Tekil Mesaj gösterimi
Eski 25.05.14, 22:15   #3
Dilaver
Moderator

Dilaver - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: Oct 2012
Konular: 413
Mesajlar: 3,681
Ettiği Teşekkür: 18755
Aldığı Teşekkür: 20033
Rep Derecesi : Dilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardır
Ruh Halim: Uykucu
Standart Cevap: Safevi Devleti

1. Tahmasp Dönemi (1524 – 1576)


Şah Tahmasb

Şah İsmail döneminde kurulan ve güçlenen Safevi Devleti, Çaldıran Savaşı sonrasında zayıflamaya başlayınca sınır komşusu olan Osmanlı Devleti Safevi Devleti üzerinde baskıcı bir siyaset izlemeye başlamıştı. İran Coğrafyasını kontrol altında tutmak isteyen Osmanlı, Safevilerin iç işleriyle ilgili konularda dışarıdan müdahil oluyor, Vali ve bölgesel idarecilerin atanmalarında inisiyatif kullanabiliyorlardı. 1. Tahmasp, babasının ölümü üzerine tahta çıktığında henüz 10 yaşındaydı. Osmanlı Devletinin baskılarına maruz kalan Safevi Devlet teşkilatlanmasının bir gereği olarak saltanat makamındaki değişiminin Osmanlı Hükümdarlığına bildirilmesi gerekmekteydi. Tahmasp, bu kuralı çiğneyerek saltanata geçtiğini resmi yollarla Osmanlı Hükümdarlığına bildirmemişti.

Osmanlı Devleti’nin Safevi Devleti üzerinde kurduğu baskılar Şah İsmail döneminde kabul görmüş ve itaatkâr bir tutum izlenmeye başlanmıştı. Ancak Tahmasp, henüz on yaşında olmasına rağmen tahta geçtiğini Osmanlı Devletine bildirmeyerek ilk itaatsizliğini yapmış oldu. Devam eden yıllarda yaşı ilerleyip devlet idaresinde daha çok söz sahibi olmaya başlayınca Osmanlı Devletine karşı mücadeleci bir tavır takınmaya başladı.

Tahmasp, çok genç yaşta saltanat makamına geçtiği için devlet işleri daha çok vezirlerin ve emirlerin idaresinde idame ediliyordu. Tahmasp’ın devlet işlerinde tam anlamıyla söz sahibi olması 4 yıl kadar sonra mümkün olabildi (1528). Tahmasp, 14 yaşına bastığında artık hükümdarlık vazifesini üstlenmiş, tüm inisiyatifi eline almıştı. Bu tarihlerde Horasan bölgesinde uzun yıllardır devam eden Özbek mücadeleleri yeniden alevlenmekteydi. Safevi Devletinin 1511 yılında yıktığı Özbek Hanlığı’nın ardılları Horasan’daki otoritelerini yeniden kurabilmek için uzun yıllardır Safevi Devleti ile mücadele ediyorlardı. 1528 yılında giderek daha büyük bir tehdit halini alan Özbeklere karşı ordusunun başına geçen Tahmasp, Özbekleri mağlup ederek Horasan’daki otoritesini muhafaza etti.

Devletin idaresini eline almış olan Tahmasp, 1529 yılında Bağdat üzerine hareket etti. Zira Bağdat valisi Musullu Zülfikar Bey, hem kendisinin hem de Bağdat ahalisinin Sünni olması hasebiyle Osmanlı yanlısı bir siyaset izliyor, Bağdat’ı Osmanlı Devletine tabi kılmak için çaba sarf ediyordu. Bu durumdan haberdar olan Tahmasp, 1529’da Bağdat’a yürüyerek Bağdat valisi Zülfikar ile mücadeleye girişti ve bu mücadeleyi kazanıp Bağdat valiliğine Şii kökenli olan ve kendisine bağlı olan Valiler atayarak Bağdat’taki otoritesini sağlamlaştırdı. Tahmasp’ın sonraki hedefi Azerbaycan ve Doğu Anadolu bölgesiydi. Şah İsmail döneminde Safevi Devletine bağlı olan bu bölgeler artık Osmanlı Devleti’nin gölgesi altında varlığını devam ettirebiliyordu. Osmanlı Devleti yüzünü batıya dönmüş, Balkanlarda mücadele etmekteydi ve doğu sınırlarını ihmal etmekteydi. Bu durumdan istifade etmek isteyen Tahmasp, babası Şah İsmail döneminde olduğu gibi Alevi Türkmenleri yanına çekmeye, Sünni olan ve Safevi Devletinin hâkimiyetini kabul etmeyen Anadolu Beylikleri üzerinde baskı kurmaya başladı. Bu baskılar neticesinde Bitlis ve Van beylikleri zorla da olsa Safevi Devletine bağlandılar. Ancak bu zoraki bağlılık uzun sürmedi.

Osmanlı Padişahı Kanuni Sultan Süleyman, Safevi Devletinin giriştiği düşmanca faaliyetler üzerine Sadrazam İbrahim Paşa’yı (Pargalı İbrahim) vazifelendirerek Azerbaycan seferine gönderdi (1533).

Pargalı İbrahim Paşa


Tahmasp’ın zorla kendisine bağladığı Sünni beylikler üzerinde kurduğu baskılar nedeniyle halk Osmanlı Devletinin himayesini bekler duruma gelmişti. Sadrazam İbrahim Paşa, 1. Azerbaycan seferi olarak tarihe geçen bu seferde önce Bitlis’i sonra Van’ı aldı ve 3 yıl Tebriz’e doğru yola çıktı. Osmanlı ordusuna karşı koyamayan Tahmasp, Tebriz’i de savunamadı ve kısa süre içerisinde Tebriz’de Osmanlı Ordusu tarafından fethedildi. Sadrazam İbrahim Paşa’nın komutasındaki Osmanlı Ordusu Tebriz’e ulaştığında Kanuni Sultan Süleyman Han’da Tebriz’e doğru yola çıkmıştı. Tebriz’de birleşen Osmanlı Orduları buradan güneye inerek önce Musul sonra Bağdat’a girerek bu bölgeleri hâkimiyetleri altına aldılar.

Safevi Devleti en önemli şehirlerini bir bir kaybediyordu. Önce Van, sonra Bitlis, daha sonra ise en önemli kentler olan Tebriz ve Bağdat Osmanlı Devleti tarafından fethedilmişti. Bu mağlubiyetler Safevi Devletinin yıkılması anlamına geliyordu. Şah İsmail, kaybettiği topraklarda yeniden hüküm sürebilmek için önce Tebriz’e sonra Van’a girerek bu kentleri yeniden hâkimiyeti altına aldı (1534). Osmanlı Ordusu, Bağdat’a büyük önem veriyordu. Bu sebeple Bağdat’tan çıkmamışlardı. Ancak Tahmasp Tebriz ve Van’ı geri almayı başarmıştı. Bağdat’ta bulunan Osmanlı Ordusu Tebriz’e tekrar girmiş olsa da uzun zamandır burada olan Osmanlı Ordusu yorulmuş ve zayıflamıştı. Tebriz’i tekrar fethedemeyen Osmanlı Ordusu 1536’da İstanbul’a döndü ancak Tahmasp Bağdat’ı tekrar alamadı.

Safevi Devleti, Osmanlı seferleriyle zor durumda kalınca ülkenin doğu sınırlarındaki Özbek tehdidi yeniden ortaya çıktı. Özbeklerin tekrar Horasan’a girmesi üzerine Tahmasp Horasan seferine çıkarak 2 yıl süren bir mücadele sonucunda Özbekleri Horasan’dan çıkartmayı başardı (1538).

Tahmasp, Osmanlı Seferleriyle zayıflayan devletine güç kazandırmak için yeni fetih hareketlerine girişti. 1540’da Gürcistan üzerine yürüdü. Kafkaslardaki hâkimiyetini kuzeye doğru genişletmek isteyen Tahmasp, Gürcistan seferi ile hem hâkimiyetini pekiştirdi hem de elde ettiği ganimetlerle Devlet hazinesini zenginleştirdi. Gürcistan fethinden kısa süre sonra Tahmasp’ın kardeşi Elkas Mirza Tahmasp’a karşı mücadeleci bir tavır izlemeye başladı. Saltanat makamını ele geçirmek isteyen Elkas Mirza, Safevi Devleti içerisinde umduğu güce erişemeyince Osmanlı Devletinin himayesi ve desteğini almak amacıyla İstanbul’a gitti (1547). Osmanlı Devleti tarafından himaye edilen ve Safevi Devletine karşı kullanılan Elkas Mirza, emrine verilen Osmanlı Ordusu ile birlikte Van’a doğru yola çıkarak 29 Mart 1548’de Van’ı kuşatma altına aldı. Elkas Mirza’nın ardından yola çıkmış olan Ulama Paşa komutasındaki Osmanlı Ordusu Van’ı aldı, buradan da Tebriz’e doğru yola çıktı. Ulama Paşa’nın ordusunun ardından ise Kanuni Sultan Süleyman’ın komuta ettiği Osmanlı Ordusu ile birlikte Tebriz’e girdiler ve Tebriz kısa süre içerisinde düştü.

Van, Bitlis ve Tebriz’i kaybeden Tahmasp, 1534 seferlerinde olduğu gibi Osmanlı Ordusu’na karşı savunma yapmak yerine Kanuni Sultan Süleyman’ın İstanbul’a dönmesi üzerine karşı taarruza geçerek Anadolu içlerine doğru sefere girişerek Erzincan’a kadar ilerledi. Ancak bu seferin amacı fetih değil intikam ve yağmaydı. Tahmasp, yürüttüğü yağma ve talan faaliyetlerinden sonra Karabağ’a çekildi. Tahmasp’ın yağma faaliyetleri Erzincan’la sınırlı kalmadı. Karabağ üzerinden yaptığı taarruzlarla Osmanlı Beyliklerinin idaresinde olan bölgelerini de yağmalaması Kanuni Sultan Süleyman’ın şiddetle karşılık vermesine neden oldu. Nahcıvan seferine çıkan Osmanlı Ordusu, Safevi Devletine öldürücü darbeyi vurmak için yola çıkmış, Osmanlı Padişahı Kanuni Sultan Süleyman’da bizzat ordusunun başına geçmişti. Önce Musul’u sonra Kars’ı fetheden Kanuni, Nahçıvan’a doğru ilerliyordu. Tahmasp, Kanuni’nin bu kez kendisi ile savaşmadan geri dönmeyeceğini anlayınca mektuplaşarak barış istemek zorunda kaldı. Kanuni Sultan Süleyman, bu barış isteğini kabul edince Safevi Devleti ile Osmanlı Devleti arasında ilk kez imzalanan barış anlaşması ile seferi yarım bırakarak geri döndü (1555). İmzalanan barış anlaşmasıyla Bağdat ile birlikte Irak’ın büyük bölümü, Azerbaycan’ın batısı, Fırat ile Dicle nehirleri arasında kalan bölge ve Tebriz Osmanlı Devletine bırakıldı.

Safevi Devleti ile Osmanlı Devleti arasında ilk kez bir barış anlaşması imzalanmıştı. Ancak bu barış uzun sürmedi. Anadolu coğrafyası üzerindeki yayılma emelinden vazgeçmeyen, üstelik Tebriz’i de Osmanlılara bırakmak zorunda kalan Tahmasp, Şehzade Bayezid’in giriştiği isyan faaliyetine doğrudan destek vererek hasmane bir tutum izlemeye başlayınca doğu sınırlarında yeni bir cephe açmak istemeyen Kanuni Sultan Süleyman, barışın tahsisi için Kars’ı Safevi Devletine verdi. Ancak bu politik ilhak Osmanlı Devletinin içinde bulunduğu siyasi çalkantılar nedeniyle gerçekleşmeyerek tekrar Osmanlı tarafından geri alındı (1559).

Şah İsmail döneminde kurulan ve kısa sürede büyük bir devlet haline gelen Safevi Devleti, yine Şah İsmail döneminde zayıflamıştı. Bu süreç Şah İsmail’in oğlu Tahmasp döneminde de tekerrür etti. Tahmasp, devraldığı devleti kısa süre içerisinde güçlü bir devlet haline getirmiş, Osmanlı Devletinin boyunduruğundan kurtararak sınırlarını genişletmişti ancak Cihan Devleti Osmanlı’lara karşı üstün gelemeyeceğini anlaması ile mücadeleden vazgeçerek dostane bir tutum izlemeye başladı. Amasya anlaşması ile kurulan ve Şehzade Bayezid isyanıyla gölgede kalan barış ilişkileri, Kanuni Sultan Süleyman’ın ölümünden sonra (1566) gelişerek Osmanlı Devleti ile Safevi Devleti arasında dostane bir siyaset izlenmeye başlandı.

Tahmasp, 2. Selim ve 3. Murat dönemlerinde de Osmanlı Devleti ile mücadele etmekten kaçınarak dostane ilişkiler güttü. Zira Safevi Devleti eskisi kadar güçlü değildi. Üstelik Tebriz, Şam ve Van gibi en önemli Safevi Şehirleri artık Osmanlı hâkimiyeti altındaydı. Varlığını Doğu Azerbaycan, Kuzey İran ve Horasan hattında devam ettirmeye çalışan Tahmasp, kaçınılmaz olarak devletin küçülmesine engel olamayarak Osmanlı Devletinin gücünü kabullenmek zorunda kalmıştır.

Tahmasp, Kanuni Sultan Süleyman’ın ölümünden sonra iç karışıklıklar ile uğraşmak zorunda kalmış, Horasan bölgesindeki Özbek taarruzlarıyla uğraşmış ve devlet içerisindeki teşkilatlanmalarda Farsların ön plana çıkmasına engel olamamış, tüm bu menfi tezahürlere rağmen ülkesini ayakta tutmaya çabalamıştı. 1576 yılında öldüğünde ise Safevi Devleti saltanat mücadelelerine sahne olacak, zaten zayıflamış ve küçülmüş olan Safevi Devleti, cihan devleti olmaktan uzaklaşarak küçük ve tarihine nispeten zayıf bir devlet haline gelecektir.


2. İsmail Dönemi (1576 – 1577)



2.İsmail döneminden itibaren kullanılan Safevi Bayrağı

Tahmasp’ın ölümü üzerine yerine büyük oğlu Muhammed Hüdabende taht varisi durumundaydı. Ancak Hüdabende görme sorunları yaşıyordu ve yarı kördü. Bu nedenle yerine kardeşi İsmail geçti. İsmail, Osmanlılar ile mücadele döneminde büyük başarılara imza atmış, bu başarılarının mükâfatı olarak 1556 yılında Horasan’a vali olarak atanmıştı. İsmail, babasının sağlığında saltanat makamını ele geçirme niyetindeydi. Babasını öldürüp yerine geçmeyi düşünen ve bu düşüncesini güvendiği birkaç kişiyle paylaşan İsmail’in niyeti güvendiği kişiler tarafından Tahmasp’a ulaştırılınca Tahmasp, oğlu İsmail’i hapse atarak 20 yıl boyunca mahkûm etmişti. İsmail, Tahmasp’ın vefatı üzerine saltanat adayı olması hasebiyle hapisten çıkartıldı. Ancak kardeşi Haydar Mirza da kendisi gibi bir saltanat adayıydı ve saltanat makamına geçecek kişi Safeviye tarikatının önde gelenleri tarafından belirlenecekti.

İsmail, Türkmen bir anneden dünya ya gelmişti. Kardeşi Haydar Mirza’nın annesi ise bir Gürcü idi. Bu noktada ayrılığa düşen Safeviler henüz karar verememişlerdi. Bu süreçte taraftarları Haydar Mirza’yı bir merasimle tahta geçirmeye teşebbüs ettiler. Buna karşı çıkan İsmail taraftarları ile aralarında yaşanan mücadeleler neticesinde Haydar Mirza öldürüldü ve İsmail saltanat makamına geçebildi. Ancak İsmail, tahta geçtikten kısa bir süre sonra Sünni olduğunu açıkladı. Bu durum Safevi din önderleri ve Kızılbaş Alevi inancını benimseyen zümreler tarafından büyük tepkiyle karşılandı. Buna rağmen Saltanat makamının verdiği güçle kendisine karşı gelenleri bastıran İsmail, 24 Kasım 1577 yılında kız kardeşi Perihan Hanım’ın da yardımı ile zehirlenerek öldürüldü.


Muhammed Hüdabende Dönemi (1577 – 1587)

2. İsmail’in zehirlenerek öldürülmesi neticesinde Tahmasp’ın büyük oğlu Muhammed Hüdabende tahta geçirildi. Hüdabende döneminde Safevi Devleti içerisinde mühim sorunlar meydana gelmeye başladı. Saltanat mücadeleleriyle sarsılan devlet otoritesi, yarı kör olan Hüdabende’nin itibarına gölge düşürmüştü. Devlet içerisinde yaşayan Türkmenler ile Farslar arasında yaşanan mücadeleler de sorunların büyümesine neden oldu. Orduda meydana gelen Fars-Türkmen çatışmaları saraya kadar uzanmış, saltanat makamında bile kendisini göstermeye başlamıştı. Üstelik uzun yıllardır mücadele ettikleri ve Horasan’dan uzaklaştırdıkları Özbekler, Safevi Devletinin mukavemetinin zayıflaması ile önce Horasan’ı zapt ettiler, ardından ise İran içlerine kadar ilerleyerek kimi bölgelerde söz sahibi duruma geldiler.

Safevi Devletinin yaşadığı iç karışıklıklar Osmanlı Devleti ile girişilen müspet ilişkilere de gölge düşürdü. Zira Ruslarla mücadele eden Osmanlı Devleti, doğu sınırlarını genişletmeyi amaçlıyordu. Safevi Devletinin saltanat mücadeleleri içerisine girmesi ve zayıflaması Osmanlı’nın Azerbaycan ve Kafkaslar üzerindeki stratejilerini kolaylaştırmaktaydı. Bu durum Hüdabende’nin saltanatına gölge düşürüyordu ve yaşanan iç karışıklıklar Safevi sarayında bir takım siyasi komploların ve gizli faaliyetlerin yürütülmesi ile içinden çıkılamaz bir hale geliyordu.

Safevi Devleti, toplum nezdinde Türkmen-Fars mücadelelerine sahne oluyor, Saray nezdinde ise saltanat heveslilerinin siyasi oyunlarıyla kaynıyordu. Bu menfi tezahür neticesinde bir saray darbesi gerçekleşti ve Hüdabende tahttan indirildi (1587). Hüdabende’nin tahttan indirilmesi sonrasında saltanat makamı 14 ay kadar boş kaldı. Bu süre zarfında taraflar siyasi olarak birbirleri ile mücadele etmiş, nihayet Ekim 1588’de Muhammed Hüdabende’nin oğlu Abbas Safevi Devletinin Şah’ı ilan edilebilmişti.


1. Abbas Dönemi (1588 – 1629)



Şah Abbas'ın 1600'de Dominicus Custos tarafından bakır üzerine oyulmuş gravürü

1. Abbas, saray entrikaları sonucunda babası Muhammed Hüdabende’nin yerine saltanat makamına geçebilmişti. Şah Abbas, 42 yıllık uzun hâkimiyet döneminde Safevi Devletini içinde bulunduğu zor duruma rağmen ayakta tutabilmiş, elde ettiği başarılarla devletin yıkılmasına engel olmuştur.

Şah Abbas’ın ilk faaliyeti, Horasan’ı aşıp İran içlerine kadar ilerleyen Özbek tehdidini bertaraf etmeye çalışmak oldu. Kalabalık ve güçlü Özbek güçleri Safevi Devletine karşı mücadele ederken birlik olmuşlardı ancak Horasan’ı ele geçirdikten sonra kendi içlerinde yaşadıkları anlaşmazlıklar sebebiyle birlikte hareket edemiyorlardı. Buna rağmen kalabalık kitlelerle büyük bir güç olan Özbeklere karşı mücadele etmek için devletin batı hudutlarını güvence altına almak gerekiyordu. Şah Abbas, bu strateji doğrultusunda 1590 yılında Osmanlı Devleti ile bir anlaşma yaparak Doğu Azerbaycan ve Kafkaslardaki topraklarını Osmanlı Devletine terk etti. Safevi Devleti kuzey sınırlarını kaybetmişti ancak Osmanlı Devleti tarafından gelecek olası tehditlere karşı kendisini güvence altına almış oldu.

Şah Abbas’ın Özbeklerle mücadeleleri yeteri kadar başarılı olamadı. Zira Safevi ordusu, düzensiz ve yarı sivil bir orduydu. Büyük mücadeleler için düzenli bir ordu kurmak gerekiyordu. Abbas, hem düzenli bir ordu kurmaya çalıştı hem de Özbekler ile mücadele etmeye devam etti. Ancak Düzenli ordunun kurulması mevcut ordunun zayıflamasına yol açıyordu. Zira mevcut ordu düzeninde yağmadan pay alan aşiret askerleri, yerlerini Düzenli birliklere bırakmak istemiyorlardı. Üstelik Düzenli ordu, savaş olmadığında bile ciddi bir maliyet unsuru oluyor, bu maliyeti karşılamak için devlet hazinesi yetersiz kalıyordu. Şah Abbas’ın düzenli ordu kurma girişimleri 20 yıl sürdü. Nihayet düzenli ve güçlü bir orduya sahip hale gelen Abbas, 1598 yılında Horasan’a girerek Özbekleri büyük bir bozguna uğratıp Horasandan çıkartmayı başardı.

Horasan’ı Özbeklerden alan Şah Abbas için ikinci hedef Osmanlı Devletiydi. Özbeklerle mücadele etmek için Osmanlı Devletine terk ettiği Doğu Azerbaycan hattını geri almak üzere önce Osmanlılar ile yazışarak eski topraklarını geri istemiş, bu toprakları siyasi olarak geri almayı denemiştir. Ancak Osmanlı Devletinin bu anlaşmaya razı olmayınca düzenli ve güçlü ordusuyla birlikte Azerbaycan seferine çıkarak eski topraklarını Osmanlı Devletinden geri aldı ve Doğu Azerbaycan hattının hâkimiyetine yeniden kavuşmuş oldu (1602).

Şah Abbas’ın düzenli ordusu Safevi Devletinin çehre değiştirmesine yol açtı. Zira toplanıp dağılan Safevi ordusunun en etkili gücü Alevi Türkmenlerden oluşmaktaydı. Oysa düzenli ordunun tanziminde Türkmenler değil Fars ve Arap tebaaları ile Osmanlı’dan esinlenilerek çoğunlukla esir olarak alınıp İslami kural ve usullere göre yetiştirilen, Saltanat makamına sadık Gürcü, Ermeni ve Çerkez kölelerden oluşmaktaydı. Bu durum Safevi Devletinin kurucu unsuru olan Türkmenlerin, zaten Farslaşmaya başlayan Safevi Devleti içerisindeki rolünü de geri plana itti. Öyle ki Kölemen askerler, zamanla vilayetlere vali olarak atanmaya başlamış, devletin asli unsuru olan Türkmenler azınlık durumuna düşmüşlerdi.

Düzenli orduya geçilmesi ile birlikte çehre değiştiren Safevi Devleti, bu değişimin bir parçası olarak başkentini İsfahan’a taşıdı. Giderek Farslaşan ve kendisini İran Devleti olarak ifade etmeyen başlayan Safevi Devleti, Fars kültürel akımına öncelik vererek İsfahan’da pek çok kültürel yapı, meydan ve türbeler inşa ettirerek hem sosyal hem de kültürel mevcudiyetini Fars kültürüne devşirdi. Bu tarihlerde İsfahan’da şehircilik yükseldi, saltanat makamı ve saltanata bağlı tüm kurumlar kesin olarak Şii’leşti. 17. Yüzyılda Basra körfezi üzerinde nüfuz kazanmak için çaba sarf eden Portekizler ve İngilizler ile ticaret anlaşmaları yapılarak İsfahan eşrafının ticaret ile uğraşarak zenginleşmesi sağlandı.
Bir Türk Devleti olarak kurulmuş olan Safevi Devleti, Şah Abbas döneminde tam anlamıyla Farslaşarak Türkmenler azınlık haline getirildi. Bu tarihten sonra İran tarihine mal olan Safevi Devleti, toplumsal olarak zenginleşmiş ancak siyasi olarak zayıflayarak politik açıdan küçülmüştür. Bu siyasi zayıflama, ilerleyen yıllarda Safevi Devletini yıkılma sürecine sürükleyecektir.

Şah Abbas, 42 yıllık uzun hâkimiyet döneminden sonra, ilerleyen yaşı hasebiyle 1629’da vefat etti ve yerine oğlu Safi Mirza geldi.

Resim1 / Resim2/ Resim3 / Resim4
__________________

Tanrılar, erkeklerin ''balıkta'' geçirdiği zamanı ömründen saymaz. (Babil Atasözü)
Dilaver isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
9 Üyemiz Dilaver'in Mesajına Teşekkür Etti.