Tekil Mesaj gösterimi
Eski 09.12.14, 14:17   #1
Mislina
Süper Üye
Mislina - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: May 2012
Konular: 458
Mesajlar: 2,989
Ettiği Teşekkür: 4166
Aldığı Teşekkür: 9717
Rep Derecesi : Mislina gerçekten güzelMislina gerçekten güzelMislina gerçekten güzelMislina gerçekten güzelMislina gerçekten güzelMislina gerçekten güzelMislina gerçekten güzelMislina gerçekten güzelMislina gerçekten güzelMislina gerçekten güzelMislina gerçekten güzel
Ruh Halim: none
Standart Hazîne-i Evrâk Nezâreti (Arşiv Binası)

Osmanlı zihniyetinde kâğıt, özellikle yazılı kâğıt saygı gösterilen bir meta olduğundan, belgeler, en küçük müsveddeler bile atılmadan saklanmıştır. Bu yüzden alt birimlere ait, işlem görmüş evrak, müsveddelerine varıncaya kadar aylık torbalara konmuş, bir yıl içinde biriken evrak bu torbalarda üzerine daire adı ve yılı yazılı olarak gerektiğinde müracaat edilmek üzere mahzenlerde muhafaza edilmiş. Bu belgeler daha çok sandıklarda ve torba, kılıf, mahfaza, atlas kese v.b içinde korunmuş.

Osmanlı merkez bürokrasisinde, arşiv malzemesinin korunması, devlet sırlarının saklanması, çalınmaması, kayıtların tahrif edilmemesi, bürokratik teamüllerin ciddiyetle takibi, "kâ’ide-i kadîme üzere" hareket edilmesi gibi hususlarda ciddi önlemler mevcuttu.

Mesela 1590 yılında bazı belgelerin çalınma ve tahrifin de suçu görülen bazı Dîvân-ı Hümâyûn kâtipleri idam edilmiş ve bazıları da elleri kesilerek devlet hizmetinden atılmış.




Hazîne-i Evrâk binasının dış görünümü 1940’lı yıllar


Nitekim defterleri, "Devletin hazinesi" olarak vasıflayan bu anlayış, terkedilmemiş, Sultan Abdülmecid (1839-1861) döneminde modern anlamda Bâb-ı Âlî'de inşa edilen arşiv binasına "Hazîne-i Evrâk" adı, idarecisine de "Hazîne-i Evrâk Nâzırı" ünvanı verilmiştir.

HAZÎNE - ĐEVRÂK'IN KURULUŞU

Tanzîmât, Osmanlı Devleti'nin idarî yapısında büyük bir değişimin yaşandığı dönüm noktasıdır. Bürokraside olduğu gibi arşivcilik konusunda da Tanzîmât'tan itibaren yeniden düzenleme ve geliştirme faaliyetleri dikkat çekmektedir. Tesis edilen binalar, kurumlar ve neşredilen nizamnameler Osmanlı yönetim şekline olduğu kadar arşivciliğe de yeni bir çehre kazandırmıştır. Tanzîmât'la birlikte artık yalnızca merkez dairelerdeki kâtiplerden oluşmayan mülkiye; taşra yönetimi, adalet, eğitim ve nüfus sayımı gibi alanlarda modern sivil bürokrasiden beklenen işlevlerin bir çoğunda sorumluluk üstlenmiştir. Dolayısıyla bürokrasi hem karmaşık olmaya başlamış hem de hacmi genişlemistir. Buna merkez-taşra arasındaki bilgi akısının hızlanması da eklenince hem merkezde hem de taşrada bürokratik malzemenin hacmi iyice arttığından merkez ve taşra bürokrasisinde ciddi bir arşiv sıkıntısı ortaya çıkarmıştır.

Osmanlı Devleti'nde ise başlangıçtan beri var olan düzenli arşivler imparatorluğun gerilemeye yüz tuttuğu dönemde diğer kurumlar gibi bozulmaya başlamıstır. Kese, torba ve sandıklarda muhafazasına itina edilen milyonlarca vesika, 18. yüzyıl ortalarından itibaren ihmale uğramış ve fena şartlara maruz kalıp intizamsız yığınlar haline gelmiştir. Bu perişan hal, hem istenen ve devlet ile vatandaş hukukunun ispatı ve korunması için gerekli olan bir çok vesikanın aranıp bulunmasını güç ve hatta bazen imkansız kılıyor, hem de vesikaların zaman içerisinde çürüyüp gitmesine sebep oluyordu. Bu şartlar altında 1785 yılında sadrâzam sarayı bahçesinde yaptırılan kâgir mahzen yetersiz kalmıştır.




Vilayet Bahçesinde eski Defterdarlık binasının altında arşiv belgelerinin depolandığı bölüm.


Aradan yaklaşık yarım asır geçtikten sonra Bâb-ı Âlî bünyesinde yeni bir arşiv binasının tesisi söz konusu olmuştur. Fakat bu defa kısmi arşiv malzemesi için değil, Sultanahmed ve Bâb-ı Âlî civârında bütün evrak mahzenleri gözden geçirilerek, bundan sonra birikecek belgeler göz önüne alınmak suretiyle bir arsiv binası düşünülmüştür. Dünyada modern merkezî arşivlerin kuruluşu da daha çok XIX. yüzyıl başlarına tesadüf etmektedir. Mesela Fransa'da Milli Arsivler (Archives Nationales) 1789 senesinde kurulmuştur. Bu tarihe kadar devletin resmî evrakı, ilgili devlet kuruluşlarının içinde muhafaza edilmektedir. İngiltere'de ise ancak 1838 senesinde bütün dağınık koleksiyonlar bir araya toplanarak merkezî bir arşiv oluşturulabilmiştir.

Osmanlı Devleti'nde de modern arşivcilik çalışmaları aşağı yukarı Avrupa'dakinden biraz süre sonra başlamıştır. Modern arşivciliğe geçişte ilk adımlar 1845 tarihinde devrin Maliye Nâzırı olan Safvetî Paşa tarafından atılmıştır. Bu teşebbüsle 1837 yılında Maliye Nezâreti'ne dönüştürülmüş olan Bâb-ı Defterî döneminden kalan ve Topkapı Sarayı'ndaki Enderûn Hazînesinde saklanan milyonlarca belgenin günümüz tasnif anlayışına uygun olarak, kalemlerine göre ayrılıp depolara konulduğunu görüyoruz. Safvetî Pasa Sadrâzam Mehmed Emin Rauf Pasa'ya sunduğu tezkirede, Maliye Hazînesi'nden kâtipler görevlendirerek Enderûn'daki defterleri tek tek incelettiğini ve her bir defteri ait olduğu kalemlere göre ayırttığını bildirmiştir. Saklanmasına lüzum görülmeyen mülgâ yeniçeri ocağına ait bir takım evrak ve eski defterler ile evrakının da saray fırınlarında imha edilmesi isteği de münasip görülerek uygulamaya konulmuştur. Bu tesebbüşü, arşivcilik açısından ileride atılacak radikal ve modern adımların ilk işareti olarak değerlendirmek mümkündür.

Modern arşivcilik konusunda gerekli ön çalışmalar yapıldıktan sonra esaslı adımlar 9.11.1846 tarihli irade ile atılmıştır. Defterhane ve Bâb-ı Âlî civarında bulunan mahzenlerde saklanan devletin önemli islerine ait belgelerin, buraların rutubetli olması sebebiyle çürümekte olması ve karışıklık dolayısıyla aranıldığında istenen belgenin bulunmasının imkansız hale gelmesi sebepleriyle Avrupa'daki benzerlerine uygun olarak Bâb-ı Âlî dahilinde geniş ve muntazam, kütüphane seklinde kâgir bir binanın inşaatına karar verilmiştir. Bu karara Avrupa'ya elçi vesair resmî görevlerle bir kaç defa gidip, orada arşivlere verilen önemi görmüş ve arşiv konusunun büyük önemini de hakkıyla kavramış Koca Reşid Paşa da destek vermiştir. 1846 yılında sadârete gelir gelmez, depoları dolduran o değerli vesikaları, modern icaplara elverişli bir bina içinde muntazam ve mazbut surette toplamak için derhal harekete geçmiştir.



Bu zamana kadar Defterhane'de ve Bâb-ı Âlî civarındaki mahzenlerde saklanan devletin mühim islerine ait vesikaların buraların rutubetli olması hasebiyle çürüdüğü ve mahzenlerin dar olmasından dolayı birbirine karışıp yırtıldığı, defterhane'de olanların dahi perişan bir halde oldukları, gerektiği zaman eski kayıtların bulunmasında büyük zorluklar olduğu ve hatta bulunamadığı, bu tür evrakların devletin önemli senetlerinden olduğu, çeşitli devletlerle yapılan muahede ve mukavelelerin asıllarının bu suretle dağınık ve perişan olmasının uygun olmadığı belirtilerek, bu tür lüzumlu evrakların hıfzı, nakli ve aranıldığında kolaylıkla bulunabilmesi için Bâb-ı Âlî derûnunda geniş ve muntazam kütüphane seklinde kâgir bir bina yaptırılması düşünülmüstür. Dârülfünun binasının mimarı Fossati'ye bir resmi yaptırılarak yeni icad tuğladan ve yeni tarz üzere yapılmasıyla rutubetten de kurtulabileceği düşünülmüş. Bunun Bâb-ı Âlî içinde uygun bir yere Hazîne-i Evrâk adıyla inşâsı ve oda oda ayrılarak, bir odasının Dahiliye evrakına ve diğerlerinin de Dîvân ve Hariciye evrakına tahsis olunması, kâtiplerden uygun birisinin mustahfız-ı evrak tayin kılınması, ayrıca gerektiğinde müracaat etmek maksadıyla içine coğrafya ve tarih kitaplarıyla lüzumlu haritaların konulacağı bir ihtisas kütüphanesi yapılması karara bağlanmıştır. Fossati'nin projesine uygun olarak yapımına başlanan binanın planında aradan çok fazla zaman geçmeden bazı değişiklikler yapılması gerekmiştir.Bir kat olarak yapılması düşünülen binanın tamamıyla rutubetten kurtulamayacağı düşünülmüş ayrıca büyük evrak sandıklarının da konulabilmesi için binanın iki kat olarak yapılması gerektiğine karar verilmiş.
Hazîne-i Evrâk binasının inşası devam ederken bina hazır oluncaya kadar hıfz-ı evrak usûlünü yoluna koyması beklenen Muhsin Efendi müdür tayin edilmiştir. Muhsin Efendi'nin müdürlük vazifesi ile birlikte Meclis-i Vâlâ azalığı da üzerinde bırakılmış. Ancak Sadrâzam Mustafa Resid Paşa, Muhsin Efendi'nin "Müdürlük tabirinde bir nevi kalem ve maiyyet memuru gibi olacağından" bahisle bu ünvan nâzırlığa çevrilmiş ve kuruluşun adı da Hazîne-i Evrâk Nezâreti olarak değiştirilmistir . Muhsin Efendi'ye her iki görevi için toplam 15000 kuruş maaş tahsis edilmiştir.

Kaynak
__________________
"Ama gerçek, aziz dostum, can sıkıcıdır."

Mislina isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
3 Üyemiz Mislina'in Mesajına Teşekkür Etti.