Tekil Mesaj gösterimi
Eski 24.01.14, 18:42   #1
MyStery
Gerçek Üye

MyStery - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: Feb 2011
Konular: 180
Mesajlar: 713
Ettiği Teşekkür: 2975
Aldığı Teşekkür: 3776
Rep Derecesi : MyStery muhteşem bir gelişmedeMyStery muhteşem bir gelişmedeMyStery muhteşem bir gelişmedeMyStery muhteşem bir gelişmedeMyStery muhteşem bir gelişmedeMyStery muhteşem bir gelişmedeMyStery muhteşem bir gelişmedeMyStery muhteşem bir gelişmedeMyStery muhteşem bir gelişmedeMyStery muhteşem bir gelişmedeMyStery muhteşem bir gelişmede
Ruh Halim: none
Standart Bir Tanışmanın Öyküsü ve Mektuplar

Madam Hilda (Hildegard) Christianus'a Yollanan Mektuplar ve Bu Tanışmanın Öyküsü


Sofya'da Askeri Ateşe iken arkadaşlarıyla. (02 Şubat 1914)



Bir Kazanın Mutlu Sonucu: Edip Erenler adında bir genç, Almanya'da geçirdiği bir trafik kazası yüzünden Aachen'deki Sen Jozef Hastahanesi'ne kaldırılıyor. Bu kazadan mutlu bir sonuç doğacaktır. Olayları birlikte izleyelim:

Altı günlük tedavisi sırasında 50-60 yaşlarında gözüken Alman hemşire, Edip Erenler'e soruyor:


- Siz Türk müsünüz?
- Evet.


Hemşire bu yanıtla çok ilgileniyor, herhalde emin olmak için:

- Siz, diyor Atatürk'ü tanır mısınız?
- İnsan Türk olur da Atatürk'ü tanımaz mı? Bakınız, dolaptaki ceketimin yakasında Atatürk'ün rozeti var.
Hemşire, dolaba ilerliyor. Rozeti gördükten sonra:
- Hayır, diyor; bu Atatürk değil.
- Yapmayın, siz Atatürk'ü benden daha iyi mi tanıyacaksınız?
Hemşire kasılıyor:

- Elbette; ben sizden çok daha iyi tanırım Mustafa Kemal'i.
- Nasıl oluyor da siz, Atatürk'ü benden daha iyi tanıyabiliyorsunuz?
Ve bu kuşku, hemşirenin gururunu zedelemiştir. Anlatmaya başlıyor:
- Çok küçüktüm. 7-8 yaşlarında kadar. O sırada ailemle birlikte Sofya'da bulunuyorduk. Mustafa Kemal'de orada İkinci Ordu Kumandanı olarak vazife görüyordu.1 1914 yılında idik. Mustafa Kemal evimizde pansiyonerdi. O'nu sık sık odamıza ve soframıza davet ederdik. Büyükbabam da, büyükannem de, annem de Mustafa Kemal'den çok memnun kalmışlardı. Hele annemle Mustafa Kemal birbirlerini çok iyi anlamışlardı. Annemin adı Christianus'tur. Mustafa Kemal daima benim saçlarımı okşar: "Cicim, yavrum" diye severdi. Birkaç ay sonra ayrıldık. Sonra, Mustafa Kemal'le annem mektuplaştılar. O, anneme bir de resmini hediye etmişti.
Bay Edip hemşireden, annesini görmek için bir buluşma sağlamayı başarır. Adres alır, taburcu edilince Allenberg B ... 229 numaralı evi aramaya koyulur. Ve 229 numaralı küçük harap bir kapının önünde durur. Oysa, görkemli bir apartman dairesi düşlemiştir.
İçeri girer. Küçük, loş, pek eski mobilya ile döşeli bir odaya alınır. Gözlemciye göre bu, yoksul bir yuvadır. Ve bu loş odanın bir köşesinde ağarmış saçları karmakarışık, buruşmuş yüzü kederli, Madam Hilda Christianus oturmaktadır ve gözleri yaşlıdır.

Soruları şöyle yanıtlar:

- Yavrum; Mustafa Kemal Almancayı benden öğrendi. Ve o kadar çabuk kavradı ki şaşarsınız.
"Elbette" diye yanıtlar Bay Edip, "Mustafa Kemal çok zekidir."
Bu "zeki" kelimesinden irkilen ihtiyar Christianus:

- "Ne demek zeki," diye gürler. Yakışmaz O'na bu kelime. O, bir dahiydi. Yeryüzü böyle bir insanı daha görmedi. Göreceğini de ummuyorum. Ne yazık ki dünyadan çabuk ayrıldı.
Hilda, bir an durakladıktan ve belleğini toparladıktan sonra şöyle sürdürür konuşmasını:
- Biz O'nunla önce Fransızca anlaştık. Sonra O'na Almancayı öğrettim. Çok az konuşurdu. Babamla annem O'nu çok beğenmişlerdi. O'nu her gün söyleşi için davet ederlerdi. Ben evli idim. Bir kız çocuğum vardı. Sizin hastahanede gördüğünüz hemşire...
"Kocam da O'ndan çok memnundu. Villamızın bir odasını O'na vermiştik. Mustafa Kemal Sofya'ya geldiğinde Splandit Oteli'ne yerleşmişti. Kısa bir zaman sonra bize pansiyoner olarak geçti. Odası tek pencereli, basit mobilyalı küçük bir yerdi. Pencere önünde, duvar dibinde küçük bir çalışma masası vardı. Sessizliği çok severdi. Geceleri daima yazar, çalışırdı. Yüzü daima güleçti. Bizim tarafa misafir geldiği zaman evimiz neşelenir, mutluluk dolardı.
" ... İyi kalpli bir insandı; hiç kızmazdı. Daima düşünürdü. Gözlerini ışığa diker, uzun uzun dalardı. Bazen:
- Niçin dalgınsınız? diye sorardım.
- Nasıl dalgın olmayayım? Türkiye'deki gidişatı hiç beğenmiyorum. Onu kurtarmak lazım, diye karşılık verirdi.
Kırmızı gülü sevdiğim için bana daima ondan getirirdi. Bir defasında da güllerle beraber iki resmini hediye etmişti."
Madam Hilda dosyasına uzanıyor ve içinden iki fotoğraf çıkarıyor. Birisinin arkasında şunlar yazılıdır:
"Hakikatlı ve pek nazik Madam Hildaya -10 Kanunusani 1330" (23.01.1914)

Madam Hilda'nın söylediğine göre Mustafa Kemal bu resmi Sofya'da iken 34 yaşında çektirmiş.




Mustafa Kemal'in Türkiye'nin Geleceği Hakkında Hilda'ya Anlattıkları
Mustafa Kemal bir gün Madam Hilda'ya:
- "Türkiye'nin bu gidişi iyi değil." demiş. Ve şöyle devam etmiş:
- "Türkiye'yi modern bir memleket yapmalı. Tıpkı Batı gibi. Bu memleketi baştanaşağı değiştirmeli. Allah nasip ederse günün birinde Türkiye'nin idaresinde rol sahibi olursam bilirim yapacağım yenilikleri..."
Sonra Mustafa Kemal Hilda'ya sormuş:
- "Siz Avrupalısınız. Türkiye'de ne yenilikler yapmak lazım, daha iyi bilirsiniz. Bu mevzuda bana fikirlerinizi söylemek ister misiniz?"
Madam Hilda, Mustafa Kemal'e şu cevabı vermiş:
- "Kadının hürriyeti çok mühim. Duyduğuma göre sizde kadınlar çarşaf ve peçe kullanırlarmış. Bu hiç iyi değil."Mustafa Kemal hemen yanıtlamış:
"Peçeyi Kaldırmalı, Erkekler Şapka Giymeli"
- "İyi değil Hilda. Peçeyi hemen kaldırmalı. Sonra, bir erkek birden fazla bir kadınla evlenmemeli. Erkekler Avrupalılar gibi şapka giymeli. Erkekler ve kadınlar eşit haklara sahip olmalı, Avrupalılar gibi yaşamalı."
Biz, Madam Hilda'nın, Edip Erenler'e söylediği bu sözlerde en ufak bir abartma ve yakıştırma görmüyoruz. Çünkü Mustafa Kemal, Selanik'te arkadaşlarıyla yaptığı söyleşilerde geleceğe ait bu gibi tasarılarından daima sözetmiştir.
Madam Christianus daha sonra şunları ekliyor:
- "Biz ailece Viyana'ya yerleşmek istiyorduk."
Mustafa Kemal:
"Ben de, Allah nasip ederse sizinle gelir, Viyana'ya yerleşirim. Evlerimiz aynı sokakta olmalı. Ama evvela vatana karşı vazifemi bitirmem lazım. Bir vatandaşın vatana karşı vazifesi gerçi ölünceye kadar bitmez. Fakat şu kötü durumdan kurtulduktan sonra... Annemi çoktan beri görmedim. Onu da ziyaret etmem lazım. Gözleri yollarda beni bekliyor." derdi. Babasından hemen hiç bahsetmezdi. Herhalde annesini daha çok severdi.
Bir Vatansever

Çok zaman İsmail Bey adında şişman bir arkadaşıyla beraber gezerdi. Bir gün yine çalışma odasındayken iki asker geldi. Haber verdik, dışarı çıktı. Askerler kendisini hemen büyük bir ciddiyetle selamladılar. Türkçe olarak kısa bir konuşma geçti aralarında ve hemen uzaklaştılar. Kendisine "nedir?" diye sordum. Haber getirdiklerini bildirdi. Ne haber getirdiklerini ısrarla sorduğum halde söylemedi. Kendisine çok gücenmiştim.

"Bu vatan sırrıdır; anneme dahi söyleyemem" dedi.

" ... Mustafa Kemal bir gün Sofya'dan ayrılıp vatanına döndü. Hakikatli, vefakat bir dosttu da. işte, Sofya'dan ayrıldıktan sonra bize gönderdiği mektuplar.

MyStery isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
6 Üyemiz MyStery'in Mesajına Teşekkür Etti.