vardı. Her konuda mükemmelmiş gibi göstererek Atatürk'ü putlaştırıyosunuz. Ve onun üzerine de Atatürk gibi biri daha çıkmaz diyorsunuz. Atatürk'ün anılması gereken özellikleri aklı, ileri görüşlüğü, savaşçılığı, taktiksel yetenekleri, matematiği, edebiyatı v.b. Her konuda mükemmel gibi anılmasıda yapılan en büyük hatadır.
Evet, Türkçe' ye çevirtmek derler buna. Türkçe meali de denir. Osmanlı zamanında, okuma yazma çoğunlukta esnaf ve tüccarlarda vardı, bir de din adamı sıfatını taşıyanlarda. Halktan sade insanların pek çoğu bırak Kur'an alfabesini, normalde konuştuklarını okumayı ve yazması bilmezlerdi.

Kur'an_i Kerim Arapça olarak gelmiş olabilir ama her toplum, anlayabilmek için kendi ana dilinde okur. Anlamadan okumanın bir anlamı yoktur. Anlayacak ki, Allah' ın neleri yasak edip nelere izin verdiğini, neler hakkında bahsedip de ders çıkarılmasını istediğini bilmeli insanlar. Arapçasını okumak sevaptır derler. Kimse bilemez onu.

Kimi insan Arapça okur sadece sevabı öyle diye ama Kur'an'ın emirlerine ne kadar uyar ? Kimi insan da Türkçe Mealini okur, aklında kalır, yeri ve zamanı geldiğinde, hatırlar, ona göre adımını atar.

Yorumlatmak ile meal aynı şey değildir. Senin dediğin tefsire girer ( yorumlama, ayrıntılı bir şekilde açıklama ). Meal ise, komple Kur'an'ın Türkçe' ye çevrilmiş haline denir ( Almanca da olabilir, İngilizce de olabilir ... her dil olabilir ). Evet dediğin doğru, tam anlamı ile bire bir çevrilemez. Arapça' da olan bazı kelimeler, beraberindeki harekeler ... v.b. anlam değiştirebiliyor.

Ama bunun da bir çözümü var, insan iyi niyetli olduktan sonra, Allah hepsini kabul eder. Mesela, Arapçasını okuduğun sayfanın hemen Türkçe mealini okursun. ''Ben demin ne söyledim ? '' Türkçesine bakınca '' ....... '' Arapça olarak okuduğun yerin sana ne anlattığını anlamış olursun.

Sana okulda ya da işyerinde bir kağıt verseler, bilmediğin bir dilde yazılmış. Burada yazanları yap deseler, ne yaparsın ? Önce ne yazdığını bilmen lazım ki, senden istenileni yerine getirebilesin.

Bahsettiğimiz nokta da bu. Anlamını bilmeden okumanın bir kıymeti yoktur. Sevap mı ? Ahirette öğreneceğiz sevap olup olmadığını. Belki Allah : bütün ömrünü anlamadığın bir dille okuyarak geçirdin, ne öğrendin yolladığım kitaptan, dese, ne cevap verebileceksin ?

Bana büyüklerim böyle öğretti desen bile; ben sana akıl verdim, göz verdim, okuma öğrenme kabiliyeti verdim, tüm insanlara verdiğim merak etme nefsini verdim, neden ne dediğimi merak etmeyip anlamadığın dilde okudun diye sorsa, ne cevap vereceksin ?

Zamanında halkın anlayabileceği şekilde sunulmamasının sebeplerinin arasında; halkı cahil bırakıp, din adamlarının peşinden koyun gibi gitmelerini, böylece din gücünü elde tutup, dini diledikleri gibi yorumlamaları sayılabilir. Milli mücadele zamanında, bazı din adamları ( hain olanlar ) saf insanlarımıza: yabancı askerlerin padişah tarafından davet edildiğini, herkesin onlara saygı göstermesini ve herşeyini paylaşmasının padişahımızı ve Allah' ı hoşnut tutacağını söylerlerdi. O zamanlar din adamı demek büyük zat demektir, saygı gösterilen alim demektir. Okuma yazma bilmesi, Kur'an'ı bilmesi, saygı görmelerine sebepti. Onları Allah' ın yeryüzündeki insanları doğru yola çağıran ve o yolda tutan aracıları olarak görürlerdi. Korku duyacak kadar saygı duyarlardı.

Bu yüzden dedikleri herşey yerine getirilirdi, sorgulanmadan. Saf ve cahil insanlar kanardı onlara ( dinle imanla alakası olmayan söz din adamları için yazıyorum ) Bu dediklerimin dışında Allah korkusu olup din adamı sıfatını Allah' ın buyurduğu şekilde yerine getiren gerçek saygıyı hakkeden din adamları elbet de vardı.

Atatürk der ki: her cübbe sarıklıyı din adamı sanmayın !

İşte bunu söylemesinin sebebi, yukarıda paragrafta din adamları ve onlara çok büyük saygı gösteren halkımızın her sözünü yerine getirmeleridir. Çünkü o din adamlarının kişiliğini, karakterini sorgulamak kesinlikle mümkün değildi.

Cübbeli sarıklı, imamlar, mollalar düşman karargahlarına çook casusluk yaptılar Türk milletinin aleyhine. Atatürk'ün astırdıkları bu vatan hainleriydi. İnsanların dini duygularını düşman çıkarına kullananlardı.

Ama Atatürk de biliyordu bunları, din adamlarına duyulan saygıdan dolayı her söylediklerine inandıklarını. Çünkü okuma yazma bilmiyorlardı.

İnkılap ve devrimlerinin başında okuma - yazma seferberliği vardır Atatürk' ün. Daha sonra da Kur'an_i Kerim' in Türkçe' ye çevrilmesi. Böylece halk hem okuma - yazma öğrenmiş oldu hem de Kutsal Kitabının ne dediğini anlamış oldu.

Sana göre büyük bir hizmet olmayabilir ama gerçekten büyük bir hizmettir bu. Milyonlarca insanın okuma - yazma öğrenmesine vesile oldu. Atatürk, milletinin cahil kalmasını hiç hazmedemezdi. Gerek Türk olarak gerek Müslüman olarak, milletinin, başka devletler tarafından küçük görülmesini hele hiç hazmedemezdi.

Süleyman ya da Yavuz hangisi halkını cahillikten kurtarmak için çaba sarfetti ? İkisi de değil. Yaptıkları iyi şeyler mutlaka var ama aralarında halkı cahillikten kurtarmak yoktu. Cahil halk her zaman için yönetimin işine gelir. Din de işin içine girdi mi, ooh değmeyin keyiflerine.

Atatürk, tüm bunları engellediği için kötüleniyor.

Allah akıl fikir vermiş her yarattığı insana. Nasıl kullanacağı kendisine kalmıştır. Ama kullandığı şekli ile ahirette hesaba tutulacaktır.
Damon isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
6 Üyemiz Damon'in Mesajına Teşekkür Etti.