Tekil Mesaj gösterimi
Eski 09.12.14, 17:17   #3
Mislina
Süper Üye
Mislina - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: May 2012
Konular: 458
Mesajlar: 2,989
Ettiği Teşekkür: 4166
Aldığı Teşekkür: 9717
Rep Derecesi : Mislina gerçekten güzelMislina gerçekten güzelMislina gerçekten güzelMislina gerçekten güzelMislina gerçekten güzelMislina gerçekten güzelMislina gerçekten güzelMislina gerçekten güzelMislina gerçekten güzelMislina gerçekten güzelMislina gerçekten güzel
Ruh Halim: none
Standart Cevap: Hazîne-i Evrâk Nezâreti (Arşiv Binası)


Hazine-i Evrak Binası bugün İstanbul Valiliğinin kullanımında olan Babıali'nin içinde, Gülhane Parkı girişindeki Alay Köşkünün karşısında Paşa kapısından girince hemen sağ tarafta yer alır. Uzun yıllar TC Başbakanlığına bağlı Osmanlı Arşivleri 1. nolu depo binası olarak kullanıldıktan sonra 2008 yılında restore edilerek Ulusal ve Uluslar arası Araştırma, arşiv, belgeleme ve okuma salonu olarak kullanıma açılmıştır, halen bu hizmetini sürdürmektedir.
Osmanlı devletinin ilk devirleri hakkında ne yazık ki diğer dönemlere nazaran yok denecek kadar az belge vardır. Kuruluş dönemlerinin savaşta geçen karışık yılları arasındaki belgeler muhtemelen Timur İstilası veya Fetret Devri saltanat kavgaları nedeni ile imha edilmiş olmalıdır. Arşivlerde yoğunlaşma İstanbul fethinden sonradır.
Osmanlı imparatorluğunda İstanbul’un fethinden sonra ilk arşiv Yedikule’de oluşturulmuş ve bu arşiv kısa süre sonra Atmeydanı’na taşınmıştır. Defterhane Hazinesi, Divan toplantılarının sürekli ve düzenli yapıldığı devirlerde Topkapı Sarayı’nda divanın toplandığı Kubbealtı dairesinin yanı başındaki Hazine-i Amire yani devletin hazinesi ile birlikte saklanmıştır.28 Eylül 1846 da Mustafa Reşit Paşa’nın sadrazamlığa getirilmesi ile beraber arşiv çalışmaları hızlanmıştır.



Modern anlamda ilk arşiv binasının yapım işi 8 Kasım 1846 tarihli Abdülmecit’in iradesi ile karar altına alınmış, bina inşaatı 12 Ekim 1848 yılında tamamlanmıştır. Yeni yapılan binanın rubetli olacağı ve içeriye konulacak evrakların zarar görmesi düşüncesinden hareketle hemen hizmete açılmamıştır. 1850 yılından itibaren arşiv malzemeleri bölüm bölüm yerleştirilmeye başlanmış ve raporlarda ısrarla belirtilen yangın önlemlerinin (İç döşemesinin ahşap yerine mermer olması, ahşap kapı ve pencerelerinin demir kepenkler ile korunması, ahşap merdivenlerin demirden yapılması, çevrede yapıya bitişik parsellerin alınıp, bahçeye katılması gibi) tamamlanmasından sonra 1853 yılında resmi açılış yapılıp fiilen kullanıma açılmıştır.
Yapının zemin kat planını ve giriş cephesini gösteren orijinal proje İsviçre Bellinzola Arşinde bulunmaktadır. Hem İsviçre’de bulunan çizim hem de bu belgelerin ortaya koyduğu durum ve günümüzdeki yapının rölevesi ile karşılaştırıldığında Fossaitinin tasarladığı projeler de daha ilk uygulama aşamasında ciddi değişiklikler yapıldığını göstermektedir. Bu değişikliklerin en önemlisi bir kat olarak tasarlanan yapının rutubetten dolayı tam olarak kurtulamayacağı, büyük evrak sandıklarının içine sığdırılamayacağı düşüncesi ile yapım aşamasında iken iki kat olarak yapılmasına karar verilmiş olmasıdır. Yapının inşaat malzemesi ile ilgili defterde; inşaat seçilen noktada sağlam kil ya da kayaya ulaşıncaya kadar 4 metreyi geçmeyecek şekilde temel kazılması ve temel çukurunun 2 metre yüksekliğe kadar Boğaziçi kırma taşından, kapanca kumundan ve Fransız şuvayder delik kirecinden bir zemin haline getirileceği, temel duvarlarının üzerine bir buçuk metre yüksekliğe kadar Malta taşından kordon silmeli bir taş duvar örüleceği, havalandırma için demir parmaklı penceler konulacağı belirtilmiş ama bu pencereli bölüm inşa edilmemiştir.


Yapının çatısı, başlangıçta kurşun örtü düşünülmüş ancak yapım aşamasında kurşundan vazgeçilerek kiremide dönüştürülmüştür. Yine yapılış tarihlerinde üst kata ulaşmayı sağlayan ahşap merdiven yerine demir döküm merdivene dönüştürülmüştür. Bu merdiven malzemesi kadar formu açısından da ilk merdivenlerden farklı olduğu, Fossattin’in İsviçre’de saklanan orijinal çizimlerinden anlaşılmaktadır. Yine kapılar “Franzkari” olarak belirtilen demir dökümden hazırlanmıştır. Malzemelerin üretilmesi ve montajında Demir Fabrika-i Hümayununun müdürü Halil Paşa’nın adı geçmektedir. Yangına karşı alınan önlemlerin işe yaradığı Bab-ı Ali yangınlarından fazla etkilenmemiş olmasından anlaşılmaktadır.
1896 yılında (Muhtemelen 1894 depreminden sonra) yapının tekrar tamir edilme ihtiyacı ortaya çıkmış, Midillili Kosta Kalfa bu görevi üstlenmiştir. Doğramaların ahşap, çatı döşemesinin Marsilya kiremedi olarak yenilenmesi dışında ahşap pencereler yakın tarihte aliminyum doğrama olarak yenilenmiştir. Osmanlı dçnemi boyunca sürekli bakım ve onarımı yapılan binanın bazı önemli belgeleri Birinci Dünya Savaşı sırasında 208 sandık ile Konya anber Reis Camine yollanmış ve 1916 yılında tekrar geri getirilmiştir.

Kaynak


Not: ( @ZeZe saklanmasında yarar görüyorum.

6102 sayılı Yeni Türk Ticaret Kanunu ve 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununa göre 10 yıl, Vergi Usul Kanunu’na göre zaman aşımı süresi 5 yıldır.
__________________
"Ama gerçek, aziz dostum, can sıkıcıdır."

Mislina isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
2 Üyemiz Mislina'in Mesajına Teşekkür Etti.