Tekil Mesaj gösterimi
Eski 08.04.14, 14:18   #2
Mislina
Süper Üye
Mislina - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: May 2012
Konular: 458
Mesajlar: 2,989
Ettiği Teşekkür: 4166
Aldığı Teşekkür: 9717
Rep Derecesi : Mislina gerçekten güzelMislina gerçekten güzelMislina gerçekten güzelMislina gerçekten güzelMislina gerçekten güzelMislina gerçekten güzelMislina gerçekten güzelMislina gerçekten güzelMislina gerçekten güzelMislina gerçekten güzelMislina gerçekten güzel
Ruh Halim: none
Standart Cevap: Sylvia Plath - (d. 27 Ekim 1932 - ö. 11 Şubat 1963)

Persophone’un İki Bacısı
İki kız var: evin içinde

Bataklık ve tarla yürüyüşü boyunca Dolup taşarak taşra sevgimle Gördüm yavaş inek sürülerinin kımıldadığını, O beyaz yük gemileri seyir günlerinde; Otlayışlarından şirin çimen fışkırdı. Bakmak için aydınlıktı hava: En uzakta mavide, yukarıda, Bulutlar yönlendirirdi cilalanmış bir yönelimi; Tarlakuşlarının başabaş durumu arttıkça Girerdi sevgimin övgüsünden içeri. Çarparak öğle vakti güneş parıltısı Yüreğimi alırdı sanki Sevgimin sevimliliğiyle tutuşarak Ateşli bir parıltıya dönen Yeşil uçlu bir yaprak misali. Ve böylece, birlikte, konuşarak, Pazar gününün bal havası boyunca Yürüdük (ve hâlâ yürürüz orada – Güneşin vuruşları dışında) Yükselene dek gece sisleri. (1956) Adamımın çizme çatırtısı altından yeşil yulaf filizleri çıkar; isim verir bir kızkuşuna, hezimete uğratır tavşanları sıvışır en çevik şekilde hafif çiçeklenmiş böğürtlen çalısı çitine, usulca sokulur kırmızı tilkiye, kurnaz kakıma. Balçık-tepeciklerini, der, köstebekler iteler kazılmış solucan-yuvasından yukarı doğru; köstebeklerin mavi kürkü; kaya kırıklarıyla açar yumrulaşmış kuvarsı, kireç kabuğu dökülmüş çakmaktaşını kaldırarak; derisi soyulmuş renkler olgunlaşır bereketli, kahverengi, güneş parıltısında ansızın. En küçük bakışı için, ufacık arazi mahsül verir: parmakla saban sürülmüş her bir tarla yükseltir ileri doğru sapı, yaprağı, meyve topağı zümrüdü; öyle nadir parlak tahıllar fışkırır ki erkenden yüklenir istencini; elinin sadık emrinde, yuva yapar kuşlar. Boynu halkalı güvercinler tüner bir güzel O’nun ağacında, içinde O’nun aylakça dolaşacağı ruh durumuna uygun şarkıları kotarırlar; en çok şen şakrak olmasın da ne olsun bu Adem’in kadını çağırırken O’nun sözcükleri ve bütün dünya böylesi bir adamın kanını övgülemek için atılırken! (21 Nisan 1956)

Oturur biri; öbürü, dışarıda
Gün boyu gölgeyle ışığın bir düeti
Çalınır bunların arasında.
Siyah lambrili odasında
İlki problemler çözer
Bir hesap makinasında.
Kuru tıkırtılar işaretler zamanı
Hesaplarken her bir toplamıBu kısır girişimde
Fare hinliği yerleşir kısık gözlerine,

Kök solgunluğu zayıf bünyesine.
Toprak misali tunçlaşmış, ikincisi uzanır
Aydınlık havada polenler misali
Altın uçuşlarını işitir tik takların. Sakinleşir
Bir gelincik yatağının yakınında,
Taçyaprağı kanındaki kırmızı ipek ışığını

Güneşin kılıcında

Nasıl yanıp açıldığını görür.

O yeşil sunakta

Güneşin gelini olur özgürce, ikincisi

Büyür hızla tohumla.

Bir kral taşır karnında, emeğinin gururuyla

Yayılarak çimene. Acılanmış

Ve bütün limonlar misali solgun,

Öbürü, son nefesine kadar kekre bakire,

Girer mezara çürüsün diye eti,

Solucanlarla evlenir, kadın olamaz gene de.


(1956)




Sylvia Plath (1932-1963, ABD)

Çeviren: İsmail Haydar Aksoy

Bir Yaz Günü’ne Şarkı

Sylvia Plath(1932-1963, ABD)

Çeviren:İsmail Haydar Aksoy




Yangın Şarkısı


Yeşil doğmuşuz biz

bu yanlış bahçeye,

fakat bir otlubağa misali siğilleşmiş benekli çalılıkta,


usulca sokulur koruyucumuz kötü niyetle,

sağlamlaştırır tuzağını

ki aşağı taşır erkek geyiği, horozu, alabalığı, ta ki en adiller

aldatılıp dökülmüş kanda sendeleyene dek.

Her şeyin çarpık çalıştığı O’nun keskin kokulu gübreliğinde

taşımaya değer bazı melek-şekilleri yontmak

tüm görevimiz şimdi

ki ekşi göğümüzle örtülmüş çamuru yok etmek için

kurnaz avın her bir parlak eylemimizin ardını

çamura bulamasını

hiçbir dürüst araştırma ortaya çıkaramazdı

Yolun hat sonu boyunca sıkıca sarıldığımız

yabani otların saplarını savurdu tatlı tuzlar;

kızıl güneşle kavrulmuş bizler, kaldırdık damarların

yaralayan bağlarında eziyet görmüş değirmi çakmaktaşını;

cesur aşk, düşleme

böylesi şiddetli bir alazın sadakatini, fakat gel,

yaslan yarama; yanarak, yanarak.

(1956)


Sylvia Plath (1932-1963, ABD)

Çeviren: İsmail Haydar Aksoy




Ted’e Kaside

Sylvia Plath(1932-1963, ABD)

Çeviren: İsmail Haydar Aksoy



Kraliçe’nin Şikâyeti


Kalabalıklarda ve saray ahalisinin kelime oyunlarında

Azametle geçti bu dev, bunu anlatırım sana, sahnesinde

Maçuna gibi elleriyle,

Ekinkargaları misali vahşi ve siyah görünürler;

Bu yüzden, bütün camlar kırıldı sezdirmeden içeri girdiğinde erkek.


Hoş arazileri boyunca kasıp kavurdu erkek

Ve hoyratça kullandı görgülü narin güvercinlerini;

Erkek için önemi olmayan o iyi antilobunu

Öldürmek için hangi gazabın erkeği harekete geçirdiğini

Bilmiyorum.
En azarlayıcı sözcükleri söyledi erkeğin kulağına

Ağlayışına bir miktar merhamet gösterene dek;

Zengin giysili

Omuzlarını çıplaklaştırdı erkek

Ve teselli verdi, fakat horozun ötüşüyle O’nu terk edecek.

Yüzlerce ulak gönderdi

Toplamak için bütün o önemsiz kahraman adamları

Ki güçleri uygun düşerdi

Uykusunun biçimine, düşüncesine –

Bu acemi çaylak grubundan hiçbiri parlak tacına uymadı.

Böylece bu nadide geçide geldi

Ki burada kan içinde güçlükle yürürdü güneşte ve borada

Ve şöyle şakırdı:

“Halkımın böyle küçücük, böyle küçücük olana dek

Daralıp kısaldığını görmek, ne üzünçlü, heyhat.”


(1956)


Sylvia Plath (1932-1963, ABD)

Çeviren: İsmail Haydar Aksoy


Çoban Şiirleri


Mayıs günü: iki kişi geldi tarlaya böylesi bir bilgelikle:

“Papatyalaşmış ballı bir içki”, dediler birbirlerine,

Yani yek oldular böylece; sonra aradılar bir kanepe,

Kancalı çit karşısında, kahverengi inek sürüsünü geçince.

Kadın “yabalı çiftçi olmasın, lütfen” dedi;

Erkek “horoz ötüşü güvenliğimizi sağlar” dedi;

Çiçek püskürtür, karadiken çalılığında,

Atarlar ceketlerini, gelirler yeşil bir yatağa.

Bataklıktır suyun olduğu yer: aşağıda;

Yakıcı ısırgan otlarının tepesi: çaprazında;

Şeref meselesi, sessiz otlayan davar, sonra;

Yaprak-hayaleti beyaz hava, beyaz bulut: yukarıda.

Bütün öğle sonrasında şu aşıklar uzandı

Güneş sıcaktan solgunluğa dönünceye dek,

Şirin rüzgâr nağme değiştirip, kötülük esinceye dek:

Kadının körpecik ayak bileğine battı zalim ısırgan otları.

Hüzünlü, en çok da canı sıkkın, ten ki duyarlı

Kabul etmeli böylesi korkunç bir yarayı,

Erkek tepinerek yere çalar sapları

Ki bu da incitir sevgili kadını.

Şimdi gider erkek doğru yolundan

Ve, şerefle, ayrılır oradan;

Ağıyla-sarmalanmış, ayakta dururken kadın,

Bekler sönmesini keskin acının.

(1956)

Sylvia Plath (1932-1963, ABD)

Çeviren: İsmail Haydar Aksoy



__________________
"Ama gerçek, aziz dostum, can sıkıcıdır."

Mislina isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
3 Üyemiz Mislina'in Mesajına Teşekkür Etti.