Tekil Mesaj gösterimi
Eski 04.05.14, 21:01   #1
ReaL
Deniz Sevengillerden

ReaL - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: Jan 2009
Konular: 2603
Mesajlar: 30,049
Ettiği Teşekkür: 161588
Aldığı Teşekkür: 177626
Rep Derecesi : ReaL şöhret ötesinde bir itibarı vardırReaL şöhret ötesinde bir itibarı vardırReaL şöhret ötesinde bir itibarı vardırReaL şöhret ötesinde bir itibarı vardırReaL şöhret ötesinde bir itibarı vardırReaL şöhret ötesinde bir itibarı vardırReaL şöhret ötesinde bir itibarı vardırReaL şöhret ötesinde bir itibarı vardırReaL şöhret ötesinde bir itibarı vardırReaL şöhret ötesinde bir itibarı vardırReaL şöhret ötesinde bir itibarı vardır
Ruh Halim: Arastirmaci
Standart M.Kemal Paşa, "Ben Askerim.." Dedi, ".. Savaşın Ne Olduğunu....

Atatürk, Tarsus’da (18 Mart 1923)



M.Kemal Paşa'nın sözünü hiç kesmeden dinlediği Bekir Sami Kunduk, açıklamasının sonuna gelmişti. "Paşa Hazretleri." dedi, arz ettiğim sebeplerle bütün sorumluluğu üzerime alarak, anlaşmaları, arkadaşlara haber vermeden, ben yaptım ve imzaladım. Hiçbiri, memleketin yüksek çıkarlarına aykırı değildir. Fransızlarla yaptığım anlaşma yüzünden Meclis'te ağır eleştiriler yapıldığını öğrendim ve çok üzüldüm. Aleyhte konuşan arkadaşların duygusal davrandıklarını sanıyorum. Yaptığım anlaşmaları Meclis'te savunmaya ve yararlı olduklarını ispat etmeye hazırım. Çünkü üçü de uygar memleketlerle yeniden ilişki kurmamızı amaçlıyor."

İstasyona gümbürtüyle giren bir tren, Bekir Sami Bey'in konuşmasını ikiye böldü. Bekir Sami Bey, bakışlarını halının karışık desenlerinde dolaştırarak konuşmasını tamamladı: "Girişimde bulunmadan önce çok düşündüm, Paşam. Bu savaşı sürdürürsek, bir gün mutlaka bir felakete uğrayacağız. Çok feci durumlara düşeceğiz. Esir ve zelil olacağız. Bunun için bir an önce barış yapmak zorundayız. Bu sözleşmelerle barış yolunu açtığımı sanıyorum. Eğer reddedilirse, hepimiz, tarih ve millet önünde sorumlu oluruz!"

Atatürk, Kütahya Tren İstasyonu'nda kendisine
verilen dilekçeyi incelerken (24 Ocak 1933)




Sustu.
"Bitti mi?"
"Evet efendim."
"Sizi sükûnetle dinledim."
"Teşekkür ederim."
"Şimdi de siz beni sükûnetle dinleyeceksiniz."
"Emredersiniz."
M. Kemal Paşa sigarasını bastıra bastıra söndürdü:

"Bu dava benim kişisel davam değil. Geçen yıl, Meclis'in açılışından önce, hatırlarsınız, siz yakın arkadaşlarımı toplamış, 'Milli Mücadele'yi engellemek isteyenler, benim maceracı olduğumu iddia ediyorlar; bu kutsal davaya zarar vermemek için görevimi bir arkadaşa devretmek, bir kenara çekilerek unutulmak istiyorum' demiştim.
Doğru mu Bekir Sami Beyefendi?"

"Evet efendim."
"Ama sizler itiraz ettiniz, isyan ettiniz, görevde kalmam için ısrar ettiniz. Doğru mu
beyefendi?"
"Evet Paşam."
"Ben de bunun üzerine göreve devam ettim. Bin zorlukla Meclis'i toplamayı başardık. Meclis büyüklüğüne yakışır bir azimle davaya sahip çıktı ve uygar dünyadan çok basit bir şey istedi:
Hür ve bağımsız yaşamak.
Doğru mu?"
"Doğru."

M. Kemal Paşa, "Ben askerim.." dedi, "..savaşın ne olduğunu hepinizden iyi bilirim. Zorunlu değilse savaş cinayettir. Ben de elbette barıştan yanayım. Çünkü yüzlerce yıllık yaralarımızı ancak barışta sarabiliriz. Ama galip devletler, hür ve bağımsız yaşama hakkımızı kabul etmiyorlar. Kabul edeceklerini gösteren en ufak bir belirti de yok."



Çanakkale Savaşında Mehmetçikler




Ayağa kalktı, sesi iyice acılaşmıştı:

"Geliniz!"

Hızla pencereye yürüdü, perdeyi yırtar gibi açtı: "Lütfen bakınız! Bu tren, az önce Eskişehir'den geldi, vatanına kan borcunu ödeyen gazileri getirdi.."

Bekir Sami Bey pencereden dışarı göz attı. Acemi askerler, kaba tahta sedyelerde yatan ağır yaralıları, hiç konuşmadan, yük vagonlarından alıp Cebeci Hastanesi'ne götürmek için istasyon önünde bekleyen araba ve kağnılara taşıyorlardı.

"..Biraz sonra da, şimdi yaralı arkadaşlarını taşıyan şu gencecik askerleri alıp cepheyegötürecek. Bu insafsız ve vahşi savaşı, kendi vatanında garip dolaşan bu mazlum millet mibaşlattı beyefendi?"

Bekir Sami Bey, "Hayır efendim" diye mırıldandı.

"..Üzerine kinle, entrikayla, ateşle gelen dış düşmanlara ve içerideki hainlere ve gafillere karşı, namusunu ve vatanını savunmaktan başka ne yapıyor? Biz bu zavallı milletin maddi ve manevi haklarını, sırf lütuflarını kazanmak için yabancılara nasıl bağışlayabiliriz? Asıl o zaman tarih ve millet önünde sorumlu olmaz mıyız? Kendimizi kurtarmak için geleceklerini satarsak, bu insanlar, ilerde hepimizi lanetle anmazlar mı?"

Bekir Sami Bey pencereden istasyona bakıyordu hâlâ. Bir asker, kucağında küçük bir çocukla vagondan aşağı atladı. Çocuğu yerde bekleyen askerin kollarına bıraktı, bir başka yaralıyı getirmek için tekrar vagona girdi. Bekir Sami Bey, birden gözlerinin dolmasına engel olamadı. Çocuk sandığı şeyin, iki bacağı da kökünden kesilmiş genç bir subay olduğunu fark etmişti.


"..İmzaladığınız anlaşmaları, Misak-ı Milli'ye aykırı oldukları için reddetmesi tavsiyesiyle hükümete götüreceğim. Kişisel dostluğumuz elbette sürecektir. Ama hükümette arkadaşlık etmemize artık imkân kalmadığını sizin de teslim edeceğinizi sanıyorum."

Bekir Sami Bey, M. Kemal Paşa'nın eleştirmekle yetinerek, genel eğilime boyun eğeceğini ümit etmekteydi. Bu keskin tepki karşısında çıplak kalmış gibi titredi. Lloyd George ile Mart günü yaptığı özel görüşmenin tutanağını göstermekten caydı. Çünkü o gün Llyod George'a Moskova'da ki Türk Kurulu İngiliz emperyalizmine direnebilmek için işbirliği teklif etmiş ve İngiliz Başbakanı'nın takdirini kazanmıştı. Lloyd George'un bu görüşmeyi gizli tutacağını sanıyordu.

Lloyd George




Oysa İngiliz Başbaka'nı bu teklifi, Türk-Sovyet yakınlaşmasını bozmak için el altından ve hiç vakit kaybetmeden Sovyetlere duyurmuştu bile.

Kaynak; Şu Çılgın Türkler-Turgut Özakman
__________________



Tüm katılımcı arkadaşların okumasını rica ediyorum... Lütfen Tıklayınız..
* * *
ReaL isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
5 Üyemiz ReaL'in Mesajına Teşekkür Etti.