Tekil Mesaj gösterimi
Eski 14.10.14, 19:38   #3
Dilaver
Moderator

Dilaver - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: Oct 2012
Konular: 413
Mesajlar: 3,679
Ettiği Teşekkür: 18751
Aldığı Teşekkür: 20027
Rep Derecesi : Dilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardır
Ruh Halim: Uykucu
Standart Cevap: Türklerde ''Alp'' Karakteri | Tarihçesi | Doğuşu

Kan kardeşliği ve ant içme geleneği:


Alp olmanın şartlarından bir tanesi de birbirine bağlılık ve güven duymaktır. Türk geleneklerinden bir tanesi de bağlılık ve güveni tesis eden ant içme geleneği idi. Eski Türk
toplumunda dostluk ve kardeşliğe büyük değer verilirdi. Bu dostluk ve kardeşlik, kan kardeşliği ve ant töreni ile sağlam temellere oturtulurdu. Ant veya yemin, insanlar arasında güvenin sağlanmasında önemli rol oynardı.

Eski çağlarda, Alplar yemin çeşitli vasıtalar (bunlar genlikle Alpların kullandıkları kılıç, mızrak, pala gibi silahlardı) aracılığı ile yapılıyordu böyle yapılmasındaki maksat ise ant töreninin insanlar gözünde ulvi bir değer kazanması içindi.

Ant töreninde, geç dönemde de kılıç üzerine ant içilmeye devam edilmiştir.

Ant töreni esnasında şu sözler söylenmiştir. “Kök kirsün, kızıl çıksun,” bu gök renkli demir kılıç (vücuduma girsin ve) kanlı olarak çıksın; yemini tutmazsam!

Savaşçı Alpler ise ant töreninde ve şölenlerde, mertebeye göre sıralanıyor ve içki kadehi ile savaş tanrısı timsali kılıcı şahit tutarak, büyüklerine bağlılık andı içiyorlardı.


İskit devrinde ant ve kan kardeşliği törenlerinde, İskit'li Alpler toprak bir kupanın içerisine şarap doldururlardı ve ant içecek olanlar buna kanlarını karıştırırlardı. Bunun için sivri bir şeyle küçük bir delik açarlar ya da kılıçla hafif çizerlerdi. Sonra kabın içerisine bir pala, oklar, bir balta ve mızrak daldırırlar, bu da olduktan sonra Alpler, Tanrının öfkesi üzerine ant içerler ve kaptaki şaraptan azıcık içerler ve orada bulunanların ileri gelenleri de onlarla beraber ant içerlerdi.

Kımız sunma eski Türklerde dostluk ve barışlığın sembolü idi. Alpler birbirine kımız sunarak sıkı bir bağlılık içine giriyorlardı. Ayrıca kımız sunmak geleneği bir başarı sonrası da uygulanmaktaydı. İskit yöneticileri düşmana karşı başarı kazanmış savaşçılara kendileri kımız (veya şarap) sunmaktaydılar.

Ölmüş atalara saygı geleneği:

Türklerde ölmüş atalara saygı geleneğinde ölmüş olan Alplere’de saygının ayrı bir önemi vardı. Türkler, ölmüş Alplere büyüklerine saygı ve hürmet gösterme konusunda son derece dikkatli idiler. Ölmüş atalarının ve Alplerin ruhunun rahat edebilmesi onların mezarlarına dokunulmaması ve ruhlarına saygı gösterilmesi ile mümkündü.

İnsan kendisine hizmet edenlere, gerçekleştirdikleriyle hafızasında yer eden kişilere karşı saygı duyma eğilimindedir. Saygı duymadan tapmaya giden yol ince bir çizgi ile ayrılmış bulunmaktadır ve ata hiçbir zaman Tanrı derecesine ulaşmasada bir tanrı gibi kendi toplumunun övgüsünü alırdı.

İskitlerde bu geleneğin titizlikle uygulandığını görmekteyiz. İskitler de atalar kutlu sayılmaktadır. Türkler ata kültünün yani mezarlarının korunmasına da özen göstermişlerdir. Ata mezarları eski Türklerce kutsal sayılmış ve bu mezarlara saldırmak savaş sebebi sayılmıştır. Dareios’un savaş teklifine İskit kralı İdanthyrsos’un verdiği cevap; “Siz eğer ille de savaşmak istiyorsanız, bizim atalarımızın mezarları var; onları bulun, onlara el kaldırın, o zaman görürsünüz mezarlarımız için dövüşüyor muyuz?”

Hun tarihinde atalar kültüne yani hükümdar mezarına tecavüzden savaş açıldığını görmekteyiz. Hunlar (M.Ö.77) Wu-huan’ların aynı zamanda Alp sayılan Hun Şanyüsünün mezarını açması dolaysıyla çok öfkelenip 20.000 atlı ile Wu-huan’lara savaş açmış ve cezalandırmışlardır. Hun devletinin ileri gelenleri M.Ö. 79 yılında ise Alp atalarının mezarına saygısızlıktan dolayı Hun Tanhu’sunu, Moğol O-Hanlara(Oganlar) savaşa karşı zorlamıştı.


Beçkem takma geleneği:

Alpler silahlarının üstüne haşmet ve güçlerini göstermek için mızraklarının sivri uçlarının üstüne üçgen şeklinde bez bayraklar takardı. Beçkem silahların üstüne takılan bez parçasıdır ancak bir savaşçı için haşmet ve görkemi sembolize ederdi. Uçlarına üçgen şeklinde bir ipek parçası veya bayrak takılan asılan mızraklara Türkler “beçkem” veya “batrak” yani bayrak derlerdi. Eski Türklerde beçkem takma askerî geleneklerden bir tanesidir. Türk savaşçısı düşmana kendini güçlü, görkemli göstermek ve görünmek zorundaydı.

Alp savaşcılarının takmış olduğu beçkemin tanımı için Kaşgarlı Mahmûd lügatinde, “alâmet, belge, savaş günleri yiğitlerin belge olmak üzere takındıkları ipek parçası yâda dağ sığırı kuyruğu” demiştir. Beçkem takma İskitlerden beri bilinen bir adetti. İskitlerin savaş belgeleri ejderlerdir ki belirli uzunlukta sırıklar üzerinde dalgalanır. Bu askeri gelenekten dolayı Alplerin beçkem takarak halk içinde görünmeleri Alp olmayı özendirmiş ve gençleri Alp olmaya teşvik etmiştir.

Sürgün avı geleneği:

Türkler savaş olmadığı zamanlarda hükümdarın, Alplerin ve halkın katılımıyla sürek avı başlatırdı. Hükümdarın ilk olarak ok atmasıyla başlayan sürek avı, askerlerin geniş bir alanda hayvanları avlaması çeşitli av taktik ve oyunlarının sonrasında da avlanan hayvanlardan büyük bir toy yapılarak şölen havası içinde gerçekleştirilirdi.

Sürgün avları Türk Alp savaşçılarına, barış zamanında askeri manevra ve savaşçılık kabiliyetlerini geliştirdikleri bir tatbikat imkânı sunmaktaydı. Bu sürgün avlarına katılan genç delikanlılar Alplerin maharetlerini görürler ve Alp olmak isterlerdi.

Resimler
__________________

Tanrılar, erkeklerin ''balıkta'' geçirdiği zamanı ömründen saymaz. (Babil Atasözü)
Dilaver isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
7 Üyemiz Dilaver'in Mesajına Teşekkür Etti.