Tekil Mesaj gösterimi
Eski 26.06.14, 17:00   #2
MyStery
Gerçek Üye

MyStery - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: Feb 2011
Konular: 180
Mesajlar: 713
Ettiği Teşekkür: 2975
Aldığı Teşekkür: 3776
Rep Derecesi : MyStery muhteşem bir gelişmedeMyStery muhteşem bir gelişmedeMyStery muhteşem bir gelişmedeMyStery muhteşem bir gelişmedeMyStery muhteşem bir gelişmedeMyStery muhteşem bir gelişmedeMyStery muhteşem bir gelişmedeMyStery muhteşem bir gelişmedeMyStery muhteşem bir gelişmedeMyStery muhteşem bir gelişmedeMyStery muhteşem bir gelişmede
Ruh Halim: none
Standart Cevap: Osmanlı Devleti'nin Rumeli'de Yerleşim Siyaseti ve Sağ Kolun Yerleşi


Osmanlı Devleti, Rumeli'ye geçtigi andan itibaren yerli halkla iyi geçinme politikası uygulamıs, "istimalet" vererek yerli halkın Osmanlı'ya meyletmesini saglamıslardır. Prof. Dr. Halil Inalcık'ın tespitine göre Osmanlı padisahları bürokraside de bu prensibi uygulamıs "Reaya fukarası"nı "zi-kudret ekabire karsı" korumuslardır. Özellikle Balkanların fethinde "Toprak ve reaya sultanındır" prensibini ilan ederek yerli feodallere karsı topragı ve köylü emegini; devlet veya tımar rejiminin garantisi altına sokmuslar, yerel feodallerin yerine merkezi imparatorluk rejimini ihya etmislerdir. Balkan tarihçilerinden N. Iorga; anarsiden bıkmıs olan köylülerin Osmanlının merkeziyetçi yapısını uygun bulduklarını ve benimsediklerini kaydetmistir.

Osmanlıların Balkanlarda görünmesi ile birlikte Ortodoks halk Papalıkla Macar Krallarının Katoliklik propagandasından ve mezhep degistirmek için yaptıkları baskıdan kurtulmustur. Devlet, halkın yanı sıra Ortodoks kilisesine karsı da koruyucu bir politika gütmüs, Ortodoks kilisesinin bütün ayrıcalıklarını ve hiyerarsisini aynen tanımıstır. Kilise gibi Manastırların ayrıcalıklarını, bağışıklıklarını Hıristiyan devletler döneminde nasılsa o biçimde bırakmıs, Balkanlarda Hıristiyan dinini yok etmek isteyen tutucu bir davranıs içine girmemistir. Hatta Yıldırım Bayezid Balkan halklarından sagladıgı askerlere Anadolu Beyliklerine, Ankara savasında Timur'a karsı ordusu içinde yer vermistir.

P. Wittek; kurulusta Osmanlı Devletinin bir Uç gazi devleti karakteri tasıdıgı ve bu özelliginin ön plana çıkarılması gerektigi üzerinde durmaktadır. Ayrıca Uç Kültürünün önemli oldugunu, Osmanlının bunu çok iyi uygulayarak fethedilen yerlerde halka hos görülü davranarak onları kazanmayı basardıgını belirtmektedir. Bu yaklasım Anadolu'da ve Rumeli'de kültürün sürekliligini saglamıstır. P. Wittek özellikle Rumeli'de bu yaklasımın çok yararlı oldugunu, bazı kale ve sehirlerin zorluk çıkarmadan teslim oldugunu yazmıstır. Diger taraftan P. Wittek, Hıristiyan halkın din degistirmeye zorlanmamıs olmasında, cizye gelirinin ortadan kalkacagı için mali bir kaygı duyulmus olabilecegini ve bu yöntemle gayrimüslimlerin idari kadrolarda yer almamasının saglandıgını düsünmüs, ancak devsirme metodu içinde yetistirilen Hıristiyan çocuklarının dikey asama ile devlet hizmetinde en üst makama kadar gelebilmeleri sayesinde bunun dengelendigini görmüstür.

Osmanlı Devletinin Balkanlarda yayılmasında baska faktörler de bulunmaktadır. Devlet köylünün yanı sıra eski Rum, Sırp, Bulgar ve Arnavut feoadal beylerini devlet hizmetine alarak kazanma yönüne gitmis, onlara karsılıklı güvene dayanan görevler vermistir. Voynuk, Martolos, Eflak (ve digerleri...) gibi geri hizmet kurumları içinde hatta tımar sistemi içinde yer almıslar, vergi muafiyeti elde etmislerdir.




Osmanlı Devleti, fethettigi topraklarda sömürge siyaseti takip etmedigi için fetihten kısa bir süre sonra Balkan yarımadasının iskanına öncelik verdi. Gelenlerin çogunun gayesi Rumeli'yi yurt edinmekti.

Anadolu'da oldugu gibi Balkanlarda da Türklesme ve Islamlasma, birbirine paralel yürüdü. Ancak Anadolu'nun Türkler tarafından iskanı ile Rumeli'nin iskanı arasında önemli bir fark oldugu görülmektedir.

Anadolu'ya gelenler; Mogol baskısı sonucu göç eden Türkmenlerdir. Asiret reislerinin yönetiminde güvenli ortam bulabilmek amacıyla daha batıya gitmisler ve Anadolu'nun her tarafında yerlesmislerdir. Buna ragmen XV ve XVI. yüzyıllarda Dogu ve Güneydogu Anadolu'da Türk nüfusun Batı Anadolu'dan çok daha az oldugu bilinmektedir.

Anadolu'nun fethiyle birlikte dalgalar halinde Anadolu'ya gelen göçmenler önceki yasam kosullarına uygun olarak göçebe, yerlesik ve kent yasamını genellikle kendileri seçmislerdi. Selçuklu Devleti gelen göçmenleri uçlara iskan edebilmisse karsılıgında onlardan ülkenin sınırlarını savunma ve koruma görevi istemistir. Uçlara gönderilen konar göçerler çok sıkı takip edilmesine ragmen bir türlü denetim altına alınamamıs, göçerler daima devlete problem yaratmıstır. Anadolu Selçuklu Devleti; siyasi zafiyeti nedeniyle XIII. Yüzyılın ikinci yarısından itibaren kalabalık gruplar halinde gelen göçmenleri iskan edemeyecek hale gelmistir. Buna ragmen asiret reisleri ve gaziler Anadolu'yu yurt edinip yerlesme amacı güttükleri için kendilerini güvencede hissettikleri yerlere konmuslardır. Nitekim bir süre sonra Selçuklu iktidarının zayıflaması ve Mogol istilası nedeniyle Türkmen Beylikleri ayrı ayrı bagımsızlıklarını ilan etmislerdi.

Rumeli'deki yerlesme Anadolu'dakinden farklı olarak daima devletin benimsedigi resmi iskan politikasına uygun olarak gelismistir. Osmanlının Rumeli'deki iskan politikasında, Ortaçagda yaygın olan bir görüsün izleri bulunmaktadır. Buna göre devlet, fethettigi topraklara Anadolu'dan nüfus getirip yerlestirmis, bölge halkını da kolayca denetim altında tutabilmek amacıyla baska yere nakletmistir. Fethedilen topraklarda, ayaklanma potansiyeli olarak görünen kitlelere dikkat edilmis, onlar Türk nüfusun yogun oldugu yerlere tasınıp iskan edilmistir.

Osmanlı Devleti, Rumeli'nin iskanı konusunda çok dikkatli davranmıs ve iskan politikasını hassasiyetle uygulamıstır. Devlet Anadolu'da hayvanlarına otlak bulmak için mevsime göre yer degistiren konar göçerlere iskan konusunda öncelik vermeyi tercih etmistir. Böylece miri arazi haline getirilmis olan Rumeli'de, konar göçerlerin topraga baglanması, askeri sınıfa dahil olmaları, Rumeli'de nüfus ve tımarlı sipahi sayısının arttırılması aynı anda saglanmıs oluyordu.





Rumeli'nin iskanına öncülük edenler; Çandarlı Ali Pasa ile birlikte sag kolun fethine katılan gaziler, asiret reisleri, asiret mensupları, Anadolu yayaları, akıncılar, dervisler ve tımarlı sipahilerdi. Iskan konusu ön plana alınarak incelendiginde ilk seferin aynı zamanda bir kesif ve yurt arama seferi oldugu görülmektedir. 1388 yılında I. Murad, askeri anlamda kuzey ve kuzeydogu Bulgaristan'ın tamamını denetim altına almıs olmasına ragmen idari yönden bir islem yapmamıstı. Rumeli'nin iskan politikası Yıldırım Bayezid döneminde sancak teskilatı kurulduktan sonra uygulamaya konuldu.

Bayezid hakimiyetini fiilen hissettirebilmek için iskan siyasetini bütün Osmanlı ülkesinde uygulamıstı. Örnegin Istanbul kusatmasını kaldırırken yaptıgı anlasmanın maddeleri arasına Sirkeci'de bir Türk mahallesinin kurulması ve Kadı atanması bulunuyordu. Nitekim kısa süre sonra Göynük ve Tarakçı Yenicesi halkından Istanbul'a göçer evler nakledilmisti.

XIV. yüzyılda gaziler ve asiret reisleri, Rumeli seferlerine katılırken kahraman olarak ün yapmanın yanı sıra ekonomik güç elde etmeyi de arzu ediyorlardı. Osmanlı'ya tabi beyliklere mensup olanlar da Gaza ve ganimet niyetiyle gelenlerin arasında bulunuyordu. Gelenlerin arasında yerlesmeyi tercih edenler de vardı.





Osmanlı Devletinin kurulusunda etkin olan gaza politikası Rumeli'nin fethinde de devam etti. Asiret reislerinin, asiret üyeleri üzerindeki gücü onların toplu olarak hareket etmesini kolaylastırıyordu. Islamiyet'i benimsemis olan Türkmen gaziler kahramanlık ve ekonomik kosulların bir araya geldigi yasam biçimi içinde, Osmanlı Devletine hizmet ederken Rumeli'nin fethi ve iskanını da kolaylastırıyorlardı. Seferlerde basarılı olan gaziler tımar sahibi olup devlete daha fazla ve sürekli hizmet etmeyi umuyorlardı.Nitekim pek çogu bu emeline ulastı. Asiret reisleri ve onlara baglı olanlar dirlik sahibi olarak fethedilen topraklara yerlestiler.

Aynı tarihlerde Anadolu'da bulunan diger Türkmen Beylikleri gaza ve cihadı ön plana çıkarırken siyasal, sosyal ve ekonomik güç kazanmanın pesindeydiler. Ancak Türkmen Beylikleri Müslüman komsularına karsı cihad açma sansına sahip olmadıkları için Osmanlı devletinin basarısına ulasamadılar.

Rumeli'nin fethinde hizmeti çok büyük olan akıncılar yerlesme konusunda da öncülük etmislerdir. Akıncı Beylerinden olan Timurtas Pasa-oglu Yahsi Bey, Pasa Yigit, Yancı Bey, Kutlu Boga sefer esnasında Çandarlı Ali Pasanın en büyük yardımcıları olmuslardır. Akıncılar arasında Rumeli'de hizmet etmek için "Il ve boy" halinde karsı yakaya geçerek yerlesenlerin sayısı bir hayli fazlaydı. Bunlar baglı oldukları Akıncı beyleri ile birlikte hareket ediyor onlara ayrılan yörelere yerlesiyorlardı Rumeli'nin ücra yerlerinde Pasayigit, Korkud, Mihaloglu gibi akıncı gazilerin adına kurulan köyler bunu göstermektedir.

Anadolu Yaya sancakbeyi Saruca Pasa, ona baglı yaya basılarından Kara Mukbil, Pazarlı Togan, Incecük Balaban, Müstecap, Papas oglu Sahin, Kutluca, Lala Sahin 1388'de Çandarlı Ali Pasa'nın seferine katılmıslar, yayalarını birlikte götürmüslerdi. Yaya-basılar, Asiret reisleri ve birlikte gelenler toplu halde hareket etmisler, yerlestikleri yeni çevrede yalnızlık duygusu yasamamıslardır.

Orduyla birlikte hareket eden çesitli tarikatlara mensup seyh ve dervislerin cesaret verici ve olumlu davranısları yeni toprakların benimsenmesinde gazilerin ve göçmenlerin üzerindeki etkisi çok büyük olmustur. Seyh ve dervisler daha Süleyman Pasa ile Rumeli'ye geçislerinden itibaren yol kavsaklarına, derbentlere ve iskana uygun yerlere yerleserek zaviyeler kurmuslar, çevrelerini senlendirmislerdir.
Kaynak
__________________
MyStery isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
2 Üyemiz MyStery'in Mesajına Teşekkür Etti.