Tekil Mesaj gösterimi
Eski 01.02.14, 20:12   #6
Subutay
Eflamor

Subutay - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: May 2012
Konular: 166
Mesajlar: 2,717
Ettiği Teşekkür: 30889
Aldığı Teşekkür: 14584
Rep Derecesi : Subutay gerçekten güzelSubutay gerçekten güzelSubutay gerçekten güzelSubutay gerçekten güzelSubutay gerçekten güzelSubutay gerçekten güzelSubutay gerçekten güzelSubutay gerçekten güzelSubutay gerçekten güzelSubutay gerçekten güzelSubutay gerçekten güzel
Ruh Halim: none
Standart Cevap: Neden Evrensel Bir Ahlaka İnanalım ki?

Kutsal dinlerin yani semavi dinlerin ortak kuralları ve kanunlarına bakarsak neden gönderildiğini anlamak aslında o kadar da zor değildir. En basitlerini sayacak olursak insan öldürmek, başka bir insanın hakkını yemek gibi aslında hiç bir dine veya ahlaki norma bakılmaksızın yapılmaması gerekenleri öğütlerler.

Tabii ki semavi dinlerin ortak özelliklerinin dışında bireysel, toplumsal, ve kendi hukuk kuralları da bulunmakta olup kendine tabii olanları bağlayıcı özellikleri vardır. İşte bu noktada en büyük yanılsama ise bu kuralları topluma veya bireylere kendi çıkarları dahilinde dayatanlar, manevi duyguları istismar edenler bulunmaktadır.

Durup biraz düşünürsek matbaanın icadı toplumlarda neyi değiştirdi ? İnsanların bilmesi gerekenleri başkalarından doğru yada yanlış olarak duymasından değil asıl kaynaklarından okuyarak öğrenmesini sağlamasıydı.

Tekrar bize dönersek matbaanın değerinin bilinmesi o kadar da kolay olmamıştı. Hatta matbaanın icadından sonraki ilk isyanda (patrona halil isyanı) matbaaya uğramak kimsenin aklına bile gelmemiştir. Buda kalıplaşmaya en büyük bir örnektir. Çünkü matbaa o zaman ki bir isyanda yada darbede bir tehdit olarak görülmeye başlanmamıştı.

Burada kalıplaşan aslında insanların ahlakları değil ahlakı parçalayıp ayrıştırarak resmen bir at gözlüğü takılarak aslında olmayan sorunların insanlara dayatılması ve her maneviyatın bir sorunmuş gibi gösterilmesidir.

Örneklendirelim. Büyük bir şehirde yaşayan bir insanın her gün yaşadığı trafik, ulaşım araçlarına zam, geçim sıkıntısı, doğal kaynak sıkıntısı, sosyal ve kültürel yaşamdan her geçen gün uzaklaştırılması hatta vergilerinin karşılığı yol, su elektrik olarak geri dönmesi gerekirken yol, su ve elektriğe bile vergi ödüyor olmasına rağmen kalıplaşmış siyaset kalıplaştırılmış evrensel manevi hakları tartışıyorsa bu insan kalıplaşmış bir insana örnektir.

Komik bir şekilde insani haklarını kazanamamış toplumlar gerek ahlaki gerek siyasi değerleri sömürülerek kalıpsal konularda yıllarca tartışarak haklı ve haksız kavgalarıyla uyutulmuş oy verdirilmiş ve soyulmuştur. Bu Türkiye de din başka bir ülkede Irk başka bir ülkede toplumsal çıkarlar adı altında faklı boyutlarda ortaya çıkmaktadır.

Kalıplaşmak aslında ahlaki bir kısıtlama değil insanın kendi yaratıcılığıyla ve gelişimiyle ve çevresiyle birebir etkilidir. Birey hangi dine hangi ırka hangi dile mensup olursa olsun yada olmasın kendi kalıplarını veya kendine dayatılan kalıpları yıkarak objektif analizler yapmalı ve kendi dünya görüşünü oluşturmalıdır. Tabii ki insani değerlerini kaybetmeden.


İnanmak insanı manevi olarak tatmin eder, mevcut çürük sistemin tek suçlusu bireysel inanç olarak göstermek aslında yetersiz bir yaklaşım olup aksine kutuplaşmaya hizmet eden bir aykırılıktır.
__________________
Asya boz kırlarında bir bebek dünyaya geldi. Bu bebeğe asya stepleri beşik oldu. Rüzgarlar şarkı söyledi ona. Yıldızlar yol gösterdi. Yağmurlar yıkadı. Bu bebek büyüdü ve ona Türkadını verdiler. Türk büyüdü kasırga oldu tayfun oldu. Türk budur. Türk tayfundur, kasırgadır, Boradır. | Mustafa Kemal Atatürk.






la şey e vaki ün mutlak bel küllün mümkin
nisi credideritis non intelligentis
Subutay isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
5 Üyemiz Subutay'in Mesajına Teşekkür Etti.