Tekil Mesaj gösterimi
Eski 19.10.14, 01:19   #4
Mislina
Süper Üye
Mislina - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: May 2012
Konular: 458
Mesajlar: 2,989
Ettiği Teşekkür: 4166
Aldığı Teşekkür: 9717
Rep Derecesi : Mislina gerçekten güzelMislina gerçekten güzelMislina gerçekten güzelMislina gerçekten güzelMislina gerçekten güzelMislina gerçekten güzelMislina gerçekten güzelMislina gerçekten güzelMislina gerçekten güzelMislina gerçekten güzelMislina gerçekten güzel
Ruh Halim: none
Standart Cevap: Feride | Yılmaz Odabaşı

4. Bölüm




” Güllerin bedeninden dikenleri teker teker koparırsan
dikenleri kopardığın yerler teker teker kanar
dikenleri kopardığın yerleri bir bahar filan sanırsan
Kürdistan’da ve Muş – Tatvan yolunda bir yer kanar
Muş – Tatvan yolunda güllere ve devlete inanırsan
eşkıyalar kanar, kötü donatımlı askerler kanar

(…)

Muş – Tatvan yolunda bir gün senin akşamın ne ki
orada her zaman otlar otlar ergenlikler kanar
el ele gittiğimiz bir yolda sen gitgide büyürsen
benim içimde çok beklemiş, çok eski bir yer kanar…”

- Turgut Uyar -


XXXI

Rüzgâr
ve kar.
Kar… Yurdumda
Bir dal daha kırılıyor rüzgârda.
O dalı yeşertebilir miyiz Feride,
baharda?
İki gözüm, kar yağıyor dışarıda.
Elimde terliyor ellerin.
Kar yağıyor yoksul gecelerine ülkemin,
pencerelerine perdesizliğin…

XXXII

Kara bin damla kan düşürüyoruz.
Çoktandır ayaz günleri ülkemin.
Karda
kar değil,
kan mevsimi!

XXXIII


Bırak, serseri yağmurlar, darbeci generaller, vizite
kağıtları, gündelik telaşlar bir an bir yerlerde kalsınlar!
Gecenin yüzüne karşı konuşan cinayetlerde ölümdü,
kederdi, hasretti gördün!
Tüyleri dökülen bir kuşun yüreği ne kadar sıcak ve bir kez
ağzımızdan çıkmış bir küfürdü hayat!
Şimdi göç yollarında mısın?
Yurdunu mu itirdin?
Örselenmenin yurdu
yok! Özlemenin
yok!
Daha gece bir keder salkımıyla geliyor;
bir salkım da bizden!
Yollara çıkmanın yurdu
yok! Yürümenin
yok!
Şimdi hasret, iri gözlü bir çocuktur çırılçıplak
kıyılarında her uçurumun! Göç yollarında yurdum
yağmadır, kabarık ve kangren!
Ömürlerin ömrü
yok! Efkârın takvimi
yok!
(Yok! Yağma, kabarık ve kangren…)

XXXIV

Şimdi bir namlu gibi gözlerin.
Dışarıda kar dinmiş, çamlar gelin…
Bak, bir izbe oda düşmüş payımıza.
Israrla çoğalıp, inadına;
ışıkları söndürelim,
susmasın elim.
Tenimi tanı, kokumu ve terimi…
Bir çığlık bir bıçak olup yırtacaksa geceyi,
al göm göğsüme dağlanmış sûretimi.

XXXV

Bana bir ölüm tarif et Feride.
Yakma cıgaranı,
çek şu kibriti de.
Olur ya,
dinamit gibiyim bu gece…
Aldrıma, bir kedere sevkolunmuş sûretim;

XXXVI

Daha yenile yenilene bana abanıyorsun sen de.
Ateş kesiyor dudakların.
Saçlarınsa tutunmak bu yangın yerlerinde.
Bırak! Çarşılar bana abanmasa da,
ben çarşılara abanacağım yine,
yoksa bu şiir burada biter Feride!
Çarşıları yalnız, kentleri öksüz,
şiirleri yarım bırakmayalım…

XXXVII

Sonra kirli bir duman çöküyor kente.
Şerçelerde sonbahar mahmurluğu…

XXXVIII

Şimdi ***** ve arabesk geceleri bu kentin
ve ölesiye yalnızlığım.
( Bir de sen… Sen Feride olmasan,
bana böyle delice göz kırpan yeryüzüne kanmasam,
kanmasam mahvolurum kız, mahvolurum!)


XXXIX


Sana bir bıçak vereyim rüyalarımı dağıt,
bir rüzgâr vereyim külümü,
bir sevda vereyim kuraklığımı dağıt.
Biz o yıllar rezil gecelerde üşüdük;
hey gidi kirli günler ne çok üşüdük…
Sıcaklığımı al şimdi bu üşümeleri dağıt.
Bak bu kentler yeter bize
sevişmek için de, çıldırmak için de…
Kalabalık ol gel yalnızlığımı,
gövdemi vereyim gel dağıt açlığımı…
D(erken) yıllar geçer,
o herhangi bir gün de akşam olur.
Akşam olur sen bana bir bardak çay getirirsin.
Ensenden öperim, o saat bardakta şeker gibi erirsin.
Sen bir yaz güneşisin bakınca gözlerine bir sevinir
bir sevinirsin.
Yüreğinden ansızın okul çocuklarının trampetleri geçer.
Tramvaylar, havai fişekler geçer.
Benim yüreğimde ise hep uzak ki yollar,
içinden uzun yol otobüsleri, sessiz ırmaklar geçer.
Benim ırmaklarım,
ırmaklarım benim senin gözlerinden geçer…
(Biz on ikiden vurulmuş eylüllerde üşüdük.
Hey gidi kirli günler ne çok üşüdük!)


XI

Şimdi ” kaç” diyorsun da,
başka sokağım yok ki,
başka yağmurum yok ki benim.
Sokaklar mühürlüdür burada.
Kalbinde kör bir baykuş telaşı saklar.
Benim yüreğimde ise hep bir tabur konaklar.
Kalsam bu kent beni yaralar.
Sabahlarında kederli çocuk gözleri,
göğsünde sahte lambalar;
sonra bir yağmur
ipince,
bir yağmur daha başlar.
Ölümün taht kurduğu varoşlarda
nasıl da kirlenir aşklar…

XLI

Yorgun bir baş ayrılacak gövdesinden.
Bir kaçak gibi gideceğim bu kentten.
Bir baş nasıl ayrılır gövdesinden?
Bir rüzgâr,
ikliminden?
Bir ırmak,
sesinden?
Bir şair,
bir şiir ülkesinden?
__________________
"Ama gerçek, aziz dostum, can sıkıcıdır."

Mislina isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla