Tekil Mesaj gösterimi
Eski 25.05.14, 22:13   #2
Dilaver
Moderator

Dilaver - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: Oct 2012
Konular: 413
Mesajlar: 3,681
Ettiği Teşekkür: 18755
Aldığı Teşekkür: 20033
Rep Derecesi : Dilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardır
Ruh Halim: Uykucu
Standart Cevap: Safevi Devleti


Çaldıran Savaşı (23 Ağustos 1514)

Yavuz Sultan Selim, Şahkulu isyanının sorumlularını cezalandırmak ve Osmanlı Devleti için büyük bir tehdit unsuru haline gelen Şah İsmail’e bertaraf etmek için çıktığı İran Seferini beş ay gibi uzun bir sürede tamamlayarak Çaldıran Savaşı’nın yaşandığı Çaldıran Ovası'na ulaştı (23 Ağustos 1514).


Bir safevi minyatüründe çaldıran savaşı tasviri.


Yavuz Sultan Selim, uzun süren seferi sırasında Şah İsmail ile mektuplaşmış, bu yazışmalar hem meydan okuma, hem tehdit hem tenkit içermekteydi.

Bu yazışmaların en dikkat çeken detayı ise Yavuz Sultan Selim’in İran/Fars topraklarında hüküm süren Şah İsmail’e yazdığı mektuplarda Farsça, İran/Fars Hükümdarı Şah İsmail’in ise Türkçe kullanmış olmasıydı. Zira Fars edebiyatının hâkim olduğu Osmanlı Sarayına kıyasla Fars Topraklarına hükmeden Şah İsmail ve Safevi Devleti'nde Türklük ve Türk Kültürü ön plandaydı.


Yavuz Sultan Selim, sefere başlarken gönderdiği ilk mektupta Şah İsmail’in “İslamiyet’e aykırı hareketlerini tenkit etmiş, yaptığı mezalimlerden bahsederek katlinin vacip olduğunu ifade ederek kılıcından evvel İslamiyet’i kabul etmesi lazım geldiğini” yazmıştı. Şah ismail ise harbe hazır olduğunu ifade ederek “Er isen meydana gelesin, bizde intizardan kurtuluruz” diyerek cevap vermiştir.

Sefer süresince elçiler aracılığıyla yapılan karşılıklı yazışmalar bir süre kesilip Şah İsmail’in cevabı gecikince Yavuz Sultan Selim, Şah İsmail’e bir mektup daha göndererek “Davete icabet edip uzun yollar geçerek memleketine geldik. Fakat sen meydanda yoksun. Padişahların hâkimiyetindeki memleket onların nikâhlı karısı gibidir. Yiğit olan ona başkasının elini dokundurmaz. Hâlbuki bunca gündür memleketinde yürüyorum hala senden haber yok. Bundan sonra görünmezsen erkeklik sana haramdır. Miğfer yerine yaşmak, zırh yerine çarşaf giyip serdarlık ve şahlıktan vazgeçesin” diyerek mektupla beraber hırka, şal ve çarşaf göndermiştir.

Şah İsmail, Osmanlı Ordusunu çetin yollarda yorup savaş meydanına öyle çıkartmaya niyetlenmişti. Beklediği gibide oldu. Osmanlı Ordusu, aylarca süren sefer yolunda büyük zorluklar yaşamış, Yeni Çeriler huzursuzlanmış hatta Osmanlı Padişahı Yavuz Sultan Selim’in çadırına ok atacak kadar fütursuzlaşmışlardı. Şah İsmail nihayet savaş meydanına indi ve Çaldıran Ovasında Osmanlı ordusunu karşılamak üzere hazırlandı.

Osmanlı Ordusu, Çaldıran Ovasına ova sırtından indi. Osmanlı Ordusunun merkezinde Yavuz Sultan Selim ve Kapıkulu Askerleri bulunuyordu. Sağ cenahta Anadolu Beylerbeyi Hadım Sinan Paşa, sol cenahta ise Rumeli Beylerbeyi Hasan Paşa bulunuyordu. Ordunun en önünde ise Azap askerleri konuşlanmıştı. Şah İsmail’in ordusu ise sağ cenahta en büyük kumandanları olan Durmuş Han Şamlu ve Nur Ali, sol cenahta Diyarbakır Beylerbeyi Ustacluoğlu Mehmet Han bulunuyor, Şah İsmail ve muhafızları ordunun en gerisinde ihtiyatta duruyorlardı. İki tarafın kuvvetleri de sayıca eşit durumdaydılar. Osmanlı ve Safevi ordularının takribi güçleri 80-100 Bin kişiydi. Bu denk güçlerin galibiyeti ancak savaş stratejileri ve askerlerin yetenekleri ile belirlenebilirdi.

Osmanlı ordusunun en muntazam birliği Yeni Çerilerdi. Buna karşın Safevi Ordusunun yarısından fazlası mükemmel niteliklerdeki süvarilerden oluşuyordu. Üstelik 2500 km’lik yolu kat eden yorgun Osmanlı Ordusuna karşın hızlı süvarilerden oluşan Safevi Ordusu stratejik olarak daha avantajlı durumdaydı. Şah İsmail’in savaş stratejisi Osmanlı Ordusunun yorgun düşmesi ve Süvarilerin taarruzlarına karşı koyamayacak duruma gelmesi üzerine planlanmıştı. Osmanlı Ordusu ise gönüllü genç Azap askerlerinin hızlı hareket ederek düşmanın savaş düzenini bozarak Yeni Çerilerin üstün savaş yetenekleriyle düşmanı bertaraf etmesi üzerine kurgulanmıştı.

Çaldıran Savaşı fevkalade bir şiddetle başladı. Safevi Ordusunun Sağ cenahı Osmanlı Ordusunun sol cenahını bozguna uğrattı. Topların zamanında ateşlenememesi ve Azap askerlerinin topların vurduğu yollardan içeri girememesi nedeniyle Safevilerin sağ cenahı Osmanlı ordusunun sol kanadına üstün geldi. Beylerbeyi Hasan Paşa ölünce Osmanlı Ordusunun sol kanadına düzensizlikler baş göstermeye başlamıştı. Sol cenahın zafiyetini Hadım Sinan Paşa’nın yerinde hamleleri tamamladı. Zamanında ateşlenen hafif toplar ile Safevi Ordusunun sol cenaha büyük zayiatlar verdirdi ve Safevi Ordusunun sol cenah kumandanı Ustacoğlu Mehmet bu taarruzla öldürüldü. Her iki ordunun da sol cenahları ağır zayiatlar vermiş, kumandanları öldürülmüş, sağ cenahları ise muvaffak olarak üstün gelmişti.

Bu eşitlik Yeni Çerilerin başarılı tüfek atışlarıyla Osmanlının lehine döndü. Safevi Ordusunun muvaffak olan sağ cenahını isabetli tüfek atışlarıyla bozguna uğratan Yeni Çeriler Şah İsmail’i de kolundan yaralamışlardı. Yeni Çerilerin tüfek atışlarıyla bozguna uğrattıkları Safevi Ordusu, Şah İsmail’inde yaralanması hasebiyle geri çekilmeye başladı. Şah İsmail’in esir düşmesi söz konusu iken Şah gibi giyinen bir seyis ortaya atılarak Şah İsmail benim diyince esir alındı. Şah İsmail’de hem ordusunu hem de sefer hazinesini arkasında bırakarak Tebriz’e kaçtı.

İran, Maku, Çaldıran Ovası’ndaki Anıt


Yavuz Sultan Selim Çaldıran Savaşından hemen sonra Tebriz’e doğru ilerledi. Osmanlı Ordusunun Tebriz’e yaklaştığını haber alan Şah İsmail, Yavuz Sultan Selim’in gazabından kaçmak için İran içlerine kaçmak zorunda kaldı. Yavuz Sultan Selim, Tebriz’de 10 gün kadar kalarak burada yaşayan pek çok sanat erbabı, tüccar ve edebiyatçıyı İstanbul’a davet ederek seferini tamamladı ve İstanbul’a geri döndü.


Safevi Devletinin Zayıflaması (1514 – 1524)

Şah İsmail, Çaldıran yenilgisinden sonra Tebriz’e çekilmiş, Yavuz Sultan Selim’in Tebriz’e girmesi üzerine buradan kaçarak belli bir yere yerleşmeden İran’ın içlerinde muhtelif şehirlerde konaklamıştı. Yavuz Sultan Selim savaşı kazanmasına rağmen Tebriz’i almadan geri döndü. Osmanlı tehdidinin Tebriz ve İran coğrafyası üzerinden çekilmesi ile birlikte yeniden saltanat makamına geçti ancak Çaldıran hezimeti Şah İsmail’in ruhsal çöküntü içerisine girmesine sebep oldu.

Aynı zamanda Şair ve Edebiyatçı olan Şah İsmail, Çaldıran mağlubiyetinden sonra devlet işlerine ehemmiyet vermeyerek şiir ve edebiyat ile ilgilenmeye başladı. Devletin idaresini ise vezirlerine, valilere ve emirlere bıraktı. Esasen Safeviye tarikatının idaresinde olan Safevi Devleti, Şah İsmail’in pasif kalmasına rağmen yıkılmadı. Zira Saltanat Tarikatı olan Safeviye ailesi ve tarikata mensup Şii Türkmenler ile Bâtınilik hareketine katılan göçmen Anadolu Türkmenlerinin desteği ile ayakta durabiliyordu.

Safeviye tarikatı daha çok itikadi bir alt yapı ile idare ediliyordu. Şah İsmail döneminde Anadolu Türkmenlerine verilen destek ile devlet teşkilatlanmasında Türkmenlere öncelik vermekteydi. Şah İsmail’in devletin yönetimindeki inisiyatifinin zayıflaması üzerine Bâtıni Türkmenlerin Safevi Devleti içerisindeki tartışmasız üstünlüklerine gölge düşürdü. Bunun yanında dışlanan Göçmen Türkmenler, Bâtınilikten Aleviliğe doğru kaymaya başlamış, Safevi tarikatının himayesinde olmalarının tesiriyle kendilerini tümüyle Alevi olarak ifade eder hale gelmişlerdi. Oysa Safevi Devleti, Şah İsmail’in inisiyatifi kaybetmesi üzerine Türkmenlere verdiği öncelikten vazgeçerek Fars ve Araplara da devlet teşkilatlanması içerisinde vazifeler vermeye başlamışlardı.

Şah İsmail’in devlet idaresindeki münasebetlerinin zayıflaması ile birlikte inisiyatifi elinde bulunduran Safeviye tarikatının devlet idaresinde itikadi yönlerin ağır basması neticesinde vezirlik gibi Şahlıktan sonraki en önemli mertebeye peş peşe Fars kökenli devlet adamlarının atanmaları Türkmenlerin tepkilerine yol açtı. Esasında Çaldıran Savaşından önce de vezirlik görevinde Fars devlet adamları bulunuyordu. Ancak bu durum Çaldıran savaşı sonrasında daha da derinleşti ve devlet idaresinde Arap ve Fars kökenlilerin sayıları artmaya başladı. Türkmenler, önceleri bu durumu kabullenmediler ve büyük sorunlara yol açacak faaliyetler içerisine giriştiler. Tıpkı Osmanlı Devletine tabi olan Alevi Türkmenlerin Şahkulu isyanıyla devlete meydan okuduğu gibi bu kez Safevi Devleti'ne karşı isyan hareketi içerisine girişerek Fars kökenli vezirleri öldürdüler. On beş yıl boyunca devam eden bu isyanlar neticesinde 4 vezir doğrudan, 1 vezir ise dolaylı yollardan Türkmenler tarafından öldürüldü.

Şah İsmail, tüm bu olan bitene seyirci kalmaktaydı. Zira kendisi devlet işlerinden uzak duruyor, bu vazifeyi Safeviye tarikatının görüşleri doğrultusunda atanan Vezir, Emir ve Valilere bırakıyordu. Safeviye tarikatı ise etnik ayrılıkçılık güderek Şii akımının öncülüğünü yapan Fars ve Arap kökenli toplumlardan yetişen devlet adamlarına öncelik veriyordu. Osmanlı Devleti tarafından dışlanarak Safevi Devleti'ne biat eden Türkmenler bu kez Safevi Devleti tarafından ikinci sınıf muamelesi görüyordu.

Bâtıni Türkmenlerin Safevi Devletince dışlanmalarına karşı gösterdikleri tepki onlarca yıl boyunca devam etti. Ancak Safevi Devletinin Arap ve Farsları ön plana çıkartması devletin tebaası olan toplumlarında asimile olmasına yol açtı. Önceleri yalnızca Bâtıni olan Göçebe Türkmenler zamanla Şia mezhebinin itikatlarını benimseyerek Şii olmuş, sonrasında ise edebi ve kültürel yönden asimilasyona uğrayarak Farslaşmaya başlamışlardı. Bu dönemden sonra Türkmenler varlıklarını korumaya çalışmışlarsa da bir Türk Devleti olarak kurulmuş olan Safevi Devleti giderek Farslaşmaya ve Fars Devleti haline gelmeye başlamıştır.

Şah İsmail’in kudreti ile bir Türk Devleti olarak kurulmuş olan Safevi Devleti, Çaldıran mağlubiyetiyle birlikte zayıflamış, Devletin mühim mevkilerinin Farsların eline geçmesiyle giderek Farslaşmaya başlamıştı. Bu süreç Şah İsmail’in döneminde başladı ve ölümünden sonra da yükselerek devam etti. Şah İsmail, 1524 yılında Erdebil’de hastalanarak bir iç kanama sonucu çok genç yaşta (37) vefat etti. Şah İsmail’in ölümü üzerine yerine oğlu Tahmasp geçti.


Resim1 / Resim2
__________________

Tanrılar, erkeklerin ''balıkta'' geçirdiği zamanı ömründen saymaz. (Babil Atasözü)
Dilaver isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
10 Üyemiz Dilaver'in Mesajına Teşekkür Etti.