Tekil Mesaj gösterimi
Eski 19.10.14, 01:29   #5
Mislina
Süper Üye
Mislina - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: May 2012
Konular: 458
Mesajlar: 2,989
Ettiği Teşekkür: 4166
Aldığı Teşekkür: 9717
Rep Derecesi : Mislina gerçekten güzelMislina gerçekten güzelMislina gerçekten güzelMislina gerçekten güzelMislina gerçekten güzelMislina gerçekten güzelMislina gerçekten güzelMislina gerçekten güzelMislina gerçekten güzelMislina gerçekten güzelMislina gerçekten güzel
Ruh Halim: none
Standart Cevap: Feride | Yılmaz Odabaşı

5. Bölüm


İşte o aşirette çerçilerle, türkülerle büyümüşüm
çocukluğumu.
Yani benim o eksik aşiret çocuğu.
Bu fotoğraftaki gibi eski ve derin bir anı, yaralı …
Artık bu fotoğraftaki gibi rüzgâra dik değil boynu.
Bu yüzden beni bir rüzgâr sayın.
Beni bir rüzgâr!
Dağlaran ve kentlerden kovulmuş,
ve sürülmüş çığlığın ıssız deltalarına;
ömrüne tükürülmüş
bu rüzgâr,
sorarım
ne işe yarar?
Rüzgâr yorulmuşum,
rüzgâr kanamışım,
yanarım; sararım;
sonra her ipi denerim infazıma!

XLII

(Her ipi denedim infazıma!)
Artık uçurdum yüreğimin ıssızlığından ıslak güvercinimi.
Ömrüm kopacak bir infaz ipi…
Belimde bir silah var bu gece dağıtacağım beynimi
Bu gece.
Yine gece!
Dağıtacağım geceyi birdenbire.
Dağıtacağım yaşamdan rengimi.
Şu başına buyruk takvimleri, kinleri, kirleri.
Belimde bir silah var dağıtacağım beynimi.

XLIII

Sonra ışıklar, ıssızlıklar içinde, yeniden,
yürüsem de uğultulu bir gençlikle;
her bıçak tenimi,
her namlu beynimi sınar.
Tutuklarken yangınlar acemi dilimi de,
bir anı, bir dize kalır belki geride..
Kirli yaşansa da günler evrilir maviye.

XLIV

Hayat, hep böyle düşünmek, düşmek;
“düşmek” dedim de,
düştüğüm çok oldu biliyor musun
ve düşürüp bir şeyleri düşündüğüm çok oldu…
Ağlar gibi olup!
da ağlamadığım;
ağlamaz gibi durup
da ağladığım, çatladığım çok!
Yurtsuzdum, bunu yazdı bültenler de.
Yurtsuzdum da yeni bir yurt kurdum kalbime.
Sana bile vize koydum, kimlik sordum Feride.
Ben feodal bir yaraydım belki de…

XLV

Oysa ki iki tufandık seninle.
Yatağını arayan iki ırmak belki de.
Çoktandır dalgınlığımı düşürüyorum göğsüne;
yorgunluğumu, solgunluğumu bu dar evlere…
Ve akşamüstleri taşıtların amansızca zırladığı bu kentte,
geceler karanlık, çiçekçiler uzak, aşklar dağınık;
beni anlamıyorsun!
Ve biz seninle soğuklar gibi yoksul;
çünkü bir ekmeğin öyküsü ilişmiş kimliğime…

XLVI

Sonra geceler boyu izimi sürdü kan düşmanlarım.
Ansızın sesimi koyacak yer bulamadım.
Bir sesim vardı
bas bariton.
Onu da dağlara emanet ettim.
Duruyor,
orada,
çapraz asılı silahların gizli esmerliğinde.
Artık gözümü kırpmadan vurabilirim kendimi de; vurabilirim kendimi bir usturanın katil çeliğiyle. Ya da o bir paslı tüfekle 24.00 sonrası… Bir namlunun ansızın dağıtacağı beyni bırakabilirim bulvarda aç gezinen itlere; ardımdan kan… Kan koksun gece!
(Bilirim cesedimin üstünde bir dal kırılır, bir yaprak hışırdar yine; orda ” kime ne” sin sen;
alıp gidensin kendini kendinle…)


XLVII

Ölürsem heceler kalır dişlerimde.
Ay biter-
se bende, ay üşür-
se ölmüşlüğüm kadar üşürüm ben de…
Kalınca ömrüm ölüme
yalnız!
(Zaten yalnızdım…)

XLVIII

Yalnızdık dağlara karşı.
Ya kentlere?
Kentler ki tükürsek içinde boğulacaktık.
Sulara karşı yalnız…
Gecenin desenine ay dokununca,
yalnızdık.
Yük ve türkü taşıyan o ipek yollarına bir de…
İşte şimdi ay kanar
ve uzakta, bozkırlarda atlar…
Atlar…
Atlara yalnızdık.
Yalnızdık karanlığa Feride…
(Şimdi vuruldu bu sevda da bir fısıltıya.
Çiğnenmiş bir bahçedir artık ömrümüz…)


XLIX

Denizleri özlerdi Feride.
Elleriyle atlasları örterdi;
deniz yerlerini atlasların.
(Herkesin bir Feride’si vardır bilmez miyim.
Herkezin bir ayakkabısı gibi bir de şarkısı.
Herkesin bir kimsesi vardır ben bilmez miyim;
bir de kimsesizliği…)


L

Yanmaktan değil, yakmaktan ” müebbed men” ömrümde,
bir tutam hırçın gençlikle,
yürüdüm takvimlerin amansız büyüsüne;
yüreğim uçurumlar denginde.
(Ve hangi renkte olsak da,
kalarak bizi sarıp sarmalayan günlerin
asıl rengine;
rengarengine…)

Benim ömrüm hep beyaza kandı.
Hangi beyazı tutsam gri oluyor;
sonra boğulup kararıyordu…
Hiçbir beyaz
bembeyaz;
hiçbir yaz,
yaz
kalmıyordu!
(Bütün griler eskiden beyazdı Feride…)


Tüketmeden sevda ezgilerini bir ünlem olmak varken;
üç mevsim ilkyaza açlırken yeşile dolmak varken,
yerküreyi sarmaşık gibi sarmak, tek telden her tele bir
akort olmak, dorukların dağlarına tutunup kalmak, meydanlarda, halaylarda diz kırıp gülmek varken; sen sar ve sor beni bırakıp gitmek varken…
Çünkü sana gelmiştim, dağılmıştım, sevmiştim;
en umulmaz o sularda vurgun yemiştim…
(Artık sen … Sen Feride olsan da,
bana böyle delice göz kırpan yeryüzüne kansam da,
kansam da mahvolmuşum kız, mahvolmuşum!)


LII

Her yağmur bir gök bulur elbet kendine; her yeşil bir dal, her su bir damla, her ateş bir kül, her takvim bir yıl bulur kendine! Her yangın bir duman, her öğrenci bir okul, her artı bir eksi, her yol bir taşıt, her soru bir yanıt.
Her Aragon bir Fransa,
her Fransa bir Elsa…
Her Karacaoğlan bir zülüf (yeter ki bakmayı bilin, her yârin bir zülfü vardır); her ressam bir tuvâl, her kış bir ayaz, her kitap bir okur, her şarap bir adam bulur kendine; (yeterki şarap, şarap olsun, içen çıkar…)

LIII

Her deniz bir martı, her ömür bir tufan, her rüya bir uyku, her nota bir şarkı, her mezar bir ölüm, her ağaç bir kök, her dağ bir duman, her güneş doğacak bir kuytuluk bulur ya kendine,
bulur ya;
ben
senden
başka
sen
bulamam…
B u l a m a m !

LIV

Paramparça kıldım şiirimi,
S
o
n
r
a
a
ş
k : Sonra !
/Ve gittim yüreğimde kan gülleri.
Siz de o aşkın teninde dinamit sayın beni!/

1989/ Bağlar, Diyarbakır


__________________
"Ama gerçek, aziz dostum, can sıkıcıdır."

Mislina isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla