Tekil Mesaj gösterimi
Eski 27.07.14, 14:32   #2
Mislina
Süper Üye
Mislina - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: May 2012
Konular: 458
Mesajlar: 2,989
Ettiği Teşekkür: 4166
Aldığı Teşekkür: 9717
Rep Derecesi : Mislina gerçekten güzelMislina gerçekten güzelMislina gerçekten güzelMislina gerçekten güzelMislina gerçekten güzelMislina gerçekten güzelMislina gerçekten güzelMislina gerçekten güzelMislina gerçekten güzelMislina gerçekten güzelMislina gerçekten güzel
Ruh Halim: none
Standart Cevap: Gogot'yu Beklerken | Samuel Beckett

Godot'yu Beklerken (Fransızca: En attendant Godot, İngilizce: Waiting for Godot), 1949 yılında Fransızca olarak yazılan ve ilk kez 1953'te Paris'de sahnelenen, Samuel Beckett'ın ünlü eseridir. Zamanla ülke çapında bir ün kazandı. 1954 yılında Beckett tarafından bazı değişikliklerle İngilizceye çevrildi ve başka ülkelerde de sahnelenmeye başladı.
Avangard olarak nitelenmesine karşın hızla klasikleşti. Oyunun varoluş sancıları çeken kahramanları Vladimir ve Estragon, yolları kesiştiğinde birbirleriyle iletişim kurmaya çalışırlar. Her gün yinelenen bu ritüelde bellek, işlevini yerine getiremeyince de gerçekliğin kesinliğinden uzaklaşmaya başlarlar.
Eylemsizliklerine yenilmiş insanların, Godot adında ne olduğunu bilinmeyen bir kimseyi veya "şeyi" beklemelerini konu alan absürt tiyatronun en önemli eserlerinden birisidir.
Oyun Türkiye'de 1954 yılında İstanbul'da Küçük Sahne Tiyatrosu tarafından, 1963 yılında da Ankara Sanat Tiyatrosu tarafından oynanmıştır. Godot'yu Beklerken AST'ın oynadığı ilk oyundur.








Alıntılar:

Başlamaktır zor olan. Her noktadan yola çıkılabilir. Ama karar vermek gerekir. İnsan ararken bir şeyler işitir. Bu da bulmayı engeller. Düşünmeyi engeller. Yine de düşünür insan.


İnsan hayatta küçük şeyleri ihmal etmemeli.


Biz tükenmeyiz. Düşünmeyelim diye. Özrümüz var. İşitmeyelim diye. Nedenlerimiz var. Bütün ölü sesleri. Kanat çırpar gibi bir gürültü çıkarır. Yapraklar gibi. Kum gibi. Bir ağızdan konuşur hepsi. Her biri kendi kendine. Fısıldarlar daha çok. Hışırdarlar. Mırıldanırlar. Hayatlarından bahsederler. Yaşamış olmak onlara yetmez. Bir de bahsetmeleri gerekir. Ölmüş olmak onlara yetmez. Yeterli gelmez. Tüy sesi çıkarırlar. Yapraklar gibi. Kül gibi.



Mizaç meselesi. Karakter. Elden bir şey gelmez. Çırpınsak da nafile. Neyse odur insan. Mücadele nafile. Aslı değişmez insanın. Yapacak bir şey yok.



Ne kadar çok insan tanırsam o kadar artar mutluluğum. En zavallı yaratıktan bile çok şey öğrenir insan; zenginleşir, sahip olduğu nimetlerin önemini daha iyi idrak eder.



Herkes kendi payına düşeni yaşar.



Dünyadaki gözyaşı miktarı sabittir. Ağlamaya başlayan biri için, bir yerlerde bir başkası keser ağlamayı. Aynı şey gülmek için de geçerlidir.



İnsan biliyorsa eğer. Sabretmekten yılmaz. Ne beklemek gerektiğini biliyorsa. Endişeye mahal yoktur. Sadece bekler.



Her koyun kendi bacağından asılır. Ölene dek. Ve unutulur.



Bütün bildiğim şu: Saatler geçmek bilmez ve bu koşullarda bizi, vakit geçirmek için türlü türlü -nasıl desem- ilk bakışta makul gözüken; ama zamanla monotonluğa dönüşecek oyunlara başvurmaya zorlar. Böylece aklımızı kaybetmekten kurtulduğumuzu söyleyebilirsin. Kuşkusuz doğru. Ama aklımız uzun süredir dipsiz derinliklerin bitimsiz gecelerinde dolanıp durmuyor mu zaten? Bazen bunu soruyorum kendime.



Yol herkesindir.

Sıkıntıdan patlayacağız, inkar edemeyiz bunu. Güzel. Peki. Bir değişiklik oluverince ne yapıyoruz? Fırsatı kaçırıyoruz. Hadi işe koyulalım. Birazdan her şey bitecek ve biz yeniden yalnız kalacağız, hiçliğin orta yerinde.



Körlerin zaman kavramı yoktur. Zamanla ilgili nesneleri de göremez onlar.



Hava çığlıklarımızla dolu. Ama alışkanlıklar duyarsızlaştırıyor insanı. Bana da bir başkası bakarak, uyuyor diyor. Kendisinin de uyuduğunun farkına varmadan uyuyor, hiçbir şey bilmiyor. Uyusun bakalım diyor, benim için. Böyle devam edemem.



Günün birinde sağır olacağız. Günün birinde doğduk, günün birinde öleceğiz. Bir ayağımız mezarda dünyaya getirirler bizi, güneş bir an parıldar, sonra yeniden gecedir.

Kaynak
__________________
"Ama gerçek, aziz dostum, can sıkıcıdır."

Mislina isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
4 Üyemiz Mislina'in Mesajına Teşekkür Etti.