Tekil Mesaj gösterimi
Eski 19.05.14, 11:52   #1
Canan
Çiçekci kız

Canan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: Mar 2011
Konular: 5434
Mesajlar: 24,480
Ettiği Teşekkür: 97429
Aldığı Teşekkür: 135844
Rep Derecesi : Canan şöhret ötesinde bir itibarı vardırCanan şöhret ötesinde bir itibarı vardırCanan şöhret ötesinde bir itibarı vardırCanan şöhret ötesinde bir itibarı vardırCanan şöhret ötesinde bir itibarı vardırCanan şöhret ötesinde bir itibarı vardırCanan şöhret ötesinde bir itibarı vardırCanan şöhret ötesinde bir itibarı vardırCanan şöhret ötesinde bir itibarı vardırCanan şöhret ötesinde bir itibarı vardırCanan şöhret ötesinde bir itibarı vardır
Ruh Halim: none
Standart Yüz Karası ve Kömür Karası | Hulki Cevizoğlu


“Yüz karası değil kömür karası” diyordu Orhan Veli.

Ama artık bu çağda kömür karası birilerinin yüz karası oluyor! Ayıbı oluyor! Utancı oluyor!

*

İki gün önce (13 Mayıs 2014, Salı) Manisa’nın Soma İlçesi’nde büyük bir maden faciası yaşandı.

Buna “katliam”, “rezalet” ve “aymazlık” da denebilir.

Bu satırları yazarken “resmi” ölü sayısı 238 idi. Soma’da büyük protestoya uğrayan Başbakan, yeraltında 120 kişinin daha kaldığını söyledi. Bunların büyük bölümünden umut kesildi. Yani, şu anda yaklaşık 350 madencimizin öldüğünü düşünebiliriz.

Aslında ilk (ve de resmi) açıklamalara göre, olay anında yeraltında 787 işçi vardı. Başbakana göre 120 kişi mahsur, 238 kişi ölü, geriye 429 kişi kalıyor.

Ekranlarda 429 kişinin sağ çıkarıldığını görmedik, böyle bir resmi açıklama da yapılmadı. Peki, nerede bu 429 kişi?

Onların da bir kısmı yeraltında can mı verdi? Erdoğan, ifade ettiği “120” rakamını işverenden aldığını söyledi. Orada da mı yalan var?

Eğer öyleyse, tıpkı 19 Ağustos depremindeki gibi, acılar azalırken günler sonra, ölü sayısı 500’ler civarında mı denecek?

*

BİZ “MİLLİ YASIMIZI” TUTARIZ, “MİLLİ REZALETİN” HESABINI KİM VERECEK?

Vaktiyle, TBMM’deki uyarıları bile siyaset uğruna dikkate almayan AKP Hükümeti ve Tayyip Erdoğan, şimdi “3 günlük milli yas” ilan etti!

Tamam, biz milli yasımızı tutarız ama “milli rezaletin” hesabını kim verecek?

Özel madendeki denetimler, eksikler vb. için soruşturma yapmak isteyen savcılar, müfettişler –rüşvet ve yolsuzluk operasyonunda olduğu gibi- sürgün mü edilecek?

Hatası olan bürokratlar, mühendisler ve varsa işbirlikçi politikacılardan hesap sorulabilecek mi? Bugüne kadar kimden hesap soruldu ki, diyebilirsiniz. Haklısınız.

Bakınız, dün TV canlı yayınında bir vatandaşımız “Madende çalışan 15 yaşındaki yeğenimi arıyorum” diyordu. Çıkarılan cenazeler içinde 18 yaşından küçüklerin olduğu ileri sürülüyor.

“15 yaşındaki çocuğun gösteride ne işi vardı” diye höykürenler, AKP’ye yakın olduğu söylenen maden sahibine “15 yaşındaki çocuğun madende ne işi vardı” diye sorabilecek mi?

Bu nedenle, tarafsız bir heyetin, madende ölen ve kurtulan tüm işçilerin adları ve yaşlarını tespit edip, kamuoyuna açıklaması gerekir.

*

BU OLAYDA MI İSTİFA İÇİN YETERLİ DEĞİL?

Yakın zamanda Güney Kore’de bir feribot kazası oldu, çok sayıda insan öldü. Ülkenin başbakanı duyarlı ve sorumlu davranarak istifa etti.

Bizde ise, büyük rüşvet ve yolsuzluk operasyonu oluyor, başbakan 4 bakanını istifa ettiriyor ama kendisi istifa etmiyor; “yerel seçimi kazandım, o halde aklandım” kurnazlığına yatıyor.

Soma’da yüzlerce madenci katliam gibi kazada ölüyor, başbakan yine istifa etmiyor.

Bu da mı istifa için yeterli değil? Bir politikacı hangi durumda istifa eder?

Sonra da diyor ki, “Ben diktatör değilim!”

Ve, bırakın istifayı cumhurbaşkanı olmaya çalışıyor!

Peki, Cumhurbaşkanı Gül nerede?

Kendisini en son, Danıştay töreninde öfke patlaması yaşayan Erdoğan’ın arkasına takılarak salondan çıkarken görmüştük!

*

Erdoğan, dün Soma’daki basın toplantısında bolca dine sarıldı, Allah dedi, hatmi şerifler dedi, salâlar dedi, Rabbim dedi, iş kazası dedi, dünyadan “200 yıl öncesinden” örnekler verdi!

Şimdi ben de dinden örnekler vereceğim, anlayana tabii.

Neredeyse tam tamına 4 yıl önce (17 Mayıs 2010’da) bir maden faciası daha olmuştu. Zonguldak Karadon maden ocağında tedbirsizlik yüzünden 30 madencimiz ölmüş, cesetlerine günler sonra ulaşılmıştı.

Erdoğan o zaman da “kader!” demişti.

Ben de kendisine Mehmet Akif Ersoy’un “Kadermiş öyle mi?” sözleriyle cevap vermiştim.

Yine hatırlatıyorum, çok ağır olur diye iki sözcüğü gönüllü olarak sansürleyerek:

”Kadermiş” öyle mi? Haşa, bu söz değil doğru

Be…‘nı istedin, Allah da verdi… Doğrusu bu.

“Çalış” dedikçe şeriat, çalışmadın, durdun,

Onun hesabına birçok HURAFE UYDURDUN

Sonunda bir de “TEVEKKÜL” sokuşturup araya,

Zavallı DİNİ ÇEVİRDİN onunla MASKARAYA

Bırak çalışmayı, emret oturduğun yerden,

Yorulma, öyle ya, Mevla Ecir-İ Hâsır iken

Yazıp sabahleyin evden çıkarken işlerini

Birer birer oku tekmil edince defterini

Bütün O İŞLERİ RABBİM GÖRÜR, VAZİFESİDİR!..

Yükün hafifledi… Sen şimdi doğru kahveye gir

Başın sıkıştı mı, kâfi senin o nazlı sesin:

“Yetiş” de, kendisi gelsin, ya hızır’ı göndersin (…)

Demek ki: her şeyin Allah… Yanaşman, ırgadın o:

Çoluk çocuk ona ait: lalan, bacın, dadın o (…)

Ya sen nesin?

MÜTEVEKKİL! Yutulmaz artık bu Biraz da saygı gerektir…

Ne saygısızlık bu

HÜDA’YI kendine kul yaptı,

KENDİ OLDU HÜDA

……. da “TEVEKKÜL” diyor bu cür’et, ha?..

Hulki Cevizoğlu



__________________


Canan Şu Anda Forumda.   Alıntı ile Cevapla