Tekil Mesaj gösterimi
Eski 17.10.14, 16:40   #1
Mislina
Süper Üye
Mislina - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: May 2012
Konular: 458
Mesajlar: 2,989
Ettiği Teşekkür: 4166
Aldığı Teşekkür: 9717
Rep Derecesi : Mislina gerçekten güzelMislina gerçekten güzelMislina gerçekten güzelMislina gerçekten güzelMislina gerçekten güzelMislina gerçekten güzelMislina gerçekten güzelMislina gerçekten güzelMislina gerçekten güzelMislina gerçekten güzelMislina gerçekten güzel
Ruh Halim: none
Standart Feride | Yılmaz Odabaşı

Feride…











Sunu:


“İstasyonda konuşan iki dilsizdi onlar,
ayrılığı söyleyen kara gürültülerde.
Şaşkındır buralarda ayrı düşmüş aşıklar;
kış’ın ve silahların beyaz serinliğinde”

-L.Aragon-




K(adın) : Feride
Uyruğun : Dünya

Aynı yağmurlardan kaçarken bir saçağa düştük önce; sonra gece, avluda bir kırık dal dursa üşürdü Feride. Tarihini düşmedim, düşünmedim, ama tenimiz tanışır önce ve terimiz…
Geceye yağmur inerdi işte böyle sicim gibi, ipince… Giderek soğuyan dünyamıza kanat vururken kuşlar ve hüzünle şaşırırken yolunu yitik yıldızlar, Feride, bir destan gibi yürürdü ömrünü akmaya yarışırken sular…
Sonra sular sulara, günler günlere vururdu ve hayat onu da, beni de hem ne kötü vururdu; hayvan gibi vururdu hayat, küfür gibi, namlu gibi vururdu. Sonra Feride geceler boyu uyurdu ve susunca yeryüzü boğulurdu. yeryüzü yüreğimdi biraz da, kururdu. Kururdu…

/Ben onu dilsiz ve dipsiz biçimlerden çaldım kimselere…
Kimselere bırakmam./
Öpüşlere sararım, gidişlere sorarım.
Kimselere… Kimselere bırakmam!
Feride başak kokar, esmer bir başak.
Gözlerini hep s(aklar) utanırken.
Sonrasını… Sonrasını ben bilirim.

Günler turşu kıvamındaydı; şarkı söyler, rüzgar giyerdik akşamları. Masamızda hep ucu kırık bir karanfil dururdu; yaralarımızı sarardık, sorardık ihtilal dönüşleri.
Kadınlar ve erkekler kendi aybaşlarındaydı: gelinler su başlarında, şöförler direksiyon, gerillalar silah başlarındaydı. Bitmezdi tükürdüğüm savaşları da ” apoletleri büyük beyni küçük” generallerin!

Orospular sızardı gecenin yırtmacından.
Yırtmaçların tenine küfür dolardı
ve küfür yazardı gazeteler;
geceler küfür kokardı/ alkol ve sperm…
Günlerin yaslı yüzünde kan…
Günler turşu kıvamındaydı.
Faşizmin kıvamında işkenceler.
Bir uzun yol şoförü uzun yolları…
Yolları Feride’yi andığım gibi anardı.
Geceler devriye dolardı.
Feride hınca hınç grevdedir tek tip insan pazarlarında;
dağlara atarım, bulutlara katarım onu kimselere …
Kimselere bırakmam!
Kül gecelerinden çalarken onu ateşlerin içinden,
bastım bağrıma üzüm suyu damıtır gibi,
sarar gibi ağrısını ışık kanatlı bir güvercinin,
dirildim, dirilttim onu kimselere bırakmam,
kimselere!
Sonra tenini tutukladım avuçlarımla,
mühürledim dudaklarını ateş kızıllığında;
katıp onu yaşak şarkılarıma, kitaplarıma,
Feride’yi şiir saydım biraz da..




1.Bölüm

/O aşklar ki hayatın teninde bir oyundu;
dağıtınca bir yangının alazında süngüler
birileri anlatmaya koyuldu…/

“(…) Bugün kimse konuşmuyor (eski söylediklerini yineleyenlerden
başka), çünkü dünyayı sürükleyen kör ve sağır güçler, öğütleri, haber vermeleri,
yalvarıp yakarmaları dinleyeceğe benzemiyor. Şu son yıllarda gördüğüm bizde
birşey kırdı. Bu şey, insanın güvenidir; o güven ki, insanlığın dilini konuştuk mu bir başkasından insanca karşılık göreceğimize inandırırdı bizi, (…) İnsanlar arasında sürüp
giden uzun dialog bitti…”

-A.Camus-



(Herkesin bir Feride’si vardır ben bilmez miyim,
Herkesin bir ayakkabısı gibi bir de şarkısı,
Herkesin bir kimsesi vardır ben bilmez miyim;
bir de kimsesizliği….)

I
Gözlerinle gözlerime dokunuyorsun.
Bir bilsen o an gözlerim oluyorsun;
kaçalım, beni gören sen sanacak…


II


Görüyor musun adınla başlıyor her şey.
Karın eriyişi, yağmurun dirilişi,
özlemenin ilk harfi, gücün hecelenişi.
Adınla!
Adınla her şey:
Şarabın dökülüşü,
sesimin eskimeyişi…
/Ben ise sana abanıyorum;
büsbütün aşk kesiyorum…/
Yenile yenilene bana abanıyorsun sen de.
Ateş kesiyor dudakların;
saçlarına tutunmak bu yangın yerlerinde.
/Ben nereye gitsem biraz senden gelirim;
ardımdan kuşlar ve uykular gelir…/
Feride,
ey yââr!

III

Yazgıma çıkıyor bu kent,
ben kentlere çıkıyorum;
kentler kent olmalı Feride,
bir türkü tutturup
açabilmeliyim alnımı gecelerinde…
Güne koşarken çocuklar, güne erkenden,
ya deniz ya da dağ kokmalı yolları…
Çocuklar çocuk olmalı.
Aç bakmamalı sevgiye.
Çocuklar bazen bir ülkedir.
Gözleri gök(yüzünde)
Ter ve güneş kokarken işçiler evlerinde,
herkez kendi gibi olmalı, adı gibi;
yoksa utanır rüzgarlar hakedilmiş iklimlere…

IV

Çarşılarda kalabalık yürüyor;
o kalabalık soluyor ” faili meçhûl” lerde.
(Bu kalabalık ölmese,
aşk,
önce!)

V

Çarşılarda kalabalık yürüyor;
çarşılara abanıyorum bende:
- Gülüşleri, konuşmaları, oturuşları nerede?
Hani çocuklar mavi esintilerde
Bu kanlar da ne?
Bir bilsem,
gömleğimi parçalıyorum günün orta yerinde.
Çatırdayarak kopuyor düğmelerim.
Suçlular nerde?
Bıyıklarımı kemiriyorum, bitiyor,
çekip koparıyorum saçlarımı.
Bir bilsen ter damlıyor yüreğimden yerlere;
bileklerim kesilmiş, damarlarım dökülmüş caddelere.
Ben çarşılara abanıyorum işte;
çarşılar yalnız, çarşılar yalan,
çarşılar bana abanmıyor Feride…

VI

Keder de yıkar bendini;
yağmur iner, gök boşaltır içini.
Büyür
mü benim yüzyılım;
benim yüzyılım hani?
Çoğaldım bir soruyla dolaştım sokakları.
Bir soruyla açıp her sabah penceremi.
Benim yüzyılım hani?
Benim yüzyılım hani?
Bir susamışlık oluyorum gitdide;
ağlamışlık, kanamışlık birdendire…
Artık bütün sularda bir susuzluğum işte.
Yankısı yok ki sesimin caddelerde;
“bir yudum” diyorum sonra:
” Bir yudum, halkım!”
Ben çarşılara abanıyorum işte;
çarşılar yalnız, çarşılar yalan,
çarşılar bana abanmıyor Feride…

VII

Artık böyle başlar gün;
bir tomurcuk patlar,
bir dal kırılır apansızın.
Birileri düşer yağmurlara…
Yağmurlara zamansız.
Belki ağzının kıyısı kansız,
yarım kalır türküsü;
dağılır, yiter sesi,
anlatılır rüzgarlar öyküsü…
Daha önümde ardımda korkunun kokusu
ve vahşetin böğründe zulmün tortusu.
Sonra güne koştum, güne coştum,
kucağımda dünyanın türküsü…
Çıkıp kentin en geniş meydanında
Boğazımı gömleğim gibi yırtıyorum:
- Susmayın! diyorum. Birşey bilmiyorsanız küfredin
düpedüz küfredin işte!
O an gökyüzünde dingin bir bulut ve duvarları aşabilen
rüzgârlar çarpıyor yüzüme…
(Bakıyorum da yollarda kanım pıhtılaşıyor;
üstüm başım kir karanlık vay balam!)

VIII

Kapıyı yağmur diye çaldılar oysa.
Açtık:
Kasırga!
Kasırga,
kasılıyor
kaslarında ülkemin…
(Bu hep böyle sürmese,
aşk,
önce!)

IX

Sonra bir bilsen teni kan içinde hayatın
Dikkat dikkat!
Ülkem dolaylarında yatmakta olan insanlar için
….. gruplarında kan
aranmıyor!
Yitirdik infazlarda güllerimizi.
Can aranıyor… Can aranıyor!
Birden ön masadan üç adam kalkıyor,
“Kes ulen!” diyorlar; “- Ne canı? Can burada işte!
Oturmuş pişti oynuyorlar kahvede!”
Benim yüzyılım hani?
Arkadaşlar, su yok mu be!
Derken yerlerde pıhtılaşmış kanların üzerinden,
bir uğultu ummanında seslerin üzerinden,
çarşıları yalnız kentlerin üzerinden,
gidiyoruz Feride…

Görsel: julia Margaret Cameron


__________________
"Ama gerçek, aziz dostum, can sıkıcıdır."

Mislina isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla