Tekil Mesaj gösterimi
Eski 18.11.14, 13:49   #1
Dilaver
Moderator

Dilaver - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: Oct 2012
Konular: 413
Mesajlar: 3,680
Ettiği Teşekkür: 18754
Aldığı Teşekkür: 20030
Rep Derecesi : Dilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardır
Ruh Halim: Uykucu
Standart Osmanlı Devleti'nde Çocuk

Osmanlı Devleti'nde Çocuk



Tarihimizde ''çocuk'' konusu, başlı başına, uzun ve ayrıntılı bir inceleme gerektirir. Osmanlı İmparatorluğu döneminde çocuklar belli bir yaşa kadar eve bağlı kapalı bir hayat yaşarlardı.Varlıklı kişiler çocuklarının okuması için özel öğretmenler tutarlardı. Yoksul olanlar ise "taş mektep" denilen mahalle okullarında okuma yazma öğrenirlerdi.

Tanzimat Dönemi'ne kadar Osmanlılarda çocuğun ayrı bir yeri ve konumu olduğu hakkında bir bilgimiz yoktur. Yani çocuğun farklı bir varlık olarak toplumda yer aldığı bilinmemektedir. Şüphesiz çocuklar sosyal hayat içinde her zaman mevcutlardı. Aile içinde bulunuyorlar, sokakta oyun oynuyorlar, okula gidiyorlardı. Bununla beraber çocuğun farklı bir varlık olduğu, değişik şeylere ihtiyaç duyduğu ya bilinmiyordu ya da böyle şeyler akla bile gelmiyordu.

Çocukların Tanzimat'tan önceki gündelik hayatları hakkında kesin bir fikre sahip olmak için eldeki veriler yeterli değildir. Osmanlılarda gündelik hayatı konu alan makale ve kitaplarda bile çocuklara ya çok az yer ayrılmış ya da -genellikle- hiç yer verilmemiştir. Nadiren söz konusu edilen çocukların hayatları ise padişah ya da üst düzey bürokratların çocuklarını içine almakta ve sıradan Osmanlı çocuklarının gündelik yaşayışı hakkında yeterli bir bilgi bulunmamaktadır. Bunun en önemli sebeplerinden biri Osmanlı çocuklarının belirli bir yaşa kadar eve bağlı, kapalı bir hayat yaşamaları olarak gösterilebilir.


Tanzimat öncesi döneme ait çocukluk hatıralarını anlatan eserlere de -dönemle ilgili ilk elden ipuçları vermesi bakımından- pek rastlanmaz. Bu dönem çocukları ile ilgili olarak söylenebilecekler özetle, mektebe başlama merasimi olan "amin alayları", basit ve ilkel oyunlar ve oyuncaklar ve sünnet törenlerinden ibarettir. Bununla beraber daha sağlıklı bir hükme varabilmek için devirle ilgili bütün kaynakları taramak gerekmektedir.



Osmalı'da 1. Ahmet [1590-1617] döneminde, çocukları en çok sevindiren armağanlardan biri olan mavi-kırmızı renklerdeki gemiler, ustadan çırağa aynı biçimde bir gelenek halinde sürmüş, ancak 19.yüzyılda buharlı gemi biçimini almıştır. Eyüp'te tahta oyuncuklar yapan marangozlar babadan gördüklerine hiçbir şey eklemeden yüzyıllar boyu sürdürmüşlerdir.

O dönemde oyuncak imalatı yoktu. Yalnızca tahtadan yapılma birtakım çemberler, fırdöndüler, kayıklar ve kartondan yapılma renkli gölge oyunu tasvirleri ve taş bebekler çocukların en sevdiği oyuncaklar arasında yer alırdı. Bunları daha çok Eyüp'te bulunan bazı marangozlar yaparlardı.
Osmanlı Devleti'nde Çocuk Oyunları

Topaç Oyunu

Sert ağaç cinslerinden topaçlar yapılırdı ve topacı yere hızlıca atınca kırılmaması için genellikle şimşir ağaçı tercih edilirdi.

Topacın ucuna kabara dediğimiz ve yerde dönmesini sağlıyan çivi çakılırdı. Topaçın dengesi önemliydi ve bu denge güzel olursa topaç daha fazla dönerdi. Topaça bal mumu yedirilmiş ip sarılır ve yere atılırdı.

Topaç oyunları iki türlü oynanırdı.

1- Büyükce yere bir daire çizilir ve boş topaçlar bunun içine konurdu, oyuncu topacını bunun içine atarak, yerdeki boş topaçları dairenin dışına çıkarmaya çalışırdı,çıkardığı topaç onun olurdu.

2-Birde zaman yarışı yapılırdı. Aynı anda döndürülen topaçlardan hangisi daha fazla dönerse o galip sayılırdı.

Ayrıca, çocukların açık havada oynadıkları çok sayıda oyun vardı. O zamanlar çocuk parkları olmadığından, çocuklar "cami avlularında, yangın yerlerinde, mezarlık tarlalarında, mahalle aralarında" oynarlardı.

Bunlar arasında Ebe çıldır, Çaylak beni kapamazsın, Pilav pişirdim, Altun beşiğe kim biner, Saklambaç gibi oyunlar en bilinenleridir.

Şenliklerde, padişahın, davetlilerin ve halkın geldiği esas şenlik alanı dışında, ailelerin ve çocukların gittiği bayram yerlerinde de kutlamalar yapılırdı. İstanbul'un çeşitli semtlerinde birçok bayram yeri vardı. Bu bayram yerlerinde bayram günlerinde meddahIar, gölge oyunu ustaları ve orta oyuncular da bulunurdu.

Meydanların çevresi çadırlarla dolardı. En büyük çadırda, hokkabaz, ip cambazı hünerlerini ortaya döker, sergi yerinde de az bulunan deniz hayvanları çocuklara gösterilirdi. Bu bir çeşit sirk çadırı gibiydi. Meddah, hikayelerini meydandaki küçük bir tümsek üstüne çıkarak, iskemle ya da kilim üzerine oturup çevresine adam toplayarak canlandırırdı. Gölge Oyunu daha çok kapalı yerlerde ve hava karardıktan sonra başlardı. Büyük meydanlarda Orta Oyunu takımları bulunurdu. Çocuklar da büyüklerle birlikte bütün bu etkinlikleri seyrederlerdi.

Şenlik meydanlarında çocukları çekecek çeşitli oyun alanları vardı. Çevresi parmaklıklı, daha çok küçük çocukların sıralanarak oturdukları Asma Salıncaklar çok revaçtaydı. Bugün de kullanılan Kolan Salıncakları'na daha büyük çocuklar binerdi. Bunlar uzun seren direklerinin tepesine bağlanan kalın halat ipleriyle kurulur, alt tarafa ayak basacak bir tahta bağlanırdı. Bu salıncaklara iki delikanlı karşılıklı biner ve kalan vururlardı. Çocukların, bazen büyüklerle bindiği Hava Dolabı, ahşap, elli metre kadar yüksekliğe çıkabilen, içinde oturacak yerleri olan dev bir tekerlekti.

Hava Dolabı'nı ya katırlar ya da eşekler -tıpkı bostanlardaki kuyudan su çeker gibi -döne döne çalıştırırlardı.

Çocukların severek bindikleri bir başka oyun aracı olan Atlı Karaca-Atlıkarınca üstü açık, küçük arabalara koşulmuş at, karaca, arslan kafalı, sakallı, bıyıklı, insan başlı, at gövdeli, heykelden olan Atlı Karaca, bir daire üzerine yerden bir arşın yüksekte arka arkaya demir çubuklarla bağlanmış olduğu halde dişli bir çark ile döndürülürdü.

Şenliklerde çocukların çok sevdiği şeylerden biri de Çek Çek Arabası idi. Ancak dört çocuk alabilen bu arabaların göz alıcı süsleri ve püsküllü bir tentesi vardı. Bu arabaları sahipleri çeker ve çocukları şenlik alanı çevresinde dolaştırırdı.

Midillilere, merkeplere, atlara binen irili ufaklı çocuklar meydanı dört dönerlerdi. Özellikle çocukların eğlendiği kısımda oyuncakçılar, simitçiler, börekçiler, şerbetçiler, macuncular dolaşırdı.



Hazırlayan:A.Günsu ÇETİN

K
aynak: prezi.com /tarihtarih.com


Resimler: dunyabizim.com
__________________

Tanrılar, erkeklerin ''balıkta'' geçirdiği zamanı ömründen saymaz. (Babil Atasözü)
Dilaver Şu Anda Forumda.   Alıntı ile Cevapla
9 Üyemiz Dilaver'in Mesajına Teşekkür Etti.