Tekil Mesaj gösterimi
Eski 07.11.14, 13:52   #1
SerseriGezgin
Cehennem Yolcusu

SerseriGezgin - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: Oct 2011
Yaş: 33
Konular: 1428
Mesajlar: 7,267
Ettiği Teşekkür: 29582
Aldığı Teşekkür: 32310
Rep Derecesi : SerseriGezgin şöhret ötesinde bir itibarı vardırSerseriGezgin şöhret ötesinde bir itibarı vardırSerseriGezgin şöhret ötesinde bir itibarı vardırSerseriGezgin şöhret ötesinde bir itibarı vardırSerseriGezgin şöhret ötesinde bir itibarı vardırSerseriGezgin şöhret ötesinde bir itibarı vardırSerseriGezgin şöhret ötesinde bir itibarı vardırSerseriGezgin şöhret ötesinde bir itibarı vardırSerseriGezgin şöhret ötesinde bir itibarı vardırSerseriGezgin şöhret ötesinde bir itibarı vardırSerseriGezgin şöhret ötesinde bir itibarı vardır
Ruh Halim: Ruhsuz
Standart Bunlar mı Uçuracak Ülke Ekonomisini?



Başbakan Ahmet Davutoğlu ekonomi yönetimiyle birlikte dün Hükümetin ekonomideki yeni yapısal dönüşüm programının bir kısmını açıkladı. Böylece önümüzdeki dört yılı kapsayan (2015-2018) ve 25 alanda geniş kapsamlı dönüşüm öngören programın ilk 9 maddesi belli oldu.

Program, Başbakan ve Hükümetin ekonomi kurmayları tarafından çok büyük bir ‘atılım ve ekonomik şahlanma’ havasında açıklandı. Açıklama sıcağı sıcağına, birçok yazılı ve görsel medya tarafından şöylesi abartılı ifadelerle yansıtıldı: “Başbakan ekonomiyi uçuracak reformları açıkladı. Devrim niteliğinde 9 madde.”

Doğru tedavinin uygulanabilmesi için doğru teşhisin konulması şart. Türkiye ekonomisinin sorunu ne? Bu soruya sınıfsal yani emekçilerin gözüyle bakmadan ilk elde verilebilecek çok net cevaplar var.
Sorunlar birçok iktisatçı tarafından ortaya konulduğu gibi Ekonomiden Sorumlu Başbakan Yardımcısı Ali Babacan tarafından da sık sık telaffuz edildi.


Bu sorunlar şöyle sıralanabilir:

* Türkiye ekonomisi her yıl belli ölçüde büyüdü ama bu büyüme ithalata ve dışarıdan gelen sermayeye çok bağımlı. Bu yüzden ülke ekonomisi sürekli cari açık veriyor.


* Tüketime, kent rantına ve doğa talanına dayalı.


* Büyümede frene basıldığında tüketim düşüyor. Tüketim düşünce de hazinenin gelir kalemi olan vergiler da düşüyor. Vergi düşüşleri bütçe açıklarına sebebiyet veriyor. Özetle; Tam bir ekonomik sarmal içindeyiz.

* İhracat cephesinde kırılan rekorlar da ithalata bağımlı. Türkiye fason bir üretici ülke konumunda.


Böylesi bir tablo içinde ilk akla gelen çözüm önerisi, tedavi yöntemi şu oluyor: Motorunun inşaat sektörü olduğu tüketim ekonomisinden derhal sanayi ekonomisine geçmek. İthalata bağımlılığı azaltmak. Cari açığa sebep olan sektörleri yerlileştirmek vs.


KÖMÜR TEŞVİĞİNİN SONUÇLARI ORTADA!

Hükümet de bu yönde adımlar atacağını iddia ediyor. Davutoğlu’nun açıkladığı 9 madde içerisinde de, “İthalata olan bağımlılığın azaltılması, Teknoloji alanlarında ticarileşme programı, yerli kaynaklara dayalı enerji üretim programı” gibi çözüm ve tedavi başlıkları yer alıyor.

Başlıkta koymak kolay da çözecek irade var mı?

Örneğin, Türkiye’nin enerjide dışa bağımlılığı meselesi. Yeni bir tartışma değil. Enerji ithalatı cari açıktaki deliği büyütüyor. Bu nedenle yıllardır “Bağımlılığı azaltmak için yerli rezervler açığa çıkartılmalıdır” sözünü AKP iktidarının dilinden binlerce kez duyduk. Duymanın ötesinde bu yönde atılan adımlara da tanık olduk.

Adımların en iddialısı 2009 yılında geldi. Yüksek Planlama Kurulu “Elektrik Enerjisi Piyasası ve Arz Güvenliği Strateji Belgesi” kabul edildi. Bilinen tüm linyit ve taş kömürü kaynaklarının 2023’e kadar tamamının elektrik üretimi amacıyla değerlendirilmesi kararlaştırıldı. Elektrik enerjisi üretiminde ithal doğal gaz tüketiminin yüzde 30’un altına indirilmesi hedefi konuldu


Sonuç ortada. Uygulama ölüme teşvik oldu, soruna çözüm olmadı.
Yasal mevzuat değişikliğiyle, milli parklar, orman alanları, tabiat alanları, tarım arazileri talana açıldı.

Maden işletmeciliği konusunda ve yerli kömürün verimli kullanılması hususunda dünyadaki teknolojik gelişmelere hiç önem verilmedi. Kazalar göstere göstere geldi. Sonuçta bağımlılık azalmadı ama hükümetin bu yönelişini gören AKP’li uyanlıklar durumu fırsata çevirdi. Ruhsat izinlerinin Başbakanlığa geçmesiyle birlikte, vekil yeğenleri, dayıları, iktidar tanışları, AKP teşkilatı üyeleri ülkedeki tüm madenleri işletmek için harekete geçti.


YERLİLEŞME HA DEYİNCE OLUYOR MU?

İnşaattan sanayiye geçiş de öyle ha deyince olmuyor. Bu zamana kadar defalarca verilen onca teşvikin sanayi hamlesi getirdiğini kim iddia edebilir?

Yerlileşme, millileşme deyince de hemen bunlar hayata geçmiyor. ‘Milli’ kelimesi bu aralar her şeyin önüne arkasına konur oldu. Savunma sanayiinde, kamu kurumları kendi içlerinde, şu veya bu şekilde, milli ürün geliştirip el altından yabancılara bunun bazı bölümlerini sipariş ederek ‘milli’ diye pazarladıkları şey de bağımlılıktan kurtarmıyor ekonomiyi.

Başka bir sosyoekonomik anlayış gerekir. Et bulamadığında, hayvancılığı geliştirmek, meraları koruma altına almak yerine, Angus ithal eden anlayışın işi değil bu makas değişimi.

Teşvikle olmaz dönüşüm. Dönüşümün alt yapısı kurulmalı önce. Var mı altyapı yok! Geçmiş olsun öyleyse.


BÜYÜME AMA NASIL?

Davutoğlu’nun ortaya koyduğu hedeflerden biri de 2018 sonuna kadar milli geliri 1.3 trilyon dolara çıkarmak.

Büyümenin emekçiye maliyetini şimdilik bir kenara bırakıp soralım: Büyüme iç pazara dönük mü, ihracata dönük mü gerçekleştirilecek? Ülke ekonomisinin en büyük ihracatı gerçekleştirdiği Avrupa pazarı can çekişiyor. Ortadoğu malum. Afrika’ya ihracat durumu kurtarmaz. Öyleyse geriye içerisi kalıyor. İç pazara dönük büyüme için iç talep, bunun için de tüketici kredilerinin ve devlet harcamalarının artırılması gerek. Aileler borçlanmada sınıra dayandı. Kredi ve taksit kısıtlamalarıyla kolay borçlanmaya fren koyarken nasıl olacak iç tüketim. Borçlanma olmasın tamam ama vatandaşın gelirini de artırmıyorsunuz! Ücretleri ve maaşları düşük tutuyorsunuz. Nasıl olacak öyleyse.

Döviz kurları ve gıda fiyatları yükselirken enflasyonla baş etmeniz de zor olacak. Öyleyse dönüşüp dolaşıp bildiğiniz gibi ranta, doğaya, ucuz emeğe yükleneceksiniz çok açık.

Talana ve işçi ölümlerine devam yani!

YANDAŞ SERMAYE SEMİRİR

2018 sonuna kadar işsizlik ne olacak? Davutoğlu, hedeflerinin işsizlik oranını yüzde 7 civarına indirmek olduğunu söyledi.

Belli ki ekonomi uçacak ama işsizlik yerinde sayacak. İşçiler ise batacak. Çünkü Hükümetin daha önce açıkladığı üç yıllık orta vadeli ekonomi programının emekçilere, işçilere vaadi çok açık. Özel istihdam bürolarından köle gibi pazarlanmak. Daha esnek çalışmayı hayata geçirmek. Bunun işçiler için anlamı daha çok taşeron olmak ve daha çok geçici çalışmak. Bir diğer hedef kıdem tazminatını fona devretmek yani işçilerin işten atılmasını patron açısından kolaylaştırmak.

Ekonomiyi uçuracağı söylenen maddelerde işçi ve emekçilere vaat yok. Sıraladığımız gerekçeler nedeniyle ekonomiyi de uçurmaz bu program. Anca patronlara yarar. Özellikle yandaşı uçurur. Örnek, madenler. Taraf gazetesinde Hüseyin Özay imzasıyla yayımlanan habere göre AKP’ye yakın iş adamlarının doğrudan veya dolaylı olarak kontrol ettiği bir maden şirketleri havuzu oluşturuldu. Havuzda, yaklaşık 150 maden şirketi bulunuyor.

ÇOK BİLDİK ÇOK TANIDIK BİR TAKTİK!

Başbakan Davutoğlu, ekonominin rotasını açıklarken yine bildik taktiklere başvurdu. ‘90’lı yıllardaki siyasi istikrarsızlığın, ekonominin daralmasına yol açtığından bahsederek, istikrar için kendi iktidarlarının şart olduğu algısı yaratmaya çalıştı.

Dünya ekonomisindeki gelişmelere bağlı olarak, uygulanan ekonomi politikaların sonucu olarak gerçekleşen faizdeki yükseliş ve ihracattaki azalış gibi olayları Gezi’ye bağladı. Sonrasında bir iktidarın basın toplantısı düzenlemesini gerektirmeyecek, rutin sayılabilecek işlerini büyük bir hamle gibi sundu.

İşte Davutoğlu’nun sıraladığı maddeler.

1- İthalata olan bağımlılığın azaltılması

2- Teknoloji alanlarında ticarileşme programı
3- Kamu alımları yolu yerli üretime destek
4- Yerli kaynaklara dayalı enerji üretim programı
5- Enerji verimliliğinin geliştirilmesi
6- Tarımda su kullanımının etkin hale getirilmesi
7- Sağlık endüstrilerinde yapısal gelişim
8) Sağlık turizminin geliştirilmesi
9) Taşımacılıktan lojistiğe dönüşüm programı


Bülent Falakaoğlu - Evrensel
__________________











Geçen zamanın cevapları, bugünün sorularına ışık vermiyor, geleceği de belirsiz kılıyor.

SerseriGezgin isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla