Tekil Mesaj gösterimi
Eski 17.10.14, 11:06   #1
SerseriGezgin
Cehennem Yolcusu

SerseriGezgin - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: Oct 2011
Yaş: 33
Konular: 1426
Mesajlar: 7,248
Ettiği Teşekkür: 29577
Aldığı Teşekkür: 32264
Rep Derecesi : SerseriGezgin şöhret ötesinde bir itibarı vardırSerseriGezgin şöhret ötesinde bir itibarı vardırSerseriGezgin şöhret ötesinde bir itibarı vardırSerseriGezgin şöhret ötesinde bir itibarı vardırSerseriGezgin şöhret ötesinde bir itibarı vardırSerseriGezgin şöhret ötesinde bir itibarı vardırSerseriGezgin şöhret ötesinde bir itibarı vardırSerseriGezgin şöhret ötesinde bir itibarı vardırSerseriGezgin şöhret ötesinde bir itibarı vardırSerseriGezgin şöhret ötesinde bir itibarı vardırSerseriGezgin şöhret ötesinde bir itibarı vardır
Ruh Halim: Ruhsuz
Standart Hrant Ve Kadri - Akın Olgun

Gazetesini bisikletle taşıyor ve okuyucuları ile buluşturmak için yola çıkıyordu Kadri Bağdu. Bir basın emekçisi. Arkasından vurdular. Bisikleti, gazeteleri ve yerde çekilmiş bir fotoğraf karesi kaldı geriye. Öldürülen gazetecilerin bir dökümünün yapılması canını acıtıyor insanın. İstatistiklere “Kadri Bağdu, gazeteci, gazete dağıtımcısı Adana’da öldürüldü” diye düşecek olan o not, insana olan bitenin ruhunu vermiyor. Sıradan, küçük, olağanmış gibi karşılayan toplumun “hangi gazete” diye soran ilk tepkisi, yani o suç ortaklığı kuşatıyor her yanımızı.

“Misliyle karşılık veririz” mesajının bir basın emekçisine yönelen soğuk namlusu, hedefini bulunca devletin içini ısıtacaktı. Öyle ısıttı ki “bakın doksanlı yılları hatırlayın” mesajı tetikçilerle duyuruldu. Devlet cinayetle konuşuyordu.

Ülkenin Cumhurbaşkanı “Kobane düştü düşecek” müjdesini veriyordu kitlelere. Bu katliam müjdeciliği alkışlanıyor ve devletin ortak duygusunu seslendiriyordu. Kürdün ve bölge halkının direnişinin, Kürt tarihinde büyük bir moral değeri olacağını bilenler için engellenmeliydi. Kürtler hep ağlak, hep arabesk, hep kaybeden olmaya devam etmeliydi. Hiç kazanan olmamış bir halkın, kendi ulusal moral değerini yaratması kabul edilebilecek bir şey değildi onlar için. Türkler bu değeri Çanakkale üzerine kurdular. “Yedi düvelle” girilen mücadeleyi Çanakkale üzerine inşa ettiler ama Türkiyelileştiremediler. Bir ulusun kendi iradesiyle kazanılmış moral değerleri yoksa hep eksiktir. Değerlerinizi yaratamazsanız kanadınız hep kırık kalacak ve yarattığınız suni moral hızla çökerek dağılacaktır.

İşte Kadri Bağdu’yu katledenler, doksanları hatırlatarak tehditler savuranlar, Kobane’den tüm ülkeye ve dünyaya yayılan tepkileri, bu tepkilerin yarattığı etkiyi içerden kırmak ve Kürde layık gördükleri yeri hatırlatmak için sıktılar kurşunu.

“Size zafer kazandırmayacağız” diyen bir mesajdır bu. Kobane’ye, Kürtlerin hâkim olmasından değil duydukları asıl rahatsızlık, “Kürtlerin Çanakkalesi’’ni görmelerinden.

Hrant’ı arkadan, ensesinden vurdular.

Bir devlet mesajıdır enseden vurmak ve her zaman “bilinmez, karanlık bir el” olarak kalır cinayetler.

Ermenilerin de bu ülkede söz sahibi olduklarını hatırlatan ve yavaş yavaş hayatın içinde “Biz de varız” diyen sesin temsilcisiydi Hrant. “Hayır” dediler. Hiç yokmuş, hiç olmamış gibi yaşamaya devam edeceksiniz. İşte bu yüzden Hrant davası bir türlü sonuca varamadı. Adalet, Hrant’dan yana hiç kazanılmayacaktı. Kazanması ve hesaplaşılması, Ermeni vatandaşların sinmiş, korkmuş ve hiç olmamış gibi yaşamalarına son verecekti. Asla, söz konusu adalet bile olsa kazanma duygusunu tattırmayacaklardı. Ne olursa olsun bu dava da diğerleri gibi, içe atılmış bir yara olarak kalacak, “hiçbir şey kazanamayacakları” duygusu üzerlerine serpilecek ve hepsi yeniden dış kapının dış mandalı oldukları hissiyle kendi içlerine yani acılarına gömüleceklerdi. 1915’i hatırlattılar Hrant’ı katlederek. O acıları, soykırımı ve tüm yaşananları yeniden sızdırdılar yüreklerine. Yıllar sonra Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan bir kez daha bu anlayışı “Affedersiniz, daha çirkini bana Ermeni dediler” diyerek dışa vuracaktı. Ermeniler hep “çirkin, hain ve aşağılık” olarak tanımlanmaya devam etmeliydi. Devlet kendine benzettiği Ermeni’yi, Kürdü seviyordu ve zaten onlar da üstüne alınmıyordu.

Bu anlayış, devletin tüm kurumlarını yönetiyor. Aslında yönetememe krizlerinin açık kaynağı da burası. Kim gelirse gelsin, bu kodların içine girmeden varlığını sürdüremez. Tüm yaşananların tetikçisi haline getirilen iktidarlar, ayakta kalmalarının bu kodlara sahip çıkmak olduğunu düşünürler, düşündürtülürler. Hırsları, çapsızlıkları ve güce tapınmaları onları hızla eski olanın kalıbına sokar. Türk İslam ile sentezlenmiş dünyaları ise buna her zaman uygundur. Kim kimin kucağında oturuyor olduğunun zaman zaman belirsizleşmesi yanıltmasın kimseyi. Kim kimin kucağında olduğunun bir önemi yoktur. Oturdukları sandalye hep aynı çünkü.

Ensemize sıkılan kurşun da.

Oysa, “Öldükçe çoğalıyor insanlar”

Akın Olgun
Birgün
__________________











Geçen zamanın cevapları, bugünün sorularına ışık vermiyor, geleceği de belirsiz kılıyor.

SerseriGezgin Şu Anda Forumda.   Alıntı ile Cevapla
SerseriGezgin'in Mesajına Teşekkür Etti