Tekil Mesaj gösterimi
Eski 02.08.14, 13:41   #1
SerseriGezgin
Cehennem Yolcusu

SerseriGezgin - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: Oct 2011
Yaş: 33
Konular: 1430
Mesajlar: 7,316
Ettiği Teşekkür: 29585
Aldığı Teşekkür: 32415
Rep Derecesi : SerseriGezgin şöhret ötesinde bir itibarı vardırSerseriGezgin şöhret ötesinde bir itibarı vardırSerseriGezgin şöhret ötesinde bir itibarı vardırSerseriGezgin şöhret ötesinde bir itibarı vardırSerseriGezgin şöhret ötesinde bir itibarı vardırSerseriGezgin şöhret ötesinde bir itibarı vardırSerseriGezgin şöhret ötesinde bir itibarı vardırSerseriGezgin şöhret ötesinde bir itibarı vardırSerseriGezgin şöhret ötesinde bir itibarı vardırSerseriGezgin şöhret ötesinde bir itibarı vardırSerseriGezgin şöhret ötesinde bir itibarı vardır
Ruh Halim: Ruhsuz
Standart Çöpü Kalmış Elma Masal - Güneş Duru

Eğer bir sürpriz olmazsa Erdoğan Cumhurbaşkanı olacak. Siyaset yapmak, seçilme hakkı herkesin hakkıdır elbette ancak muhtar bile olmaması gereken biri –olamaz demiyorum– önce Türkiye’nin en büyük şehrinin belediye başkanlığını ardından üç dönem Türkiye Cumhuriyeti’nin Başbakanlığını yaptı. Şimdi de Cumhurbaşkanı olacak. Fiilen Başkanlığı da yakındır, varsın o da olsun. Beyaz Saray özentisiyle, Atatürk Orman Çiftliği’nde yasaları süzgece çevirerek yapılan çirkin kompleks, ipleri Erdoğan’ın elinde olacak müstakbel Başbakan için yapılmadı elbette. O saray en geniş ve en şahane manzaralı odaya yerleşecek, Başbakanıyla uyumlu çalışacak Erdoğan’ın olacak.

12 yıllık Erdoğan portresi, kazananın kötüler olduğunu, başarının nefret ve klikleri beslemekle mümkün olabileceğini gösterdi. Sayılmanın sevilmenin takdirleri toplamanın ülke insanının içinden kopartıp atamadığı arkaik kavramlarla, kabadayılıkla, azarlamayla, “erkek erkek” olmakla, muhafazakar ve milliyetçilikle ilişkili olduğunu, ve evet, cehaletle beslendiğini gösterdi. Yazıyı okurken etrafınızdaki yönetici, patron, hoca, “koca”, baba sıfatlarını düşünün, Erdoğan’la olan benzerliklerini arayın...

ERDOĞAN'I KİM YARATTI?

Etrafımız Erdoğan’ın kopyalarıyla dolu, medyadan, holdinge, akademik yaşamdan, spor alanına her yerde Erdoğanlaşmış yapılar var. Gücün her şeyi yapma ehliyetini beraberinde getirdiğine inanmak “Yeni Türkiye” adıyla cilalanan ilkelliğin yükselen değeri. Başarının çok oy almak, çok satmak, çok izlenmek, çok beğenilmek ve tanınmakla ilgili olduğuna ilişkin kemikleşmiş yargılar Erdoğan dönemiyle birlikte tescillenmiş bir gerçek oldu.

Erdoğan’ın davetine iştirak eden, onunla top koşturan, selfi çektiren ünlü takımına bir bakın; aynı onun gibi yıllardır hayatımızda olan, kavramsal anlamları magazin ve tribün kültürünün ötesine geçemeyen, sürekli gazete ve televizyonlarda gördüğümüz, sürekli isimlerini anarak, manasız yarışma programlarını izleyerek eğlendiğimiz boş isimler kümesi. Tıpkı onları yarattığımız gibi Erdoğan’ı da biz yarattık Palazlanmasına, dilediği her şeyi yapabilmesine olanak sağladık. Siyasetin sağ muhafazakar bir etkinliğe dönüşmesine istikrar, ekonomik refah, politik çıkarlar ve apolitik uyku nedeniyle gerektiği gibi ses çıkaramadık.

SOL

12 Eylül sonrasında göreve gelen iktidarların algı yönetimi darbe günlerinden geriye “anarşist” sözcüğünü bırakmıştı. Süreçte devlet yanında duran sağ kanatın kötülükleri değil, darbeye götüren koşullar, çok sayıda ölü veren, hapis cezalarına çarptırılan solla anıldı. Solcular “anarşist” olarak nitelendirilmiş, ülkenin huzur ve refahını bozan taraf olarak yaftalanmıştı. %92 oyla 1982 Anayasası, %45 oyla da Özal’ın hayatımıza girmesi oluşturulan bu algının halk nezdinden ne denli kabul gördüğünün göstergesiydi. Devlet 1980 sonrası sola ilişkin oluşan yarattığı algı yönetimi başarılı olmuştu.

12 Eylül’de aldıkları ağır darbeye karşın mücadeleye devam eden, gazete çıkaran, üniversite eylemleri, yürüyüş ve gösteri düzenleyen sol grupların hakkı yenemez ancak bu grupların kendilerini yenilemeksizin, mücadele alanlarını, kazanabilecekleri apolitikler için cazip kıl(a)madılar. Kalıplaşmış protesto biçimleri, davranış, kılık ve kıyafetle tanımladıkları “solcu” kimliğini, merkezine kendilerini koydukları kalıpların içine hapsettiler. Emperyalizm, Neo-Liberalizm gibi büyük resmin global figürleri ön planda tutulurken, markalara, sermayeye karşı olmak, gelir eşitsizliği ve sınıf mücadelesi konuşuldu. Büyük oranda doğru da yapıldı ancak tek tip olma, tek söylemi benimseme, daha eski olanın, liderin eleştirilemediği hiyerarşik, erkek egemen, içine kapalı yapısından kurtulamadı sol.

Parasız eğitim derken neredeyse “nitelikli” eğitimin lafını edilmedi. Her ne kadar tepki alacağını biliyor olsam da; bunun gibi tonla örnek var. Oysa eşit yurttaşlık, her türlü özgürlük, daha iyi bir yaşam için mücadelenin ortak olması gerekirken köylü-kentli kutuplaşmasından, fakir-zengin ikileminden sıyrılamadı. Kadın, LGBTT hakları, inanç, çevre, hayvan hakları ve başka mücadele alanlarının da olduğu uzunca bir süre kolektif olarak akıllara gelmedi. İnsanların kılık kıyafet ve aksesuarlarıyla aşağılandığı, ötekileştirildiği, bende olmayanın onda ne işi var algısı, devrimin ertesi sabahı bunlar biteceği şeklinde ütopyalara inanıldı.

GEZİ Mİ?

Gezi romantize edildikçe anlamını yitiriyor. “Kürtler orada mıydı, en örgütlü filanca hareket etti” ve benzeri ifadeler ise hiç bir amaca hizmet etmiyor. Gezi yaşam biçimlerine olan müdahalelerin artık bardağı taşırmasına ilişkin bir tepkiydi. İçinde net bir ideoloji, eşit yurttaşlık gibi talepler değil, bireysel özgürlük vardı. Gezi farklı kimliklerin kolektif temsiliyetiydi. Herkesin içinden “bu tarihi dönemeçte sen de olmalısın” sesi yükselmişti. Hatırlanacak ancak bir daha yaşanması mümkün olmayacak bir anlam aniden, organik olarak belirdi ve bitti. Sürekli ders aldık diyenler aslında hiç bir ders almadı, ellerinden geldiği ölçüde bu eğilim ve söylemi kullanmak istediler hepsi bu.

Nitelikli sosyal demokratı, güçlü bir solu olmayan bir ülke bütün bu gerçekliği kabullenerek, yeni bir yol çizmeliyken, arka arkaya gelen seçimlerle dağınık, bölünmüş bir hal aldı. Demirtaş sol değil mi? diyeceksiniz. Demirtaş, haklı Kürt mücadelesidir; Öcalan’ın özgürlük talebi, anadilde eğitim ve barış sürecidir. Demirtaş’ın Kürdistan’dan alacağı oyların büyük bölümü etnik paydada buluşurken, Türklerden alacağı sınırlı sayıda oy ise ağırlıklı olarak sol, sol liberallerden olacaktır.

Erdoğan ise oylarının büyük bölümünü inançlı, sağ muhafazakar kesimden alarak balkona çıkacak, yine veremeyeceği sözler tekrarlamaya çalışacak, bir aklı evvelin ne demek istediği canlı yayınlarda tartışılacak, “şu mesajı verdi, yok aslında bunu demek istedi”lerle hiç bir çekirdeği dolduramayacak yorumlar, “şimdi ne olur”ların konuşulduğu saatler süren açık oturumlarda, aynı isimler soracak, aynı isimler yorumlayacak. Masalın sonunda Türkiye giderek daha otoriter, daha muhafazakar bir ülke oluyor.

Güneş Duru
Birgün

__________________











Geçen zamanın cevapları, bugünün sorularına ışık vermiyor, geleceği de belirsiz kılıyor.

SerseriGezgin Şu Anda Forumda.   Alıntı ile Cevapla
SerseriGezgin'in Mesajına Teşekkür Etti