Tekil Mesaj gösterimi
Eski 17.10.14, 17:04   #2
Mislina
Süper Üye
Mislina - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: May 2012
Konular: 458
Mesajlar: 2,989
Ettiği Teşekkür: 4166
Aldığı Teşekkür: 9717
Rep Derecesi : Mislina gerçekten güzelMislina gerçekten güzelMislina gerçekten güzelMislina gerçekten güzelMislina gerçekten güzelMislina gerçekten güzelMislina gerçekten güzelMislina gerçekten güzelMislina gerçekten güzelMislina gerçekten güzelMislina gerçekten güzel
Ruh Halim: none
Standart Cevap: Feride | Yılmaz Odabaşı

2.Bölüm


Ey o kasırgalarda okyanuslar çiğneyen gemi;
ayrılıksa: “Vur sineme öldür beni!”
“…Yapılmamış, unutulmuş itirazlar mı vardı? Kuşkusuz vardı
böyle itirazlar (…) Neredeydi şimdiye kadar görmediği o yargıç?
Neredeydi o yüksek mahkeme? Konuşacaklarım var. El kaldırıyorum…”

-F.Kafka-

X

(Portatif bir hayat,
katlanabilir…)
Feride,
şimdi yanaş kıyılarıma bir vapur gibi;
çarpıp durayım güvertelerde gözlerine…
(Beni böyle bir eller,
beni yollar, beni yeller,
kelepçeler, hücreler beni
alıp gitmeye,
inan ki Feride inan,
aşk, önce!)

XI

(Poliste)
Gözümü bağlıyorlar; korkma sevgilim, gözümü,
gönlümü değil…
Kanlı karanlık odalarda,
beni morartıyor, azaltıyorlar;
böyle her seferinde,
çıkınca, fırında ekmek gibi kabarıyorum.
Sonra bir çoğalıyor, bir çoğalıyor, bir çoğalıyorum…
(Bir güzel renk değiştiriyorum; korkma, yürek değil,
renk değiştiriyorum sadece…)

Kollarım gidiyor önce, ayaklarım, ellerim;
saçlarım gitmişti zaten, bileklerim gitmişti.
Biliyor musun bir sen kalıyorsun içimde,
yüreğimin alazında biz bize
ağlaşıyoruz sessizce…
(Sonra gözlerim açılıyor; korkma, dilim değil,
gözlerim sadece…)


XII

(Mahkemede)
Yurdum,
seni:
“Devlet
topraklarının
bir
kısmını
veya
tamamını
ayırmaya
yönelik”
ve
“gizli”
seviyorum
dediler…

XIII

(Hapishanede)
Buraya gelme Feride,
bir hançer gibi saplama
savuran gözlerini yüreğime.
Yine o öksüz koridor, o yaslı ve yaşlı koğuş;
küf ve sidik kokuları yine.
Ben volebol oynuyorum bahçede
ve birikmiş gibi volta borcumu
taksitle, her gelişte ödüyorum…
Aldırma, bir kedere sevkolunmuş sûretim;
kadınım,
kardelenim,
gülenim…
(Bir de sen… sen Feride olmasan,
bana böyle delice göz kırpan yeryüzüne kanmasam;
kanmasam mahvolurum kız, mahvolurum!)


XIV

Ekmeksiz kal da demiştim
içeride
kavgasız, kadınsız, çaresiz kalma;
bunları yazmadılar hayat bilgisi kitaplarında!
Feride, tütünü türküye banar da içer,
Yüreğinde bir tufanın negatifleri…
Yazmadılar!
hep ölüm bu(yurdunuz).
ya-
zı-
yo-
rum:
Ey devlet, artık o(kulun)
yok senin!

XV

/Ben uçurumlar önünde kendimi kemiren kerem,
artık kendini kemiren türküler dinlemem…/
Dinlemem
ki rüzgârdım,
usulca kedere kaldım.
Yürüdüm, göçebeydim;
yürüdüm, kurşunlandım!
Sonra mart kaldım, eylül kaldım ey susmanın çorak
iklimi. Yüzümde uzun sürmüş soruşturmalar yorgunluğu;
çarmıhlara gerildim ölümlere tek kaldım…
Bu
tufan
ne yana?
Yana
yana
susmayı dilinde
büyümeyi bilincine devşiren çocuk?
…/6

XVI

(Dışarıda)
Çıktım
uyku sızarken gecenin şarkısından.
Nerede yaralı kuşları yorgun yüzümün,
kendi köpüğünü eriten bir denizde?
Bileylenen her bıçak kınında çirkin;
kınından çık yüreğim, geç mi kaldın geç mi kaldın?
Bir örümcek sabrıyla sevdam örerken kendini,
yüreğim bir uzun hava, sabrım uçurum şimdi…

XVII

Çıktım, kanlı karanlık odalardan;
elbet çıkarım, çıkacağım!
Şimdi dağları aralasan bu akşamüstleri ben çıkarım.
Kuşları kovalasan, yürüsen yolları göçebe yanım.
Geceleri kanatsan alnımda yağmur, saçlarımda kar türküsü,
çıkarım!
(Ben bu çiçeği bölsem, koklasam sen çıkar mısın?)
Bu nasıl yalan yollar ki böyle yürüdüğüm.
Saçlarının kokusu sinmiş bu kente.
Bu gece saçlarından geçiyorum yüreğim ter içinde.
Sussam yokluğun kan tükürür beynime;
geceler büyürse tutsağım sabahlar doldur yüreğime…
Çıktım
da kentler kent değildi yine.
Belki bu yüzden tüketmiş soluğunu şarkılar,
kuşlar da gitmiş, kederler büyümüş,
ama hiç boğulmamış içimizde kıyılar…
(Kıyılarıma varsan ben çıkarım.
Çocukluğuma dokunsan öksüz çıkarım.
Halkımı tanısan yurtsuz çıkarım!)


XVIII

Kal, kendinin anası ol önce doğur kendini;
sonra gel beni doyur büyümeden açlığım…
Sesim mi?
O da büyür sen kaygılanma
Gel
bata
çıka
çıkalım;
düşe
kalka,
gide
dura,
güle
ağlaya…
(Bana kalsa bir namlunun ucundan
sesimi, gümbürtümü alır çıkarım;
ben bu şiiri okusam sen çıkar mısın?)


XIX

Sonra zıbarıp kalmak için yer ayırttım bir “paspal palas” ta;
oturup fotoğraflarına baktım, zamanın buğusundaki
külleri temizledim. Sokağa çıktım, yasak yürüdüm;
üzerime adını almayı unutmadım…
Yollara dokunmadım, kedilere, camlara dokunmadım;
yıldızlara…
Yıldızlara hiç dokunmadım, dokunsam düşecektin…
Sonra geceye şiirler okudum, bitti,
bitmedin!
(Sen bir şeyler bilsen bildiğinden ben çıkarım.
Sensizliğime dokunsan sessiz çıkarım…)

Şimdi sokaklardayım.
Sokaklarda içimin sokaklarına adın yürüdü,
adın satırbaşlarında ayrılıkların.
Oysa ben bu geceyi bilmiyorum,
yolları bilmiyorum
unutmayı hiç;
şimdi sokaklar bile esniyor
uyumayı bilmiyorum…

XX

Otelde yanmayan bir gaz sobasının yerlere dökülmüş
atıkları soluğumu kesiyor. Soba boruları kırık camlardan
dışarıya uzuyor; dışarıda kar, dışarıda rüzgâr esiyor;
uykusuzluğa uyuyorum…
Ben seni, seni diyorum Feride;
nasıl gelirim, hangi sokaklar çıkar sokak, desene?
Seni yorumluyor, sana yoruluyorum işte.



__________________
"Ama gerçek, aziz dostum, can sıkıcıdır."

Mislina isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla