Tekil Mesaj gösterimi
Eski 08.05.14, 17:55   #3
Mislina
Süper Üye
Mislina - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: May 2012
Konular: 458
Mesajlar: 2,989
Ettiği Teşekkür: 4166
Aldığı Teşekkür: 9717
Rep Derecesi : Mislina gerçekten güzelMislina gerçekten güzelMislina gerçekten güzelMislina gerçekten güzelMislina gerçekten güzelMislina gerçekten güzelMislina gerçekten güzelMislina gerçekten güzelMislina gerçekten güzelMislina gerçekten güzelMislina gerçekten güzel
Ruh Halim: none
Standart Cevap: Theo'ya Mektuplar | Vincent Van Gogh




Etten, 12 Kasım 1881


Ama aşk çok güçlü olduğu içindir ki, biz gençken (yani 17, 18, 20 yaşlarında) dümenimizi iyi kullanabilecek kadar güçlü olamayız çoğu zaman.

Bak bence tutkular gemimizin yelkenleridir.

Yirmi yaşında olan biri duygusuna büsbütün kaptırır kendini, yelkenlerini fazla şişirir, gemisi su alır ve - batar - ya da çıkar.


Oysa direğine ihtiras yelkenini serip de hayat denizinde kazasız belâsız, batıp çıkmadan ilerleyen adam gider … gider de bakar ki sonunda olmayacak durumlarla karşılaşır, o zaman da: yelkenim bana yetmedi demek zorunda kalır, “daha bir metre kare yelken edinmek için varımı yoğumu verirdim,” der. Ama bulamaz aradığını ve umutsuzluk içindedir.

İşte o zaman başka bir güçten de faydalanabileceği aklına gelir; o güne dek hor gördüğü, sintinede saklı kalan başka bir yelkeni kullanmak aklına gelir. O yelken kurtarır onu.

«Aşk» yelkeni onu kurtaracaktır, ama onu açmazsa, varamayacaktır ereğe.






Beach and Boats, 1882



La Haye, 7 Ocak 1882


Biliyorsun ki sulu boya yapmakta direniyorum, elim alışır da başarırsam, satabileceğim yaptığımı.

Ama emin ol, Theo, ilk kez Mauve'un evine gidip de ona mürekepli kalemle yaptığım deseni gösterince ve Mauve bana: füzen ve tebeşirle, fırça ve estompla çalışmayı denemelisiniz, deyince - bu yeni araçlarla çalışmak korkunç zor oldu benim için.

"Sabırlı olayım" dedim işime yaramadı, derken cesaretim kırıldı ve füzenimi ayak altına alıp çiğneyecek kadar sabırsızlandım.

Bir süre sonra tebeşir ve füzenle, sonra da fırçayla yapılmış bazı desenler gönderdim sana, ve gene bir sürü desenle Mauve'a gittim; bu desenleri birçok bakımdan eleştirdi haklı olarak, sen de eleştirdin bunları, ama ben bir adım ileri gitmiştim.

Şimdi gene öyle bir durumdayım: umut ve umutsuzluk, sabır ve sabırsızlık, sevinç ve üzüntü içinde çırpınıyorum. Bu savaşı kazanmalıyım, kazanırsam sulu boya hakkında daha sağlam bir görüşüm olacak.



Tarihsiz, 1882

Altı ay öğle yemeği yemeyip para biriktirmek, zaman zaman Tersteeg'den 10 florin alıp da bir sürü lâf işitmekten daha iyi.
«Masraflı olmasın diye modelle çalışmamalıymış» söylediği lâfa bak! Ressamlar acaba ne der bu söze, hele insan arayıp da sonunda pahalı olmayan modeller bulursa?
Modelsiz çalışmak bir figür ressamı için, hele başlangıçta kâbusun ta kendisidir.

Haşiye: Theo, inanılır şey değil!

Tarihsiz


Senden mektup geldiğini, gelip almamı haber verdiler bu bir! İkincisi, C.M. bana on iki küçük desen ısmarladı: mürekkep kalemiyle çizilmiş La Haye manzaraları, kimi hazır bile (Paddemoes - Geest - Vleersteg manzaraları hazırdı ), tanesi 2,50 florinden, bu fiyatı ben koydum, o da dedi ki "beğenirse, daha on iki tane ısmarlayacakmış" ve benim koyduğumdan daha üstün fiyat koyacakmış.

Üçüncüsü, Mauve'a rasladım, büyük tablosundan kurtulmuş, sevinç içinde, bana yakında geleceğine söz verdi. Demek ki: “İyi, iyi gidiyor, iyi gidecek!”

Bir haber daha: bana dokunan, çok dokunan bir olay: modele bugün gelmemesini söylemiştim, ama nedenini söylememiştim - derken kadıncağız çıkageldi, ben de itiraz edecektim ki:

«Evet, ama poz vermek için gelmedim, yemeğiniz var mı diye bakmaya geldim» demez mi!

Bir tabak fasulye ile patates getirmiş. Hayatta yaşanmaya değer şeyler var doğrusu.

Sensier'nin Millet üstüne yazdıklarında bazı sözler bana çok dokundu, dinle bak Millet ne demiş:
«Sanat bir savaştır - can vermeyi göze almalı.»

«Eşek gibi çalışmak gerek: Güçsüz bir eser vermektense, hiçbir eser vermemek daha iyi.»


Millet'nin bu sözünü yalnız dün okudum, ama daha önce de aynı şeyi duymuştum, onun içindir ki kimi zaman incecik bir fırçayla değil de, sert bir marangoz kalemiyle ya da mürekkepli kalemle resim çizmek istiyor canım.


«Dikkat! Tersteeg! Dikkat! Düpedüz haksızsın.»



Tarihsiz


Resim mesleği de, tıpkı demircilik ya da hekimlik gibi, insana yaşamak için yeterince para kazanmak olanağını sağlayan bir meslektir.

Bir sanatçı gelirinden yaşayan bir adam değildir herhalde, tam tersine, ve dediğim gibi bir benzetme yapacaksak, ressam daha çok demirciye ya da hekime benzetilebilir. Şimdi hatırlıyorum ki bu konuda mektup yazmıştın bir zamanlar bana, ressam olmamı istemiştin, bunu çok yersiz bulmuş, lâfını etmeni bile istememiştim.

Cassange «Desen Alfabesine Kılavuz» adlı kitabından perspektif üstüne edindiğim bilgiler bu konudaki kararsızlığıma son verdi...

Bu kitabı okuduktan bir hafta sonra ufak bir mutfak enteriörü çizdim, ocak, iskemle, masa ve pencere hepsi yerli yerinde ve ayaklarının üstündeydi, oysa eskiden bir desende görülen derinliği ve doğru dürüst perspektifi bir büyü ya da bir tesadüf eseri sayardım. Bir nesneyi olduğu gibi çizdin mi, daha bin bir nesneyi çizmeye can atarsın.

Ama bu bir tek koyuna köprüyü geçirtmek, asıl güçlük orada!

Günün birinde benim iyi desen çizdiğimi ama resim yapmayı bilmediğimi söylemeğe başlarlarsa, belki de hiç beklenmedik bir anda bir resim çıkartırım ortaya. Ama bunu yapmam gerekir de başka bir şey yapmama yasaklanmış gibi bir hal takındıkça onlar, hiçbir şey yapmayacağımdan eminim.

Resim üstüne düşünmenin iki yolu vardır: how to do it, nasıl yapmamalı ve nasıl yapmalı, nasıl çok desen ve az renkle yapmalı ve nasıl çok renk ve az desenle yapmamalı.





Beach with People Walking and Boats, 1882




Tarihsiz


Mauve'un pişman olmasını isterdim.

Kuşkulanıyorlar bir şeyden - bir kuşku havası esiyor - arkamda bir şeyler sezinliyorlar. Vincent günışığına çıkaramadığı bir şey saklıyor.

Peki, baylar, ne olduğunu söyleyeyim de, siz ki biçimlere ve uygarlığa düşkünsünüz, ve gerçeğin gerçeği olmak şartıyla düşkün olmakta haklısınız, siz söyleyin: bir kadını terk etmek mi yoksa terk edilmiş bir kadına acımak mı daha uygarca, daha insanca, daha erkekçedir?

Bu kış gebe bir kadına rastladım, karnında çocuğunu taşıdığı adam bırakmıştı onu.

Kış günü sokaklarda sürünen, ekmeğini kazanmak için bilinen yollara düşen bir kadın.

Bu kadını model olarak yanıma aldım ve bütün kış çalıştım onunla.

Bir modelin aldığı tam ücreti ödeyemedim ona, gene de poz verdiği saatleri ödedim ve böylece onu da çocuğunu da Allahın yardımıyla açlıktan ve soğuktan kurtardım, kendi ekmeğimi paylaştım onunla. Bu kadına ilk rastladığımda, hasta haline çarpılmıştım.

Ona banyolar yaptırdım, kuvvet ilâçları içirdim elimden geldiği kadar, sağlığı düzeldi.

Leyde'de gebe kadınlara bakan, onları doğurtan bir enstitü var, oraya götürdüm onu. (Rahatsız oluşu şaşılacak bir şey değilmiş, çünkü çocuğun duruşu kötüymüş, onu ameliyat ettiler, forsepslerle çocuğu çevirmek zorunda kaldılar. Ama kurtulur herhalde. Haziran ayında doğum yapması gerekir.)

Bana öyle gelir ki, beş paralık değeri olan bir adam böyle bir olayla karşılaşınca benim yaptığımı yapardı.

Bu yaptığımı öyle basit öyle tabii buldum ki, onu kendime saklayabilirim sandım. Poz vermek ona güç geliyordu, ama zamanla öğrendi, ben de iyi bir model bulduğum için geliştirebildim çizgilerimi. Bu kadın şimdi bana evcilleşmiş bir güvercin gibi bağlıdır, bana gelince, bir kez evlenebileceğime göre, onunla evlenmekten daha iyi bir iş yapamam, çünkü ona yardım etmenin tek yolu budur, yoksa yoksulluk onu gene uçuruma giden yola düşürecektir. Onun parası yok, ama çalışmamla benim para kazanmama yardım ediyor.

Mesleğim ve çalışmam için sevinç ve umutla doluyum, bir ara resmi ve akvareli bıraktımsa, Mauve'un ayrılmasından duyduğum üzüntü yüzündendi; sözünü geri alırsa, güvenle başlayabilirim yeni baştan. Şimdilik bir fırça bile göremiyorum, sinirleniyorum.

Söz söylemeden beni anlarlar sandım. Yüreğime girmiş olan başka bir kadını düşünmedim değil, oysa bu kadın kış günü sokaklara düşmüştü, hasta, gebe ve açtı… başka türlü davranamadım.

Mauve, Theo, Tersteeg, siz ekmeğimi elinizde tutuyorsunuz, beni aç mı bırakacaksınız, sırtınızı mı çevireceksiniz?

Benim söyleyeceğim bu kadar, sizin söyleyeceğinizi bekliyorum.






Bench with Four Persons, 1882



Nisan 1882

Bende şimdi gelişmekte olan bu gücü hiçbir şeyin, hastalık değilse, hiçbir şeyin yok edemeyeceği bilincidir ki, evet bu bilince vardığım içindir ki geleceğe güvenle bakabiliyor ve bugün de birçok sıkıntılara göğüs gerebiliyorum.
Ne müthiş bir şey bir nesneye bakıp onu güzel bulmak, sonra da üstünde düşünmek, onu kavrayıp akımda tutmak ve kendi kendine demek ki: bu nesneyi çizmeye koyulacağım ve onu resimde canlandırıncaya kadar çalışacağım.
Ama bu demek değildir ki her çizdiğimi daha iyi çizmek gereksinmesini duymadan beğeniyorum. Nerde daha iyi yapabilmenin çaresi bugün elden geldiği kadar iyi yapmaktır, bu yoldan gidildi mi yarının gelişmesi kendiliğinden olur.
İlişikte bulacağın desen (*) daha karanlık bir ifadesi olan büyük bir etüdün krokisidir. Bir şiir var, Tom Hood'un sanırım, orada zengin bir kadının sözü geçer, kadın bir elbise satın almak için zayıf, solgun, veremden bitkin terzi kızlarının çalıştığı bir atölyeye gider, dönüşte de zenginliğinden vicdan azabı duyup uykusu kaçar.
Kısacası karanlık gecede sıkıntıyla kıvranan beyaz ve ince bir figürdür bu.
Mauve benim söylediğim: «Ben bir sanatçıyım» sözüne içerlemiş. Bu sözü geri alacak değilim, çünkü sanatçı demek «hep arayan ve yetkini hiçbir zaman bulamayan» insan demektir.
Bu söz: «ben biliyorum, buldum artık» düşüncesinin tam tersidir.
Benim bildiğim bu cümlenin anlamı şudur: «Arıyorum, var gücümle peşine düştüm, bütün gönlümü koydum bu işe.»
Kulaklarım var, bilirim, Theo; bana "Pis bir huyun var» derlerse, ne yapmalıyım?"
Ben sırtımı çevirip gittim tek başıma, yüreğim kan ağlıyordu, Mauve bana bu sözü söyleyebildi diye.
Ne düşünceyle söylediğini açıklamasını isteyeceğim, ama özür dileyecek de değilim.
Amma - amması var - evet, amması var ...


( * ) Sözü geçen desen “The Great Lady” adlı desendir. "Sorrow» kadar ünlü olan bu desen o sıralarda Vincent’in eşi olan Christine'i model alarak çizilmiştir.. Bundan sonraki mektuplarda Van Gogh bu kadından Sien adıyla söz eder.




Tarihsiz

Gün geçtikçe, yavaş yavaş onunla benim aramda başka bir şey doğdu: Birbirimize kesin bir gereksinme, öyle ki o ile ben ayrılamıyorduk artık birbirimizden, gitgide daha çok giriyorduk birbirimizin hayatına, o anda işte aşk doğdu.

Sien ile benim aramda olan gerçektir, bir düş değil, gerçeğin ta kendisidir.

Düşüncelerimin, çalışmanın belli bir noktaya saplanmasını, belli bir yönden gitmesini çok hayırlı buluyorum.

K'ya belki de daha tutkundum, belki K. kimi bakımdan daha güzeldi Sien'den, ama Sien'e olan aşkım daha az içten mi, değil, hiç değil, çünkü içinde yaşadığımız koşullar çok ağırdır ve önemli olan bir şeyler yapmak, durmadan yaşamaktır, bu ilk tanıştığımız günden beri böyleydi.

Sonucunu göreceksin: bana geldiğin zaman, beni artık bezgin ya da üzgün bulmayacaksın, hoşuna gidebileceğini sandığım, hiç değilse yadırgamayacağın bir çevreye girmiş olacaksın. Genç bir atölye, daha genç olan bir çift, tam bir canlılık içinde.

Gizli ya da sırlı bir atölye değil, bir atölye ki hayatın tam içine salmıştır köklerini. İçinde bir beşik bir de çocuk iskemlesi bulunan bir atölye. Göreceksin, hiçbir durgunluk yok, her şey çalışmaya yönelik, kışkırtır, zorlar burada insanı.

Biri gelip de para işlerinden anlamadığımı söylerse, ona nasıl yerleştiğimi gösteririm. Elimden geleni yaptım, kardeşim, sen de, gelen bir başkası da, görebilir ki her şeyi pratik bir biçimde düzenlemeye çalışıyorum ve kimi zaman da başarıyorum. Evet, nasıl olması gerekiyorsa öyle.

How to do it.

Tarihsiz

Bugün birkaç fırça boyayla çocuk beşiği üstüne bir etüt yaptım.

Ayrıca, sana geçenlerde gönderdiğim çayır deseni gibi bir desene de çalışıyorum.

Ellerim esmerliğini yitirdi, zevkime göre fazla beyaz oldu, ama ne yaparsın?

Gene kırlara çıkacağım, dokunsa da vız gelir. Yeter ki çalışmaya ara vermeyeyim. Sanat kıskançtır, hastalık ona üstün gelsin istemez. Ben de onun zevkine uyacağım.

Yakında benden aklı başında birkaç mektup alabileceğini umuyorum.

Benim gibi insanlar hasta olmamalıydı.

Sanattan ne anladığımı kavramalı: gerçeğe varmak için uzun zaman ve çok çalışmak gerek. Varmak istediğim ereğe çok zor varılır, yine de varılmaz bir erek değildir sanıyorum.


Bazı kimseleri çarpacak desenler yapmak istiyorum. Sorrowufak bir başlangıçtır, ve belki de Laan van Meerdervoort, Rijswijk çayırları, kuruyan pisi balıkları da ufak bir başlangıçtır. Ama doğrudan doğruya ciğerimden çıkmış bir şey var bu resimlerde.

İster figür, ister peyzaj olsun, resimde hüzün duygusu gibi bir şeyi değil de, derin bir acıyı dile getirmek istiyorum.

Kısacası, öyle bir aşamaya varmak istiyorum ki, eserimi gören: bu adam derinden duyuyor, bu adamın ince bir duyuşu var, desin. Sözüm ona kabalığıma karşın, anlıyor musun, ya da asıl onun yüzünden.

Çoğu insanların gözünde neyim ben - değersizin biri ya da tuhaf, aykırı, hoşa gitmeyen bir adam - toplumda kendine bir yer bulamamış, yer bulamayacak bir yaratık, yani hiçten de daha aşağı bir şey.

Haydi, diyelim ki bu böyledir, ben de inadına böyle değersiz, böyle aykırı bir adamın gönlünde ender bulunduğunu göstermek istiyorum eserimle.

Bu özenişim kinden çok «her şeye karşın» sevgi üstüne kuruludur, tutkudan çok bir huzur duygusuna dayanır. Çoğu zaman yoksulluk içinde isem de, içimde yine de bir uyum, rahat ve duru bir müzik vardır. En fakir evceğizde, en sefil köşecikte resimler, nakışlar görürüm. Ve gönlüm, dayanılmaz bir itişle o yöne doğru akar.

Başka şeyler gitgide ayrılıyor benden ve onlar benden uzaklaştıkça, bakışım her şeyin resim yönünü görmekte hızlanıyor.

Sanat dirençli bir çalışmayı gerektirir, her şeye karşın çalışmayı ve her zaman sürekli bir gözlemi.

Dirençli derken durmayan bir çalışmayı anlıyorum, ama onun bunun söylediğine kulak asmadan kendi görüşüne bağlılığı da anlıyorum.

Umarım ki, birkaç yıl sonra, giderek şimdiden bile, benim elimden çıkan eserleri görecek ve bana yaptığın bunca fedakârlığın karşılığında yavaş yavaş bir az memnunluk duyacaksın, kardeşim.

Son zamanlarda ressamlarla pek görüşmedim. Eksikliğini de duymadım. Ressamların söylediğine değil de, doğanın söylediğine kulak vermeli daha çok.
Mauve geçen yıl bana şöyle demişti: «Dupre'den söz açmasanıza bana, bir hendeğin kenarından ya da öyle bir şeyden dem vurun daha iyi.»

Bu sözlerle ne demek istediğini şimdi daha iyi anlıyorum. Kesin, ama doğru bir düşünce bu. Nesnelerin kendilerini, yani gerçeği duymak resimleri duyup anlamaktan daha önemli herhalde daha verimli, daha can verici.

Hayata ve hayatın özü olan sanata karşı öyle engin, öyle geniş bir duygum var ki, bazı kimselerin alabildiğine özendiğini görünce kasılıyorum, sahte buluyorum bu özentilerini. Bana kalırsa, ben modern resimlerin bir çoğunda eskilerde olmayan özel bir çekicilik görüyorum.

Sanatın en yüce, en soylu bir örneği bugün de gene İngiliz sanatıdır benim gözümde. Millais'dir, Herkomer'dir, Holl'dur. Eski sanatla modern sanat arasında bir ayrım var derken de, modern sanatçılar belki de daha büyük düşünce adamlarıdır demek istiyorum.

Büyük bir duygu ayrımı vardır örneğin Millais'nin Chill Octoher'i ile Ruysdael'in Overven çayırları arasında. Aynı şey Holl'un İrlanda göçmenleriyle Rembrandt'ın İncil okuyan kadınları arasında da görülür.

Rembrandt ile Ruysdael yücedir, onların sanatı çağdaşları kadar bizi de etkiler, ama modern sanatçının bize daha içten, daha kişisel bir seslenişi vardır.

Aynı şeyi Swain'in tahta gravürleriyle eski Alman ustalarının gravürleri için söyleyebiliriz.

Demek ki bundan birkaç yıl önce modernlerin eskilere benzeme çılgınlığına tutulmaları yanlış bir yoldu.

Bak Millet babanın şu sözü ne kadar doğru: «İnsanların olduklarından başka görünmek istemelerini saçma buluyorum.»

Bu söz basit gibi görünür, oysa aslında dipsiz okyanus kadar derindir ve bana kalırsa, bu gibi sözleri kulağımıza küpe etmekte fayda vardır.







Bent Figure of a Woman Sien, 1882



Tarihsiz


Doğada siyah üstüne hep aynı fikirdeyiz, anladığım kadarınca, Salt kara aslında yoktur.

Beyaz gibi siyah da her renkte vardır ve grinin perde (ton) ve kuvvet ayrıntılarıyla meydana gelen sonsuz çeşitlemelerde vardır. Demek oluyor ki doğada gördüğümüz renkler aslında perde ve şiddet (yeğinlik) ayrıntılarından başka bir şey değildir.

Ana renkler yalnız üçtür: kırmızı, sarı, mavi; turuncu, yeşil ve mor «katışık» perdelerdir.

Bunlara siyah ve biraz da beyaz katıldı mı, grinin sonsuz çeşitlemeleri meydana gelir: kırmızı-gri, sarı-gri, mavi-gri, yeşil-gri, turuncu-gri, mor-gri.

Yeşil-gri'yi alalım: kaç çeşit yeşil-gri olduğunu sayamaz insan, çünkü bu renk sonsuzca çeşitlenir.


Ne var ki bütün bu renklerin karışımı basit ana renklerden daha çapraşık değildir. Ve bunu iyice kavramak yetmiş ayrı rengi incelemekten daha elverişlidir, çünkü üç ana rengi siyah ve beyazla karıştırınca yetmişten fazla ayrı ton ve yeğinlik elde edilebilir.

Renk ustası, doğada bir renk gördü mü onu iyice çözümleyebilen ve örneğin şöyle diyebilen adamdır: bu yeşil-gri siyahla sarı karışımıdır, içinde hemen de hiç mavi yoktur vb.

Bir de doğada bulunan grileri palet üstünde meydana getirebilen adamdır.
Ama dışarda not almak ya da küçük bir krold yapmak için, çevre çizgisini kuvvetle duymak kaçınılmaz bir şarttır, onu sonradan tamamlamak kadar önemli.

O hantal ihtiyar söğüdü bir daha yapmaya giriştim ve sanırım ki en güzel akvarellerimin biri oldu. Karanlık bir peyzaj, su mercimekleriyle örtülü bir batağın kıyısında bu ölü ağaç, uzakta Ren demiryolu hatlarının kavşağında bulunan bir barınak, dumandan kapkara olmuş binalar, daha ötede yeşil çayırlar, kömür taşımına yarayan bir yol ve bulutların birbirini kovaladığı gri bir gök, çevresinde pırıltılı bir tek ufak beyaz çerçeve, bulutların biraz yırtıldığı yerlerde de dipsiz bir mavilik.

İş gömleği ve elindeki kırmızı bayracığıyla geçit bekçisi etrafa bakıp da: Bu gün hava ne kadar kasvetli, diye düşündüğü zaman ne görüyor, ne duyuyorsa zannımca, onu dile getirmek istedim.

Doğa duygusu ve sevgisi ergeç dile gelir sanatla ilgilenenlerde. Ressamın ödevi doğaya büsbütün dalmak, olanca aklını kullanıp, olanca duygusunu eserine koymaktır ki, başkalarınca anlaşılır hale gelsin eseri. Satış için çalışmaksa, asıl iyi yol değildir bence, sanat sevenlere boş vermektir.


__________________
"Ama gerçek, aziz dostum, can sıkıcıdır."

Mislina isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
5 Üyemiz Mislina'in Mesajına Teşekkür Etti.