Tekil Mesaj gösterimi
Eski 25.01.14, 13:50   #1
Deniz
Müdavim

Deniz - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: Sep 2013
Konular: 389
Mesajlar: 3,914
Ettiği Teşekkür: 14441
Aldığı Teşekkür: 15353
Rep Derecesi : Deniz parlak bir geleceği varDeniz parlak bir geleceği varDeniz parlak bir geleceği varDeniz parlak bir geleceği varDeniz parlak bir geleceği varDeniz parlak bir geleceği varDeniz parlak bir geleceği varDeniz parlak bir geleceği varDeniz parlak bir geleceği varDeniz parlak bir geleceği varDeniz parlak bir geleceği var
Ruh Halim: none
Standart 24 Ocak Günü Uğur Mumucuyu andık

24 Ocak tarihi herkes için ayrı ayrı şeyler ifade edebilir.
Kiminin doğum günüdür…
Kiminin evlilik yıl dönümü…
21 yıldır bizim içim ayrıdır bu tarih.
Bir eğilmeyen, bükülmeyen kalemin kırıldığı gündür.
Uğur Mumcu’nun alçaklar tarafından katledildiği gündür bugün.
Şimdi O’nu daha iyi anlıyoruz.
21-22-23-24-25-30 yıl önce yazdıkları birer birer yaşanıyor bugün.
Bugünlere ışık tutmuş Mumcu’nun her yazısı defalarca okunacak ve ders çıkartılacak niteliktedir.
Uğur Mumcu KANIKSAMAK başlıklı yazısında diyor ki ;
“Her gün bir yeni kanlı olayla karşılaşmaktayız. Art arda gelen bu olaylar, toplumun duyarlılığını da yok etmektedir. Kanlı cinayetlerden, milyonluk yolsuzluk dosyalarına kadar, uygar bir ülkede yeri göğü birbirine katması gereken olaylar,
- Olur böyle şeyler... denilerek unutturulmakta ve bundan da acısı toplum bu tür olaylara alıştırılmaktadır.
Son on beş yılın olaylarını gözlerinizin önüne getiriniz.
1960 Nisanında polis-öğrenci çatışmasında vurularak öldürülen Turan Emeksiz, toplumu derinden sarsmış ve bu ölüm, ihtilalin gerekçeleri arasında yer almıştı.
Bir de 1965 yılından bu yana işlenen cinayetleri düşününüz; devrimci gençler sokak ortalarında birbirleri ardından birer ikişer vurularak öldürülmüş ve hiçbirinin katili bulunmamıştır. Ülkenin demirbaş politikacıları, öğrenci kanlarıyla sulanmış kaldırımlara basa basa iktidarda kalmayı uygun görmüşlerdir.
Son günlerde yaşadığımız olaylar toplumun birçok kesiminde ilgisizlikle karşılanmaktadır. Gün geçtikçe şidde­tini artıran kanlı saldırılar, demokratik yaşantımızın bir parçası olmuştur. Toplum olarak artık bu tür olayları ka­nıksadığımız anlaşılıyor:
“Olur böyle şeyler...” gerekçesinin arkasına kanlı cinayetler ve milyonluk yolsuzluklar gizleniyor. Milyonluk yolsuzluklara alıştık... Gencecik delikanlıları kanlı kefenlere sararak gömmeye alıştık... İşkence evlerine alıştık... Dayağa alıştık... Sokak ortasına atılarak işsizliğe mahkûm edilenlere alıştık... Ellerinden işi ve ekmeği alınanlara, kapıları kurşunlanan öğretmenlere ve kanunsuz emirlere alıştık... Böylece,
- Olur böyle şeyler... vurdumduymazlığı toplumun birçok kesimini sarmaktadır.
Geçmiş cinayetleri kolaylıkla unutan bir toplum, bun­dan sonra dökülecek kanların da sorumluluğuna ortak oluyor demektir. 12 Mart öncesi öldürülen gençlerin katilleri neden mahkeme önüne çıkarılmamıştır? Hangi yasadışı emir bu insanları devlet mahzenlerine yollamış­tır?
Unutuldu bütün bunlar...
Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Nixon, muhalefet partisini gizli yöntemlerle dinlediği için Beyaz Saray­dan kaçmak zorunda kaldı. Hindistan Başbakanı Gandi’nin siyasal yaşamı, bir yüksek mahkeme tarafından sona erdirildi. Yunanistan’da cunta döneminin sorumluları, tutuklanarak mahkeme önüne çıkarıldı.
Bir de Türkiye’ye bakın...
12 Mart 1971 günü, dört orgeneralin imzaladığı bir “muhtıra” ile; “cumhuriyet’in geleceğini ağır bir tehlike içine düşürmek” gerekçesiyle suçlanan bir başbakan, üç yıl sonra yeniden başbakanlık koltuğuna sıçradı.
Bazı komutanlar, cumhuriyeti tehlikeye düşürdüğünü kabul ve ilan ettikleri başbakan yerine, ülkedeki bütün devrimcileri cezaevlerine yolladılar. Üstelik, en yakın arkadaşlarını, devirdikleri başbakanın imzasıyla ordudan uzaklaştırıp işkence evlerine gönderdiler.
Bunlar da unutuldu...
27 Mayıs Devriminin şerefli generali Cemal Madanoğlu, tutuklanarak cezaevine gönderildi. Tümgeneral Celil Gür­kan ellerine ve ayaklarına zincir bağlanarak Erenköy’de işkence evine gönderildi. Kurmay subaylar, ünlü ya­zarlar, fidan gibi delikanlılar, genç kızlar, işçiler ve sen­dikacılar, işkence masalarına yatırıldı. Bütün bunlar da,
- Olur böyle şeyler... özrüyle geçiştirildi.
Bu olup bitenlere de,
- Olur böyle şeyler... diyebildik.
Birtakım yolsuzluklar, devletin en yüksek bürokratik kuruluşlarına kadar sıçradı. Bunların belgeleri, karpuz sergisi gibi herkesin önüne serildi. Bunlar da, tıpkı işkence dosyaları ve cinayetler gibi, unutuldu gitti.
Şimdi toplum olarak, yeni darboğazlara sürüklenmekteyiz. Aynı olaylar, bu kez başka adlarla yeniden yaşanacak gibi görünmektedir.
Demokratik bir toplum için en büyük tehlike yolsuzluklara, karanlık cinayetlere ve haksızlıklara karşı kamuoyunun duyarlılığını yitirmesidir. Yaşadığımız olaylar, demokrasimiz için bir utanç sayfasının kanlı satırlarıdır.
Unutmayalım ki, bazı insanlar, cinayetlere, haksızlıklara ve yolsuzluklara susarak da katılmış olurlar...”
(Cumhuriyet, 27 Haziran 1975)

Başka söze gerek yok. Katledilişinin 21.yılında unutmadık, unutturmayacağız…




25.01.2014
Deniz72
__________________
Bağımsızlıktan yoksun bir ulus,Uygar insanlık karşısında uşak olmaktan kurtulamaz.


MUSTAFA KEMAL ATATÜRK
Deniz isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Deniz'in Mesajına Teşekkür Etti