Tekil Mesaj gösterimi
Eski 26.06.14, 16:48   #1
MyStery
Gerçek Üye

MyStery - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: Feb 2011
Konular: 180
Mesajlar: 713
Ettiği Teşekkür: 2975
Aldığı Teşekkür: 3776
Rep Derecesi : MyStery muhteşem bir gelişmedeMyStery muhteşem bir gelişmedeMyStery muhteşem bir gelişmedeMyStery muhteşem bir gelişmedeMyStery muhteşem bir gelişmedeMyStery muhteşem bir gelişmedeMyStery muhteşem bir gelişmedeMyStery muhteşem bir gelişmedeMyStery muhteşem bir gelişmedeMyStery muhteşem bir gelişmedeMyStery muhteşem bir gelişmede
Ruh Halim: none
Standart Osmanlı Devleti'nin Rumeli'de Yerleşim Siyaseti ve Sağ Kolun Yerleşimi







Islam dünyası, Osmanlılardan önce Roma Imparatorlugunun ülkesini Bilâd-ı Rum veya Memleketü'l Rum olarak tanıyordu. Selçuklularla birlikte Türk hakimiyetine geçen Anadolu'da Rum ismi vaktiyle Bizans idaresinde bulunmus olan Anadolu'yu gösteren cografi terim olarak kullanılır oldu. XII. Yüzyıldan itibaren Anadolu'dan geçen batılı gezginler Anadolu'ya; Turquemenie veya Turquie, Bizans Imparatorluguna tabii yerlere Romanie veya Romania demeye basladılar. Kısa süre sonra bu kavram Balkan Yarımadasının tamamı için kullanılır oldu. Osmanlılar, Bizans'dan fethettikleri Balkan Yarımadası toprakları için Romania'dan esinlenerek Rum-ili adını kullanmaga basladılar. Rum adı eski anlamını korudu ve cografi ad olarak devam etti.

Katip Çelebi Cihannüma adlı eserinde, Istanbul bogazının kuzey ve batısında bulunan yerlerin "Rum-ili" unvanı ile söhret buldugunu bildirmektedir. Bu tanım baslangıçtan itibaren cografi bölge adı olarak kullanıldıgı gibi, idari taksimatta da genisligi gittikçe büyüyen idari bir birimi ifade etmistir.

Süleyman Pasa Bizans'a yardım amacıyla Trakya'ya geçtigi andan itibaren Rumeli, Türkler için çok önemli oldu. I. Murad (1360-1389), 1362'de Edirne'nin fethinden sonra Rumeli Beylerbeyligini olusturarak Lala Sahin Pasayı Beylerbeyi atadı. Rumeli Beylerbeyligi kurulusunda; idari olmaktan ziyade askeri bir kimlige sahipti ve Rumeli toprakları Osmanlı sınırlarının dısında kalıncaya kadar ayrıcalıklı statüsünü korudu, daima Anadolu Beylerbeyliginden önde geldi.




Çesitli Türk kavimleri Kuzey Karadeniz steplerinden gelip VI. Yüzyıldan itibaren Balkan yarımadasına yerlesmislerdir. Fakat Bizans'ın dini baskısı ve önceden yerlesik hayata geçmis olan Slavlarla karısarak ortadan kaybolmuslardır.

Türklerin güneyden gelip Kuzeydogu Bulgaristan'da yerlesmesi Anadolu Selçuklu Sultanı II.Izzeddin Keykavüs'ün (1238-1278) Dobruca'daki sürgün hayatıyla yakından baglantılıdır. Sultana baglılıgı devam eden çok sayıda Türkmen Anadolu'dan gelip Dobruca'ya yerlesti. Türkmenlerin bölgeye gelisi ile ilgili çesitli rivayetler bulunmaktadır. Bunların odak noktasında daima Sarı Saltuk yer almaktadır. Sarı Saltuk, manevi olarak kendisine baglı olan kalabalık sayıdaki Türkmen nüfusla birlikte Rumeli'ye gelmis ve burasını yurt edinmistir.

Sarı Saltuk'un Dobruca'daki faaliyeti ve faaliyet alanıyla ilgili en genis popüler bilgi Evliya Çelebi Seyahatname' sinde bulunmaktadır. Seyahatname'de Evliya Çelebi sık sık gerçeklerle efsaneleri birbirine karısmıstır.

Yazıcızade Ali II. Murad'a ithaf ettigi Tarih-i Âl-i Selçuk'da, Rumeli'ye giden göçmenlerin bir kısmının Halil Ece ile birlikte Karesi Iline geri döndüklerini, kalanların ise Sarı Saltuk'ın etrafında toplandıklarını kaydetmistir.




Rumeli'ye geçen Süleyman Pasa buradaki ana yollar boyunca akınlar yapmaga baslamıstı. Osmanlı kuvvetleri batıya, kuzey batıya ve kuzey doguya dogru ilerlerken Romalıların yaptırdıgı ve daha sonra Bizans'ın da kullandıgı yollardan yararlandılar. Bu yollar Sol Kol (Via Egnatia - canib-i yesar), Orta Kol (Via Militaris - tarik-i evsat) ve Sag Kol (Kırım - Karadeniz ticaret yolu) olarak biliniyordu.

Sol Kol; Ipsala, Gümülcine, Serez, Karaferiye ve oradan ikiye ayrılıp Tırhala ve Üsküp'e ulasıyordu. Orta kol; Çirmen, Zagara, Filibe ve oradan ikiye ayrılıyordu. Birinci yol Sofya üzerinden Nis ve Belgrat'a ulasıyor, ikinci kol Köstendil üzerinden Üsküp'e baglanıyordu.

Sag kola gelince; Bu yol Trakya'dan baslayarak Kırklareli üzerinden kuzeye dogru devam ediyor, Edirne'den gelen yolla birlesip Tunca vadisini takip ederek Istrancaların ve Balkan Daglarının dogal geçitlerinden geçmek suretiyle Karadeniz'e paralel olarak Tuna nehrine kadar ulasıyordu. Yol büyük merkezlere ulasacak sekilde bazı yerlerde ikiye ayrılarak devam ediyordu. Pravadı'dan batıya giden yol Tırnovo ve Nigbolu'ya ulasıyor, asıl yol kuzeye dogru devam ediyor ve Dobruca'dan geçip Babadag'a geldikten sonra Tuna nehrini geçiyordu. Tekrar ikiye ayrılan yolun doguya dogru devam eden kolu Kırım'a gidiyor, digeri Yas üzerinden Kuzey Denizine kadar ulasıyordu.

Sag kol, askeri anlamda orta kol kadar faal olmamasına ragmen önemini daima korudu. Bu koldan yapılan akınlar Mihal ogullarının denetiminde bulunuyordu. Istanbul'a bugday, et ve tuz saglayan merkezlerin yogunlugu bu güzergahta idi. Bugday ve kesimlik hayvanların kara yolu veya denizyolu ile baskente ulastırılması bu yolun önemini arttırıyordu. Köstence, Varna, Burgaz, Mesembria gibi sag kolun önemli limanlarından her türlü üretim baskente ulastırılıyordu.

Fetihler tamamlanınca uclarda idari, askeri ve stratejik anlamda çesitli konular göz önünde bulundurularak Sancak teskilatı kuruldu. Sancaklar askeri ve idari birim olarak Rumeli Beylerbeyliginin yönetiminde toplandı.



__________________
MyStery isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
MyStery'in Mesajına Teşekkür Etti