Tekil Mesaj gösterimi
Eski 05.05.14, 10:27   #1
Deniz
Müdavim

Deniz - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: Sep 2013
Konular: 389
Mesajlar: 3,914
Ettiği Teşekkür: 14441
Aldığı Teşekkür: 15353
Rep Derecesi : Deniz parlak bir geleceği varDeniz parlak bir geleceği varDeniz parlak bir geleceği varDeniz parlak bir geleceği varDeniz parlak bir geleceği varDeniz parlak bir geleceği varDeniz parlak bir geleceği varDeniz parlak bir geleceği varDeniz parlak bir geleceği varDeniz parlak bir geleceği varDeniz parlak bir geleceği var
Ruh Halim: none
Standart Arap Coğrafyası'nda Darbe ve Kaos Yılı




Yaşlı dünyamız güneşin etrafında bir dönüşünü daha tamamlarken, Arap coğrafyasında yaşanan bazı temel gelişmeleri hatırlatalım istedik. Çünkü 2013’te yaşanan gelişmeler, etkisini bir sonraki yılda güçlü bir şekilde hissettirecek.

Önemli gelişmelerin yaşandığı bazı Arap ülkelerine tek tek değineceğiz. Ancak bu süreç içerisinde bölge için ortak bazı saptamalar yapılabilir.

Bunlardan ilki, başta Suriye üzerinde gözlemleyebildiğimiz uluslararası ve bölgesel aktörlerin Arap coğrafyasındaki çatışmasının artarak devam ettiğidir. Karşı karşıya gelen güçler zaman zaman mevzi kazansa da birbirlerine üstünlük sağlayamadı. İşte bu nedenle gireceğimiz yıl, “bilek güreşi”nin devam ettiği bir yıl olacak.

Şüphesiz her ülkenin kendi iç dinamiklerinde mezhepsel siyasetin bir karşılığı olsa da, şu tespit abartılı olmaz; bu “bilek güreşi” Irak’ta, Suriye’de, Lübnan’da mezhepsel ayrımların körüklenmesine ve yer yer çatışmaya dönüşmesine neden oldu. Başta Türkiye olmak üzere, Suudi Arabistan, İran gibi bölgede nüfuz sahibi olmak isteyen devletler, ülkelerin her türlü kırılgan yapısını değerlendirdiler.

Bu politikalar sonucu cihatçı örgütler güç kazandı. El Kaide Tunus’tan, Mısır’a, Türkiye’ye, Suriye’ye, Irak’a, Yemen’e kadar özellikle kalabalık kitleleri hedefleyen eylemleriyle coğrafyada kendini gösterdi.

Cihatçıların güç kazanmaları bu ortamda Ortadoğu’nun Hıristiyan dinine mensup kadim halklarını Beyrut’ta “Doğu Hıristiyanları” başlığıyla bir konferansta topladı. Mısırdaki Kıptilerden, Suriye’deki Süryanilere, Lübnan’daki Arap Hıristiyanlara kadar katılımcılar, kendileri için gittikçe tehlikeli hale gelen bölgede nasıl bir tutum takınacaklarını tartıştı. Hatırlanacağı gibi Suriye’de Hıristiyan yerleşim yerleri cihatçıların yağmasına maruz kalırken Mısır’da da Kıptilerin kiliseleri yakılmıştı.

Suriye’de beklenen rejim değişikliğinin gerçekleşmemesi, İran’ın imzaladığı nükleer anlaşma, İhvan’ın iktidardan indirilmesi gibi gelişmeler bölgede kâğıtların yeniden karılmasına yol açtı.

Belki yapılacak diğer bir ortak saptama, Tunus’u bir tarafa bırakırsak bu kadar büyük çatışmaların yaşandığı bölgede emperyalistlerin ve bölgedeki uzantılarının planlarını bozacak bir fikirsel ya da fiili hareketin bulunmaması veya çok cılız olması. Umarız yeni yıl coğrafyada öncelikle kanın durduğu ve halkların kendilerini çevreleyen kuşatmadan kurtulduğu bir yıl olur.


MISIR- DARBE İLE İHVAN ARASINDA



Mısır’daki darbe ve sonrasında yaşanan gelişmeler Arap coğrafyasının en kritik gelişmelerinden biri oldu. Mısır’da, Mursi’nin gitmesi için önce milyonlarca imza toplandı. Sonrasında 30 Haziran’da halk sokağa döküldü. Yaşanan gelişmeler karşısında ordu, Mursi’yi bir darbeyle iktidardan indirdi.

Darbeden sonra Mısır’da olaylar durulmadı. Mursi’nin geri göreve getirilmesini talep eden gösteriler gerçekleşti. Bu gösteriler sırasında hayatını kaybedenlerin sayısıyla ilgili yönetim 800 civarında bir rakam açıklarken, Müslüman Kardeşler bu rakamın 6 bin dolaylarında olduğunu iddia ediyor.

Rabia’tül Adeviye ve Nahda meydanlarına düzenlenen operasyonla beraber başta Sina yarımadası olmak üzere, ülkede çok fazla şiddet olayları yaşanmaya başladı. Bu olayları el Kaide ve onun türevi üstlenirken son olarak Mansura’da güvenlik güçlerini hedef alan patlamada14 polis hayatını kaybetti. Son saldırıdan sonra Müslüman Kardeşler “terör örgütü” ilan edildi.



SURİYE- KRİZ DEVAM EDİYOR


Üçüncü yılına giren Suriye krizi bölgeyi etkileyen en önemli faktör olmaya devam etti. Suriye’deki her gelişme, başta bölge ülkeleri olmak üzere dünyada yankı buldu. Normal koşullarda sözde dünya ekonomisinin tartışıldığı bir platform olan G20 zirvesine bile Suriye krizi damgasını vurdu. Irak, Afganistan ve en son Libya müdahale örnekleri ortada dururken, kimyasal silah kullanma gerekçesiyle yapılması planlanan askeri müdahaleden sağlanan anlaşmayla son anda vazgeçildi.

Suriye krizinin çözümü, yeni yıla 22 ocakta Cenevre’de yapılacak konferansa ötelendi. Fakat konferans gerçekleşse bile Suriye muhalefetinin sahada savaşan kesimlerinin büyük bir kısmının katılmayacak olması, çözüm noktasında bir işlevinin olup olmayacağının sorgulanmasına yol açıyor. Kaldı ki katılan tarafların konferanstan beklentileri tamamen farklı. Suriye rejimi konferansa, “terörizmi bitirmek” amacıyla katılacağını açıklarken, Suriye Ulusal Koalisyonu Başkanı Ahmed Carba krizin çözülmesi için “geçiş hükümetinin oluşturulması” amacıyla konferansta bulunacaklarını ifade ediyor. Bu durum Suriye’nin 2014’te de gündemin ön sıralarında olacağının bir göstergesi.



SUUDİ ARABİSTAN- DARBECİLERİN VE CİHATÇILARIN FİNANSÖRÜ


Bir körfez ülkesi olan Suudi Arabistan kendi içindeki gelişmelerden çok, bölge aktörü olma çabaları nedeniyle Arap coğrafyasında oynadığı rolle gündeme geldi. Suriye’de savaşan cihatçılara sağladığı yardımlarla sık sık adı anıldı. 43 cihatçı grubu birleştiren yaklaşık 25 bin savaşçıya sahip olduğu tahmin edilen İslam ordusu, bizzat istihbarat şefi Bandar bin Sultan ile ilişki içinde olan Zehran Alluş tarafından kuruldu. Alluş, daha sonra içinde kurucusu olduğu İslam ordusu da olan 7 büyük İslamcı grubun bir araya gelmesiyle oluşan İslam Cephesinin askeri komutanı oldu. İslam Cephesi, adını Reyhanlı sınır kapısının Suriye tarafı olan Bab Al Hava’yı ele geçirmesiyle duyurdu.

Birkaç hafta önce Suudi Arabistan yine ABD’den alacağı silahlarla gündeme geldi. ABD Savunma Bakanlığı Pentagon, 15 bin adet anti-zırh füze sisteminin, Suudi Arabistan’a satılmasına onay verdi. Alınan füzelerin 1 milyar dolardan fazla ettiği ve bunların Suriye’de savaşan muhalif gruplara verileceği iddia edilmişti.

Bir başka önemle not da şuydu; Suudi Arabistan kralı Abdullah, Mısır’da darbe sonucu iktidara gelen yönetimi ve genelkurmay başkanı Sisi’yi ilk kutlayan kişi oldu.



TÜRKİYE-MODEL ÜLKEDEN GÜVENİLMEZ ÜLKEYE

Türkiye, geçmiş yıllardan farklı olarak Arap coğrafyasında gündemden düşmeyen bir ülke oldu. Gündem olduğu ilk konu Suriye ve Irak’ta ülkelerin iç işlerine karışan mezhepsel dış politikasıydı. Halk hareketlerinin başladığı 2011 yılında “model ülke” olarak tanımlanırken iki yıl içinde emperyal hayalleri olan “yeni Osmanlıcı” ülke konumuna geldi. Bu çerçevede Mısır’da yaşanan krizde Mısır büyükelçisi “kovulan tek büyükelçi” unvanını aldı. Irak Kürt bölgesiyle yaptığı gizli petrol anlaşması nedeniyle de “güvenilmez bir komşu” olarak nitelendirildi. Türkiye’nin içerde yaşadığı gelişmeler de Arap basınında manşetlerde yer buldu. Bunlardan ikisi Gezi süreci ve hâla devam etmekte olan yolsuzluk operasyonu.



İRAN- SEÇİMLE GELEN RAHATLAMA

Bölgenin en önemli aktörlerinden İran’da gerçekleşen genel seçimlerde Hasan Ruhani’nin seçilmesi bölgede gerginliği yumuşatan bir gelişme olarak değerlendirildi. İran’la 5+1 devletleri arasında gerçekleşen nükleer anlaşma İran’ın üzerindeki baskıları azalttı. İsrail ve Suudi Arabistan hariç bütün ülkeler anlaşmayı olumlu olarak değerlendirdi.



IRAK- 250 BİN KAYIP VERDİ

Bombalı araç ve intihar patlamalarının sıradanlaştığı ülkede, 2013 yılı boyunca ortalama her ay bin kişi öldü. Binlerce kişi yaralandı. Birleşmiş Milletler, 2004’ten bu yana meydana gelen şiddet olaylarında çeyrek milyon Iraklının öldüğünü açıkladı. Ülke patlamalardan o kadar bunaldı ki patlamaları engellemek için “şehirlerin etrafına hendek kazmak” gibi aklın alamayacağı yöntemlere başvurulmaya başlandı.



FİLİSTİN- ‘ELF MABRUK’


Geçen yılın sonlarında Filistin, Birleşmiş Milletlerde “gözlemci devlet” olarak kabul edilmişti. Arap kamuoyunda bu, “elf mabruk; binlerce kez mübarek olsun” nidaları ile alkışlanmıştı. Ancak aradan geçen bir yılı aşkın süre Filistin sorununun büyüdüğünü gösterdi. “Gözlemci Devlet” statüsünün de işgal altındaki topraklarda fiili olarak hiçbir şeyi değiştirmediği ortaya çıktı. Suriye krizinin başlamasıyla Hamas, İran ve Suriye ekseninden çıkarak geleneksel Arap ligine dahil olmuş, bu gelişme sevinçle karşılanmıştı. Ancak özellikle Mısır’da sırtını dayadığı Müslüman Kardeşlerin darbeyle devrilmesinden sonra Gazze’nin en güçlü örgütü Hamas’ın hareket alanı daraldı ve İran ile ilişkilerini yeniden geliştirmenin yollarını aramaya başladı.



LÜBNAN- SURİYE KRİZİNİN KURBANI

Siyasi, sosyal ve kültürel yapısıyla küçük bir Ortadoğu portresi çizen Lübnan, 2013’ü de 2012 gibi Suriye krizinin gölgesinde geçirdi. Bunun başlıca nedeni Lübnan’daki güçlerin Suriye krizinde doğrudan taraf olması. Suriye’deki krize paralel olarak Lübnan’daki bölünmenin bir tarafında muhalifleri destekleyen Müstakbel Partisinin Başkanı Said Hariri’nin liderlik ettiği 14 Mart Hareketi, diğer tarafında ise Suriye rejimini destekleyen ve liderliğini Hizbullah’ın genel sekreteri Hasan Nasrallah’ın yaptığı 8 Mart Hareketi var. Ortadoğu’daki güç savaşının baş merkezlerinden olan Beyrut, 2013’te de patlamalara ve intihar eylemlerine sahne oldu. Kasım ayında İran büyükelçiliğinin bir intihar saldırısıyla hedef alınması, ülkedeki ‘’bölgesel savaş tehlikesini’’ bir kez daha gözler önüne serdi. Ancak 2013’te en önemli olaylardan biri de Necip Mikati hükümetinin istifasıydı. Mikati, yeni seçim kanunu konusunda ortaklarıyla anlaşmazlığa düştüğünü belirterek, ani bir kararla hükümetin istifa ettiğini açıkladı. Cumhurbaşkanı Süleyman, hükümeti kurma görevini Temam Selam’a verdi. Ancak Mart ayında istifa eden Mikati hükümetinin yerine halen yeni kabine oluşturulamadı.



KATAR- ETKİSİ AZALAN AKTÖR

2013 yılı, bölgede aktör olmaya çalışan Katar’ın etkisinin azaldığı bir yıl oldu. Mısır’da desteklediği Müslüman Kardeşlerin iktidardan düşürülmesi bu noktada belirleyici bir rol oynadı. Katar’ın yaklaşık 8 milyar dolar finansal destek sağladığı Mursi yönetiminin devrilmesi bölgedeki gücünü zayıflattı. Başta Suudi Arabistan olmak üzere Körfez ülkeleri Katar’ın tersine darbeyi desteklemişti. Katar’ın Emiri Hamad bin Halife Al-i Sani’nin, görevini bölgesel etkisinin azaldığı bir dönemde Veliaht Prens Şeyh Temim bin Hamad Al-i Sani’ye devretmesi bu yılın dikkat çeken gelişmelerinden biri oldu.



BAHREYN- MUHALİFLERİNE CEZA YAĞDIRAN ÜLKE

Körfezin küçük ülkelerinden Bahreyn, 2013 yılı boyunca özgürlük ve demokrasi isteyen eylemler ve hükümetin protestoculara verdiği cezalarla anıldı. Suçlamalar ise bildik; vatan hainliği. Bahreyn mahkemeleri 4 Şii’yi ömür boyu hapse, diğer 6 Şii’yi de 15 yıl hapis cezasına mahkûm etti. Mahkeme, sanıkları, Bahreyn’e saldırı düzenlemek üzere İran bağlantılı “terör hücresi” oluşturmak suçundan mahkûm etti.

Başka bir davada ise Ceza mahkemesi aralarında Diraz köyü bombalamasıyla itham edilen 37 kişiye 5 ila 15 yıl arasında ceza verdi.

Muhalifler mahkûmiyet kararlarını “muhalifleri cezalandırmak ve katilleri beraat ettirmek” olarak yorumladı.



ÜRDÜN- MÜLTECİLERİN EV SAHİBİ



Ortadoğu’nun bu küçük ülkesi sınır komşusu olduğu Suriye’deki krizden en çok etkilenen ülkelerden biri oldu. Krizin başından itibaren bir göç dalgasına maruz kalan Ürdün, nüfusuna göre en çok mülteci alan ülke unvanını kazandı. 2013 yılında Suriyeli mültecilerin barındığı Zateri mülteci kampı, artık şehir olarak anılmaya başlandı. Kampta kalan mülteci sayısı 100 bini geçti. Ürdün genelinde mülteci sayısı 600 bini buldu. Ürdün kralı Abdullah, Suriyeli mülteci akınının Ürdün kaynaklarını tükettiğini söyleyerek sorun ile başa çıkmak için uluslararası yardım çağrısında bulundu.



TUNUS- SİYASİ SUİKASTLAR ÜLKESİ


Tunus’ta 2013’e muhalif siyasi liderlerin suikastlarla öldürülmesi damga vurdu. Şubat ayında Halk Cephesi sözcüsü Şükrü Belaid’in öldürülmesinden sonra Muhammed İbrahimi de aynı kaderi paylaştı. Suikastlar üzerine kitlesel protestolar ve genel grevler gerçekleşti. Uzun süre iktidarda kalma ısrarını sürdüren İhvan’ın Tunus kolu Ennahda hükümeti istifa etmek zorunda kaldı. Uzun süren bir siyasi krizden sonra teknokratlar hükümeti kuruldu.



LİBYA- MİLİSLERİN VE KAOSUN ÜLKESİ

Muammer Kaddafi’nin devrilmesi ve linç edilerek öldürülmesinden sonra Libya’yı en iyi “milislerin ve kaosun ülkesi” olarak tanımlayabiliriz. Seçim yapılmasına ve bir hükümet seçilmesine rağmen, ülkede hemen hiçbir temel hizmet verilemez durumda. Ülke, milislerin denetiminde bölgelere bölünmüş durumda. Milisler o kadar güçlü hükümet o kadar zayıf ki, bir milis grubu, seçilen başbakan Ali Zeydan’ı kaçırılabiliyor. Libya’da 2013’e damgasını vuran diğer bir gelişme ise belki de durumu da özetleyen Misrata’da milislerin kendilerine karşı gösteri yapan halka ateş açmasıdır. Olayda 48 kişi ölmüştü.


GÜNEY SUDAN- KABİLE SAVAŞLARI YENİDEN BAŞLADI

Güney Sudan, iki büyük kabile arasındaki çatışmalara sahne oldu. Çatışmalar Cumhurbaşkanı Salva Kiir’e bağlı askerler ile Riek Machar’a bağlı askerler arasında başladı. Kiir Dinka, Machar ise Nuer kabilesinden. Son gelen haberler çatışmalarda binlerce kişinin öldüğü yönünde. İç savaş endişesi sürüyor.


Ali Karataş-Yusuf Ertaş

Evrensel.net
__________________
Bağımsızlıktan yoksun bir ulus,Uygar insanlık karşısında uşak olmaktan kurtulamaz.


MUSTAFA KEMAL ATATÜRK
Deniz isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
6 Üyemiz Deniz'in Mesajına Teşekkür Etti.