Tekil Mesaj gösterimi
Eski 22.08.14, 18:01   #2
Tanıdık
Uzman Üye

Tanıdık - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: Jan 2009
Konular: 71
Mesajlar: 1,969
Ettiği Teşekkür: 4465
Aldığı Teşekkür: 7540
Rep Derecesi : Tanıdık karizması günden güne artıyorTanıdık karizması günden güne artıyorTanıdık karizması günden güne artıyorTanıdık karizması günden güne artıyorTanıdık karizması günden güne artıyorTanıdık karizması günden güne artıyorTanıdık karizması günden güne artıyorTanıdık karizması günden güne artıyorTanıdık karizması günden güne artıyorTanıdık karizması günden güne artıyorTanıdık karizması günden güne artıyor
Ruh Halim: Suspus
Standart Cevap: İdris Özyol (1967 - ....)




! ve ?
bazı yerlere hiç dönülmez bazı çağlara
eskitir insanı hep aynı adımı yürümek
oysa ne kadar biçimli bir evin şehveti
koltukların hafızası masaların ayıp yeri

adam ünlem
kadın soru işareti




herkesin bir dağı var herkesin tunç devri
akşama kadar hitit sabaha kadar truva
uykular leopara benziyor rüyalar benek
yeni olanaklar: kiremitleri öpen güneş


adam cuma
kadın cumartesi


insan olmak sarsıcı bazı renklere bakmak
havayı içine çeksen güvercin doluyor göğüs
bıraksan şiir sarsıntısı en tenha kelimede
hazirana uygun bir yüzyıldı çocukluğun


adam monarşi
kadın cumhuriyet


on yıl daha yaşasam iki nokta üst üste
camları hatırlamak gibi ağzım kum içinde
ayna değil gençliğimin derisi beni yansıtan
insan niye yaşlanır / aşk geçti gözlerinden


adam nazım
kadın hikmet


İdris Özyol
Benimle konuşurken gözlerimin içine bak

Gözlerinin içine bakarak ölüyorum burada.
Bir kaleyi düşürdükten hemen sonra ve arefesinde yeni bir savaşın, -ortada hiçbir sebep yokken- işte öylesine bir sabah, herkes uykudayken, şebnemlere dokunarak ölüyorum.

Bağırmadan ve söylemeden adımı ve hatta mümkünse ağzımın kenarında küçük bir gülümseme iskeletiyle, fotoğraf çektirir gibi, tıraş olur gibi, misafirliğe gider gibi ölüyorum sana baktıkça.
Hiç bir bağım yok bu dünyayla.


Bu dünyayla hiçbir ilgimiz yok.
Müslüm Gürses'i şarkılarıyla göğsümüzü doğramak rahatsız etmiyor bizi.
Azer Bülbül, "titrek bir şovmen" değil bizim için.
Kebabı seviyoruz, lahmacunu da, kuru fasulyeye
ekmek banmayı da.
Bunlar bizim için iğrenç, kaba, banal, vulgar değil.
Arka arkaya dizdiğin bütün bu aşağılama sıfatları senin "hormonlu" beyninin ürünleri.
Senin "sanal zekan" üretiyor bunları ve sen, ruhunu yakalayamadığın, çeperinde süründüğün, kapısında dövüldüğün tuhaf bir "Batı algısını idam sehpası kılıyorsun hayatlarımıza.

Bizi sallandırıyorsun koçum, iki gözüm, ciğerparem, bizi el kapılarına maydanoz yapıyorsun.
Oysa ikimiz sırt sırta versek, ne o sehpa kalır ortada, ne steril masalar, ne de gözleri bir sömürge ordusunun.
Bunları biliyorsun eminim; fakat işine gelmiyor kavganın en dişlisi, ölümün en merti.

Küçük, küçücük isyanlarla tamir edip vicdanını, kurtlar sofrasından biraz daha kırıntı kapmak senin niyetin.
Bu yüzden gelip kapımıza, asker, ekmek ve cesaret istiyorsun bizden.
Bizden mum ışığı, karınca sabrı istiyor ve kara pazularımızı okşayarak ölüme gönderiyorsun her şeyi bire bir anlayan kafalarımızı.

Kesilmeye, asılmaya ve mızraklanmaya gönderiyorsun bizi. Ve sonra iki avcunla yakalayıp göğsümüzdeki mızrağı, "işte bu" diyorsun, "işte bu, dünyadan nasibinize düşen".
Ve biraz da sen kanırtıyorsun yapışarak sapına, göğsümüzü deşen yoksulluğun.

Sen bir kiler faresisin gözüm.
Beyaz konakların zulasında yatan un çuvallarına fitsin sen. Avcuna konulacak birkaç metelik için takla atarsın ziyafet sofralarında.
Bizim kapımızı çalma.
Gözlerimize bakma.
Ve lütfen savaşma bizim için.

Hiç inandırıcı değil isyanın, hiç inandırıcı değil kavgan. Tahta döşeklerimize, aşsız evlerimize hasbelkader düşmüş birisisin sen.
Kuyruğunu biraz dikleştirince koşarak gideceksin buralardan.
Arkana bile bakmadan, göz ucuyla bile yoklamadan kaçacaksın mahallemizden.
Adımız gibi biliyoruz bunu.
Şakağımıza kurşun sıkar gibi biliyoruz.
Her gün ölüp yeniden dirilmek gibi bir şey senin lafların. Satırına bile inanmadığın hayallere inanmamızı ve onların ardı sıra savaşmamızı istiyorsun.

Git işine.
Hayat başka yerde değil.
Burada da değil.
Dünyayla hiçbir ilgimiz yok bu yüzden.
Çıkartıp göğsümüzdeki mızrağı, atıyoruz önüne.
Acayip keyifli bir şey bu ve asla beklemiyorsun böyle bir şeyi. Vuruyoruz seni.
Söylediğin yalanların tam arkasından yakalayıp, alnından vuruyoruz.
Ha ha ha...
İdris Özyol

Göğsümüze daldırılmış bir mızrağı usul usul sürükleyerek yaşıyoruz hep.
Mızrağı iki avcunla kavrayıp biraz daha derine sokarak, "işte sizin dünyayla ilginiz bu" diyorsan; yanılıyorsun.

Siz hep yanıldınız zaten.
Bizi kurtarmaya geldiğiniz günlerde de yanıldınız.
Makus talihimizi yenmeye çalıştığınız ve bize ümitler aşılamaya kalkıştığınız günlerde de yanıldınız.
Bizim için ölmeye kalkışmanız, sizin salaklığınızdı gözüm. Biz sizden böyle bir şey istemedik ve asla da istemeyiz. Çünkü sizin değiştirmek istediğiniz şey, kendi dövülmüşlüğünüzdü.
Babalarınızın verdiği "harçlık cezasına isyan ettiniz siz, kardeşinizin daha çok sevilmesine isyan ettiniz, kolejde aldığınız kırık notlara isyan ettiniz.
Bizim gibi değilsiniz ve biz değişmek istemiyoruz "mavi gözlü dev", biz değişmek istemiyoruz.

Orhan Gencebay dinlediğimiz için utanmıyoruz.
__________________
Bizde bilirdik kıkırdak fıkırdak olmasını...Ama kalbe en güzel hüzün yakışıyordu, bizde onu bastık sinemize...

Tanıdık
Tanıdık isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla